1 Ekim’e giderken… – Veysel IŞIK

‘Bütünüyle karşı taraftan yetkili sorumlu bir yaklaşım isteniliyor. Dağ gibi sorunlar var. Bu sorunların çözümü için muhatabımız kimdir? Cumhurbaşkanı seviyesinde mi yaklaşım gösterilecek? Hükümet seviyesinde mi yaklaşım gösterilecek? Ordu seviyesinde mi yaklaşım gösterilecek?… Çözümden kaçan taraf biz değiliz. Çözümsüzlük karşı tarafın işidir; o savaşı derinleştiriyor ve onbinlerin hayatına mal olabilecek bir sürece sokuyor. Açıkçası BİR MUHATAP ARIYORUM.” Bu sözleri Amaralı 1993 yılında Turgut Özal’ın ateşkes çağrısı üzerine yaptığı basın toplantısında söylemişti.

Aradan 26 yıl geçti. 26 yıl sonra Amaralı’nın durduğu nokta aynı. Bu sözler bugün için de aynı geçerliliğini koruyor. En son İmralı’da avukatlarıyla yaptığı bir görüşmede ‘rasyonel devlet aklı?’ diye bunu tarif etti. 1993’ten günümüze neler yaşanmadı ki? Katliamlar, infazlar, köy-şehir yakmalar, sürgünler, ırkçılık, zulüm, kan, vb daha sayabileceğimiz çok sayıda olaylar yaşandı akıp giden bu yıllarda. Muhatapsızlık ya da başka bir ifadeyle oluşmayan rasyonel devlet aklı tüm bu yılları heba etti. Hem bir muhatabın oluşması hem de var olan sorunların diyalogla çözülmesi için Kürt Hareketi ve önderi imkansız görünen farklı adımlarla bu sürecin oluşması için neredeyse her yolu denedi. Ateşkesler, gerillaların sınırların dışına çekilmesi, barış gruplarının Türkiye’ye gelmesi başvurulan çarpıcı ve bir o kadar da önemli adımlardı. 1999’da Türkiye’ye dönen ilk barış grubunda yer alan ve beş yıl cezaevinde kalan Seydi Fırat ile 1 Ekim 2019’a giderken 1999’tan bugüne kadar olan dönemleri ve yaşananları konuştuk.   

“Hayatta en zor olan barıştır” diye giriş yapıyor sohbetimize ve Seydi Fırat başlıyor anlatmaya. “Barış gruplarının Türkiye’ye gönderilmesi çok önemli bir adımdı. Kürt Özgürlük Hareketinin barışa verdiği önemin düzeyini gösteren bir yaklaşımdı. Bu girişim Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın perspektifiyle gerçekleşti. Devlet, başkan Apo’nun esaretiyle PKK’nin dağılacağının beklentisi içindeydi. Sorguda örgütün ne zaman ve kaça parçalanacağını, bu parçalanmaların başını kimlerin çekeceği konusunda sorular soruyorlardı. İşin arka cephesine baktığımızda Kürt isyanlarının durumu biliniyor. İsyan liderleri yakalandıklarında veya bir komplo ile saf dışı edildiklerinde isyan mekanizması parçalanıyor ve isyan etkisizleştiriliyor. Aynı kaderin Kürt Özgürlük Hareketinin başına geleceğinin beklentisi içindeydiler komplocu güçler. Özgürlük Hareketinde bu dönem bazı kopmaların ortaya çıkışı devletin beklentisini artırmıştı. Devletin bu yönlü aşırı beklentisi ve kibirli bakışından dolayı gidişimize barışçıl bir yaklaşım göstermedi ve ağır cezalar verdi.”

Tüm bu süreçler ve barış gruplarının gelmesi devlet nezdinde gereken ciddiyetin oluşmasını sağlayamadı. “Devlet aklı hep Özgürlük Hareketi zorda kaldığı için böyle bir adımı atıyor yaklaşımıyla olaylara yaklaştı galiba” diye araya giriyorum ve Fırat devam ediyor anlatmaya: “Kürt Özgürlük Hareketi bu hamleyi kendi mücadelesinden kazandığı özgüven ve güçle yaptı. Bu adım tarihi bir mücadelenin ulaştığı düzeyi ve halka karşı sorumluluğun gereğiydi. Biz bu adım ile barış zeminini güçlendirmek istiyorduk. Giden grupta bu durumun farkındaydı. Bu süreç Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde gelişti ilkin. Daha sonra AKP iktidarının dönemi başladı. AKP baştan sona bu süreçlerden nemalandı. Türkiye halklarının ve Kürt Özgürlük Hareketinin demokratik-barışçıl yaklaşımları üzerinde partisel çıkarları esas aldı. Tüm enstrümanları kendi parti ve iktidar çıkarları için kullandı. Barışa yönelik tüm beklentileri boşa çıkardı. Çok planlı bir stratejiyi adım adım geliştirerek ortamı savaşa evirdi.

Barış grupları Türkiye ortamında demokratik alanda çok değerli çalışmalar yaptı. Sivil toplum alanında önemli platformların gelişimine vesile oldu ve öncülük yaptı. Türkiye Barışını Arıyor konferansı, barış meclisi, barış deklarasyonları vb çok sayıda faaliyetleri oldu. Şimdiki durum çok ürkütücü bir tablodur. AKP’nin bu kadar faşist bir uygulamaya yöneleceğine ve buna imkan bulacağına kimse inanmıyordu. AKP’nın şimdi her alan üzerinde ağır bir saldırısı var” diye özetliyor.

“Nasıl gelindi bu sürece? Kürt hareketi ve Türkiye’de gelişen demokrasi güçleri hiç mi bunu fark etmedi di?” diye sorduğumda ise Fırat: “Türkiye’deki herkes tecrit ve baskı altında. AKP herkese operasyon yapıyor ve herkesi operasyona tabi tutuyor. Tüm yöntemleri muhalif kesimlere karşı kullanıyor. Ancak bu sürece gelininceye kadar belki biz daha seri kanlı olabilirdik. Bu dönemleri yeterince değerlendiremedik. Kendim 2009’tan sonra AKP hakkında daha farklı sonuçlara vardım. Şimdiki tablo oldukça ürkütücüdür. Evet 1990’larda faili meçhuller, köy yakmalar vb şeyler oldu ancak AKP dönemindeki gibi mitinglere yönelik intihar eylemleri olmadı. Amed, Suruç ve Ankara saldırıları 1990’ları aşan saldırılardır. AKP dönemindeki Kürt düşmanlığı stratejisi cumhuriyet tarihinin en yıkıcı stratejisidir. AKP sadece dış politikaya yönelik bir maske taşımadı. İçe dönükte bir maskesi oldu. Kendini şirin gösterme süreci var. Bu şirin gözükme süreci Dolmabahçe mutabakatını tanımadığını söylemesiyle bitti.”

“Kürtler ne yapmalı ki sayın Öcalan’ın stratejik olarak önüne koyduğu barış ve diyalog gelişsin?” diye soruyorum. Fırat, “Özgürlük Hareketi büyük baskı ve soykırım politikasına karşı tüm seçimlerde büyük başarılar elde etti. Buna rağmen biz de halkımızın taleplerine tam cevap olamadık. Kendi şahsım adına söylüyorum. Önder Apo 20 yıldır tek hücrede büyük bir mücadele veriyor. Hiç bir lider bu kadar haksızlığa ve işkenceye tabi tutulmamıştır. Devletler kendi muhaliflerine kaşı anti demokratik davranıyorlar, ancak hiç birisinin Türkiye kadar yasalarını çiğnediğini düşünmüyorum. Dolayısıyla bizlerin de bunun bilinciyle hareket edip mücadelemizi daha kapsamlı bir şekilde yürütmemiz gerekiyor. Geliştirilecek mücadele gücüne bağlı olarak, kadın, gençlik ve toplumun bir bütün kesimlerinin katılımıyla barışa giden yolun taşları düşenebilir. Başka her türlü beklentili ruh hali faşizmin daha da hırçınlaşması ve saldırganlığını kendisiyle beraber getirir ki bu da daha nice yılların savaş, göz yaşı, yıkım demek olduğunu bilmemiz gerekiyor. Buradan herkese çağrımdır. Şimdi özgürlük için daha çok çalışma ve kenetlenme zamanıdır” diyerek sözlerine son veriyor.

Yazarın diğer yazıları

    None Found