1 Eylül’e girerken bir narsistin anatomisi

İnsanlık tarihinin belki de bilinen en büyük narsisti Hitler’di. Ne var ki, günümüzde Hitler’i Narsizm’de yani kendine sevdalanmışlıkta kat be kat aşan başka biri vardır, o da; Recep Tayip Erdoğan’dır. 

Erdoğan’ının ruhsal sahasını inceleyen çok kişi vardır, muhtemeldir ki bugünlerde bu incelemeye Avrupa’nın psikologları da katılmışlardır. Nedeni açıktır, zamanında Hitler’i yeterince incelemeden araştırmadan yanında duranlar, Sovyetlere karşı pohpohlayanlar, arka çıkanlar en geç 1 Eylül 1939 yılında Hitler’in Polonya’ya saldırısıyla sıranın kendilerine geleceğini- çok geçte olsa- anlamışlardır. Bir kez daha aynı duruma düşmemek ve daha büyük kayıp etmemek için Avrupalıların da Erdoğan’ı masaya yatırmaları, Avrupa’da patlayan-patlatılan DAİŞ bombacılarını engellemek için ihtiyaçları vardır. 

Biliniyor ki, narsist insanlar, demokrasiyi kendilerine yaramadıkça sevmezler. Yine biliniyor ki bu tür kişiliklerin kendilerini büyük görme duygusu çok fazla öndedir. Böyleleri kendilerini çok mu ama çok özel ve önemli görürler. Asla başkalarına benzemeyi sevmezler, sevmedikleri gibi başkaları gibi olmaktan ise öcüden korkarcasına kaçarlar. Özel olduklarını hissettirmek için çok mu ama çok uğraşırlar. Yitip gitmemek için övgüye ihtiyaç duyarlar. 

Bilelim ki bu tür kişilikler; önemli olduklarının duygusunu yoğun yaşadıkları gibi, yeteneklerini de abartırlar. Hep saygı beklerler. Bilinçaltı ve hayal dünyalarında güç zehirlenmesini yaşarlar. İltifata bayılırlar. Eleştiriye aşırı duyarlı hatta “aşağılanmış olma, öfke ve utanç duyguları” ile karşı koyar ve mutlak hesabını sorarlar. Korkunç çıkarcıdırlar. İlkeleri aynen Makyavel gibidir. Çok özel oldukları için ancak onları özel kişiler anlayabilirler, saplantıları derindir. İnanılmaz ölçüde; kindar, hırslı ve kıskançtırlar. İnsanın en iyi meziyeti olan acıma ve affetme duygularını çirkince kullanırlar. Ayrıcalıklı muameleyi hep ona yapılmasını isterler. Ve en barizi ise bu kişilikler başarı elde ettikçe ne kadar derin hasta ve güç zehirlenmesiyle kaplandıkları da daha açıktan görülürler. Böylelerinin bir de ilkeleri yoktur. “İlkelerini değiştirmek yaşam felsefeleridir.”

Narsist kişilikler korkaktır

Narsist kişiliklerin özellikleri böyle iken bir de derinden yaşadıkları vardır, kimsenin görmesini ve bilmesini istemedikleri; bunlar da korkularıdır. Narsist kişilikler hödlerken esasta müthiş korkaktırlar. Özü itibariyle öz güvenden, aşağılık kompleksinden mustarip olan böylesine tipler korkmadıklarının taklidini yapmak zorunda hissederler kendilerini. Bu taklit bir alışkanlık hali aldığı içindir ki, dışa dönük güvenli görünürler. 

Ve tabi Narsistlere dönük söylenecek çok şey vardır. Bu tip kişilikler empati yoksunudur. Onlarla hareket eden hatta onlara gönül bağı ile bağlı olanlar kimliksiz ve kişiliksiz olmak zorundadırlar. Bilelim ki empati yaptıklarını söylediklerinde bile özü itibariyle yapılan numaradır, çıkarları için diğerlerini kullanmadır. Müthiş rolcüdürler. Bir psikoloğun belirttiği gibi: “Etkileyici, çarpıcı, rol yapıcı davranışlarını çoğu zaman farkında olmadan gerçekleştirirler.” Ve yine mütevazilik oynarlarken de egolarını parlatmak için yaparlar. 

Evet, böyle kişilikler iyi rol oynarlar. Bunun için insanları etkileme becerileri yüksektir. Göz boyamada üstlerine yoktur. Kimin ne istediğini ne duymak istediklerini iyi bildiklerinden hayranlık uyandırana kadar başkalarının duymak istediklerini duygularına iyi hitap ederler. Ve bir kez bunu başarmış ise etraftakiler narsist için hiçtir, tepelenip ezilmesi ise müstahaktır. İlk ilişkilenmede neredeyse herkesi etkileye bilirlerken, kendi sahalarına girenlerce zamanla egoist ve menfaatçi yönlerinden dolayı nefret edilirler. Yine de yanında duranlar varsa, zenginlikleri, paraları ve iktidarlarındandır. 

Sıradan bir insan olmamak için inanılmaz ölçüde –şişirilmiş egolarından dolayı- çok çalışırlar ve başarılı olmak zorundadırlar. “Çoğu işkoliktir, ne istediğini bilir ve amacına kilitlenir.” Bu kişilikler tam da kapitalizmin ihtiyaç duyduğu kişiliklerdir. Hep bir şekilde özel karşılanmak hatta kırmızı halı ve özel binalarda ağırlanmak istenirler. Velev ki böyle olmadı, siz o zaman görün narsist kişilikleri… Narsist kişi insanları aptal yerine koymayı sever. Alay etmesini daha fazla sever. Hatta bu tür durumlar onu keyiflendirir. Rekabetçidir. Doyumsuzdur. Hırslıdır. Kiminle oldukları, nasıl oldukları, ne yedikleri, ne içtikleri, ne giyindikleri hatta nereye gittikleri hep özenle seçilmiştir. Kendileri dışında kimseye bağlanmazlar. Birilerine bağlanmayı aptallık olarak ele alırlar. Güç hastasıdırlar. Hile ve riyakarlık, hile ve yalan temel bir desturlarıdır. İfade edildiği gibi desturları: “Gayeye ulaşmak için her yol caizdir.” Ve nitekim yalanla tepede durabilirler. 

Hata yapmaktan çok korktukları için, hatalarının söylenmesini hemen kişiselleştirirler. En basit eleştiriyi kişiliklerine yapılmış bir müdahale, kendilerine atılan bir ok gibi görürler. Kendilerini aşağılanmış gibi hissederler, bu onları çok sıkar. Böyleleri kendilerini sağlıklı ele alamadıkları için doğası gereği eleştirilerde ısrar edilirse dünyanın en büyük hakareti, küstahlığı ve tehdidi ile yüz yüze kalacağınızı bilmeniz gerekir. Hele bir de böyleleri güç elde etmiş ise, güç biriktirmiş ise vay bu kişiliklerin hedefi olanlara. Bu çoğu zaman öyle hal alabilir ki, bu kişilikleri anlamak çok güç olabilir. Aynen evin şımarık çocukları gibi herkese, her tonda, her düzeyde söz ve hakaret etme hakkı ve yetkisini kendilerinde görürler. Doğası gereği böyle tipler aklıselimleri sağlam değildir. Saldırgandırlar. Saldırmadıklarında kendilerinin yerine saldıracakları hazırlarlar, saldırtırlar hatta çoğu zaman insanlık suçları kapsamına girecek eylemlerde geri durmazlar. 

Narsist kendine aşıktır

Evet, böyle olan bir tip zamanla nefret uyandırır, çekilmez olur. Öyle ki bu duruş doğal haliyle bir tecavüzcü duruş olduğu için onun yanında duranlar hatta onunla olanlar bile tecavüze uğramış olma duygusunu sürekli yaşarlar. Bir kere bulaşılmıştır ve üstelik bulaşma kendiliğinden olduğu için ayrılma zor olmaktadır. Çünkü bir narsistin yanında ayrılmaya kalkışmak demek başlı başına hedef olmak demektir. Gururuyla oynanması demektir. Metal Yorgunluğu olarak ifade edilen gerçeklik özü itibariyle bu kişilikler olmak istemeyipte zoraki kalanlara söylenen sözden öteye bir şey olmadığını onunla olan herkes bilir. 

Üstelik bu kişilikler eğer çıkarları tehlikede değilse, hatta çıkarlarınız onların ki ile örtüşüyorsa belki de en iyi ilişkilenilecek insan olabilirler. Çekici olabilir. Yeter ki onun ya da onların çıkarlarıyla çelişmemelisiniz. Çeliştiğiniz andan itibaren, ilkeymiş, eski dostluklarmış, yol arkadaşlıkları imiş, yoldaşlık imiş, dava adanmışlığı imiş sözleri hepsi bir anda boş söz oluverir. Çeliştiğiniz anda, yapılacak ilk iş o çelişenin hayatını dürmektir. Acılardan acı beğendirilmesidir. Tanrının lütfu deyip geleceklerini siyaset eylemedir. 

Egoları şişik olduğu için reklamlarını severler. İsimlerinin çok geçmesi en büyük arzularıdır. Gizliden birilerine yardım edemezler. Yardımlarını da herkes bilmelidir ki, ne oldukları bilinsin, gururları okşansın. Evet, böyleleri bir de kibirlidirler. Havalıdırlar. Kendilerine aşıktırlar. 

Tuhaf gelse de gerçekten de bu tip kişilikler sevecen de görünmeye çalışırlar. İlişkileri yönlendirmesini iyi bildikleri için onlarla ilişkilenenleri etkileyebilmektedirler. Hatta onlarla ilişkilenenler önceleri rahatsız olmayı bırakalım, pozitif bile etkilenirler. Öyle ki sanki sizi seviyormuş gibi bile yapabilirler. Halbuki bu beyhude bir düşüncedir. Narsistlerin sevdikleri tek bir kişi vardır, o da; kendileridir. Boşuna narsistin eşi, “o Allah’ını da çıkarları için satar” dememiştir. 

Doyumsuz oldukları içindir ki çok mu ama çok tehlikelidirler. Çünkü böyle olanların egolarını tatmin etmek çok zordur. Bir kere tatmin etmeye kalkışmışsanız vay halinize. Üstünüze üstünüze gelir. Hatta üstünüze biner. Daha fazla daha fazla diyerek elinizi uzattığınıza pişman eder sizi. Buna belki de en iyi örnek önce narsistin en yakın arkadaşlarıdır. Peşi sıra şimdi köşeye sıkıştırılmış olan Bay Fettul Munafık’tır. Ardından ise narsistle ilişkilenen komşu ülkelerdir. Onların liderleridir. Ve tabi belki de bu kategoriye en çok girecek olan Almanların Şansölyesi olan hanımdır. Hanım elini uzadıkça narsistin istemleri çoğaldıkça çoğalmış, eninde sonunda Alman Şansölyesi neredeyse Hitler Nazicisi bile olmuş ancak yine de yakasını kurtaramamıştır. Hala yakasını narsistten nasıl kurtaracağı ise tüm dünyanın merakı diyelim. 

Böyle oldukları halde sanki birileri onlara hakaret etmiş, hakkını yemiş, büyüklüğünü kıskanmış, önünü kesmiş ve hatta ona çelme taktığını bar bar tüm dünyaya özelde kendi yakın çevresine feryadı figan etmekten geri durmamıştır. Beşin birden büyük olduğu sözü başkaları için geçerlidir. Beşin birden büyüklüğü esasta ona dönük olan bir engelleme olduğu için beş esastır. Halbuki herkeste biliyor ki 80 milyon kesinlikle birden daha büyük ve daha değerlidir. Ancak megaloman narsist kişilikler bunu görmezler. Çuvaldızı başkalarına batırmaya hayran ancak iğneyi ise kendilerine batırmaya yanaşmayanlardır. Canları sıkılmış ise herkesin sıkılması ve acı çekmesi lazımdır 

Açtırlar, açgözlüdürler

Sonuç itibariyle narsist kişiliklere dönük çok şey söylenebilir. Böyleleri ruh halleri bozuk olduğunda ruh hastasıdırlar. Depresiftirler. Sinir bozucudurlar. Gergindirler. Agresiftiler. Hep dikin üstündedirler. Batıcıdırlar. Kirpi gibi dikenleri hep batmaya hazırdırlar. Açtırlar. Açgözlüdürler. Doymaları zordur. Ve doğası gereği de hep mutsuzdurlar. Böyleleri doğası gereği düşmeye de meyillidirler. Arabaların içine girdiklerinde, bilinmez ama balyozlarla çıkarırlar. Arada sırada ortalarda kaybolurlar, nereye gittikleri ise bilinmez bunların. 

Narsistlerin yanında iradeli kişilikler duramaz. İradeli kişilikler kişiliklerinden taviz vermezlerse, kendilerini- nedenlerini bilmedikleri bir şekilde- kapı önünde bulurlar. Yol ayrımları hep böyle başlar. İradeli kişilikleri iradesiz kılarak, kendi yedeği haline getirerek kabul ederler. Ancak bir kere iradesi kırılmış ise bu iradesi kırılmış olanı sanki çok özelmiş gibi muamele ederek, kendisinden sonra kendisiymiş gibi duygusu vererek, iradesi kırılmış olanı da bozarlar. Yanında duranlar ne kadar bozulursa –yani ne kadar dalkavuklaşırlarsa- o daha fazla güçlense de, birey olarak güçlenmiş haliyle daha fazla hata yapar. Potlar kırar. Yanlışlıklarını düzeltmek giderek zorlaşır. Öyle ki çuvaldızı artık çuvala koyup saklamak yardımcıları olacak olan iradesiz kişilikler için bile zorlaşır. Çünkü böyle bir narsist zamanla narsizmi de aşarak, haşa tek ve mutlak güç olduğu duygusuna kapılır ki, burada artık baş aşağı gidiş başlar. 

Ama bilelim ki, böyleleri eğer bunca çabaya rağmen bir kere olsun tepeden durmayı başaramazlarsa, işin göbeğinde yani merkezinde olmazlarsa, bu kez başka bir duyguyu tam tersinden olan bir duyguyu yaşarlar. Değersizlik duygusunu yaşamak bir nevi balonunun sönmesi demektir. Bu kez “narsisistik yaralanma”yı yaşarlar. Ve böyleleri birden kimsenin anlamadığı bir şekilde yaşamlarına son verebilirler. Çünkü böyle megaloman olan kişilikler sıradan bir duruma geldiklerini düşündüklerinde yaşam onlar için anlamsızdır. Ve böyle olmaktansa bir kurşunu ya da biraz siyanürü almak en doğru seçenek olur, onlar için. Artık onlara göre yaşam sebepleri ortadan kalkmıştır. Ve kuyunun dibinde yaşamaktansa ölmek daha doğrudur onlara göre. 

Bu gerçeği bilerek narsistle mücadele edenleri narsisti araştırmaya ve ona göre de mücadele stratejisi belirlemeye, köşeye sıkışmışlığını da görerek “narsistik yaralanmayı” derinleştirmek, her halde her Türkiye ve Ortadoğu sevdalısı insanların görevidir. 

Yazarın diğer yazıları

    None Found