1 Kasım seçim sonuçlarına doğru bakmak

7 Haziran’dan bugüne kadar yaşanan süreci ‘Erdoğan’ın ve AKP’nin tek başına iktidar olma hevesi ve Başkanlık arayışı’ olarak okumak hakikaten safdillik. 

Neden safdillik anlatayım: Erdoğan 8 Haziran sabahı Devlet Bahçeli’yi makamına çağırıp bir hükümet kurabilirdi. Bakmayın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin atıp tutmalarına. O “bir görev adamı“ oldu her zaman. Daha doğru bir ifadeyle iyi bir devlet memurudur. Ve tüm adımlarını buna göre atmıştır. Alparslan Türkeş’in doktoru Semih Kaptanoğlu şunu demişti: “Alparslan Türkeş mektup yazdı. Orada ‘Devlet Bahçeli MİT elemanıdır’ diyor.” Dolayısıyla Bahçeli’nin tavrı anlaşılırdır. 

Ortada AKP’nin ele geçirdiği bir devlet yok. Var olan Devlet- AKP koalisyonudur. Daha doğru bir ifadeyle devlet politikalarını en iyi uygulayan AKP-Erdoğan ikilisi olduğu için devlet bunlara alan açmıştır. Bu koalisyonda MİT var, Genelkurmay başkanlığı var, Ergenekon ve MHP var. 

AKP en büyük yenilgisini 7 Haziran’da aldı. Eğer MHP ile CHP bir araya gelse dışarıdan HDP’nin desteği ile bir koalisyon kurabilirlerdi. Bu AKP’nin sonu olurdu. Ama devlet bunu istemedi ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli üzerinden koalisyonu imkansız hale getirdi. Bu arada Meclis Başkanlığı’nı da AKP’ye hediye etti. Böylece yeni bir seçimin kapısı açılmış oldu.

Herkes AKP’nin yüzde 49,8 aldığını ve 317 milletvekili çıkardığını söylüyor. Bu yanlış; AKP yüzde 62 oy aldı ve 357 milletvekili çıkarmış oldu. Niye yüzde 62 ve 357 milletvekili?

Çünkü AKP ile MHP ayrı partiler olsa da aynı ekibin siyasetteki temsilcileri. Dolayısıyla MHP=AKP, AKP=MHP’dir. 7 Haziran seçimlerinde ise MHP yüzde 16.29 ile 80 milletvekili, AKP ise yüzde 40.87’yle 258 milletvekili almıştı. Toplamda ise yüzde 57 ile 338 milletvekili ediyor. 

Bunlar bir koalisyon ve bu koalisyon 7 Haziran’a göre yüzde 5 oy ve 19 milletvekili arttırmış bulunuyor. Dolayısıyla öyle iddia edildiği gibi kazanan bir AKP, kaybeden bir MHP yok; kazanan bir AKP-MHP var. İsteselerdi 8 Haziran günü yüzde 57 oy ve 338 milletvekiliyle koalisyon kurar ve anayasayı değiştirerek Erdoğan’a başkanlık yolunu açarlardı. Ama yapmadılar ve 1 Kasım’da yeni bir seçim yapma kararı aldılar. 

O zaman akla gelen soru şu: Madem koalisyon kurabiliyor ve anayasayı değiştirebilecek çoğunluk vardı neden yeni bir seçim yaptılar?

14 Ağustos günü bu köşede özetle şunları söylemiştim: 1-) Türkiye’nin sürdürdüğü bölgesel ve uluslararası siyaseti nedeniyle stratejik müttefik ABD ile ciddi sıkıntılar ve güvensizlik problemleri yaşıyor. 2-) Tür tarafı ABD’ye değişeceği hususunda sözler verse de ABD, Türk hükümetine güvenmiyor. ABD bu güvenin tesisi için bir AKP-CHP koalisyonu istedi. Böyle bir koalisyon Erdoğan’ın etkisini önemli oranda zayıflatır ve sistemi eski sacayakları üzerine oturtmuş olurdu. CHP-AKP koalisyonu uluslararası toplumun bir talebiydi, bir dayatması da diyebiliriz. 3-) Bölgenin yeniden şekillenmesi ve DAİŞ’le mücadele için İran, Rusya ve ABD’nin de olduğu güçlü bir inisiyatif oluşturulmuş durumda. Bu inisiyatif DAİŞ’i yenmek için yerel güç olarak Irak Hükümeti, Esad rejimi, Kürtler (Rojava özerk yönetimi) ile ittifak kuruyor. Uluslararası toplum ilgili planın kabulü ve katılımı için Türk hükümeti üzerindeki baskısını artırmış durumda. Buna paralel olarak KCK yönetiminden de AKP üzerinde baskıyı artıran hamleler geldi. Nitekim KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı AKP hükümetine, “DAİŞ’le ortaklığını bitir, çözüm için adım at” dedi.”

Uluslararası güçlerin ve KCK yönetiminin hükümet üzerinde oluşturduğu baskı ile 7 Haziran seçim sonuçları Türk devletini bir ikilemle karşı karşıya bıraktı. Bu ikilemde Suriye ve bölgesel politikalarını değiştirmek ve Suriye’deki Kürtlerle işbirliği zorunluydu. Bu değişim içerde de demokratikleşmeyi ve çözüm sürecini derinleştirmeyi sağlayacaktı. 

Türk devleti bunların hiç birini yapmadı. Ne CHP-AKP koalisyonu kuruldu ve buna paralel bölgesel ve Suriye politikasını değiştirdiler, ne de içerde çözüm süreci ve demokratikleşmeyi derinleştirdiler. Bunun yerine DAİŞ’le ilişkilenmeyi sürdürdüler, içerde ciddi bir baskı kurdular ve süre kazanmak yoluna gittiler. 1 Kasım seçimleri kararına böyle ulaştılar. Seçim kararıyla üç şey amaçladılar: İlki uluslararası güçlerin ve KCK yönetiminin de istemi olan CHP-AKP koalisyonu baskısını bertaraf etmek, ikincisi bölgesel politikalarını değiştirmek, Esad ve Rojava özerk yönetimi ile ilişkilenme baskısı karşısında zaman kazanmak ve üçüncüsü ise kazanılacak yeni bir seçimde alternatifsiz olduklarını göstermekti. Nitekim öylede yaptılar. 

Şimdi 1 Kasım’da HDP’nin geriletilmesi ve kazanılan başarı üzerinden içerde Kürt hareketini darbelemeyi ve bunun üzerinden etkisizleştirmeyi deneyecekler. Buradaki başarı üzerinden Rojava sistemini çökertmeyi amaçlıyorlar. Böylece içerde gittikçe otoriterleşen bir sisteme doğru yol alacaklar. Bunu ABD, Rusya ve bölgesel güçlere de kabul ettirme arayışındalar.

Bunun başarı şansı zayıf, çünkü; 1-) bölgede ve Suriye’de kartlar dağıtılmış durumda ve Türk devleti bunu etkileyecek güçten yoksun, 2-) Kürt hareketi, HDP ve Türkiye demokratik güçleri muktedirin baskı ve zorbalığına karşı direniş kararı aldılar. 

Yazarın diğer yazıları