1 Mayıs’ın öncüsü - 1 Mayıs’ın sloganı

‘Beyaz tülbentini tak da gel!..”              

Medya Haber’in Haftalık programında Güler Yıldız, bu yılki 1 Mayıs’ın en önemli çağrısını işte bu sözlerle dile getirdi.

“Beyaz tülbentli grevci annelerinin hareketi” Türkiye demokrasi mücadelesinin öncülüğünü almıştır.

Ses yok, nefes yok, insanlar ölüm döşeğinde ve şurada buradaki demeçler, sembolik hareketler ne olursa olsun, şimdilik bir avuç olan “beyaz tülbentli grevci anneleri” polisin “alacağız” tehdidine “alırsanız alın” diyerek, sürüklenme, tartaklanma, hakarete uğrama ve tutuklanma tehlikesine karşı direniyor.

Diplomasi filan yapmıyorlar. “Çocuklarımızın sesini duyurmak istiyoruz, onların ölümünü önlemek için sokaklara çıktık” diyorlar, yerlerde sürüklenirlerken çocukları için yalvarmıyorlar, “berxwedane zindana” diye haykırıyorlar.

Erkek egemen toplumun “tırsmış” erkeğine yazıklar olsun.

Apo’nun Kürt kadınına gösterdiği kurtuluş yolunda “beyaz tülbentli grevci anneleri” hepimize ders veriyor: Faşizm seçimle, seçim taktikleriyle filan yıkılmaz, işte öyle direnerek yıkılır.

O halde bilinçli işçi sınıfı bu 1 Mayıs’ta, “Beyaz tülbentini takarak gelen” annelerin öncülüğünde alanları doldurmalı.

Bilinçli işçi sınıfı, şu dönemde sayıları ne denli az olursa olsun, böyle yapmalı. Açlık grevcileriyle dayanışmayı ve PKK Önderi Öcalan’ın üstündeki tecridi kaldırma talebini 1 Mayıs’ın merkezine koymalı.

Bu söylediğim bazılarına “pek sınıf eksenli” gelmeyebilir. Onlara Marksist-Leninist devrim teorisini hatırlatmanın zamanıdır.

İşçi sınıfının öncüsü, bilinçli işçiler genel olarak sınıf mücadelesi alanını, özel olarak 1 Mayıs alanını, işçi sınıfının, emekçilerin sendikal talepleri uğrundaki mücadeleleri ile “doldururlar. Bu alanda ne yapmışlarsa alanlar da o kadar dolar. 1 Mayısa kadar, “iş kazalarını, Fiat fabrikasında üç vardiyanın iki vardiyaya düşürülmesini, 8 milyonu aşan işsizliği, Albayrak’ın “kıdem tazminatlarını” gasp etme yeltenişini, düşük ücretleri” dile getirerek doldururlar.

Alanları dolduran bu “sendikal bilinç düzeyindeki” işçilere ne derler?

Tekrar ve tekrar sendikal talepleri mi dile getirirler? Yoksa “siyasi talepleri” mi?

“Ekmeği ekmekle katık etmekten” mi söz ederler, yoksa ekmeği “siyasi taleplerle yiyebiliriz” mi derler?

1 Mayıs gününe kadar “eğer birleşmezsek enflasyon bizi ekmeksiz ve işsiz bırakacak” dedikten sonra alanda bir kere daha aynı sözleri mi söyleyecekler, yoksa eyleme geçen, alanları dolduran, politik bilincin eşiğine gelen işçilere “süngü ekmeği keser, savaş barışçı ekonomiden işçiyi kovar, ardından özgürlükleri yok eder, faşizm hakim olur, Öcalan bu ülkeye ilk defa barışı getiren kişidir, faşizmin panzehirini göstermiştir, onun üstündeki tecrit kalkarsa barış gelir, ekmek büyür, iş, refah gelir, sendikal özgürlük, genel grev hakkı elde edilir” mi diyecekler?

Bu kadar da değil. Çünkü bu kadarı hala “sendikalizm” sınırlarında kalır. İşçi kendi çıkarı için barış isterse bu iyi bir şeydir elbette. Ama işçi sınıfı bu kadar “dar” bir sendikalizmle kendini sınırlamamalıdır. Öyle zamanlar olabilir ki, savaş ekonomisi işçiye iş ve yüksek ücret sağlayabilir. “Dar sınıfsal çıkarlar” her zaman işçi sınıfına doğru yol göstermeyebilir. O nedenle 1 Mayıs’ta konuşanlar, alanı dolduran işçiye, “işçi sınıfının misyonunu” anlatmalıdır. “İşçi sınıfı kendisini kurtarırken bütün ezilenleri de kurtarma misyonuyla yüklü devrimci bir güçtür. Ezilenleri kurtarmanın kendisine ne getireceğini değil, ezilenlere, mağdurlara, sömürge boyunduruğunda mahvolanlara, savaşlarla göç ettirilenlere, soykırıma uğrayanlara, tecavüze uğrayan kadınlara ve çocuklara” ne getireceğini manifestosuna yazmıştır. Bu programı benimseyene “sınıf bilinçli işçi” adı veriliyor.

Bu dediklerimi hevesle tekrarlayıp, “o halde işçi sınıfımız Kürt halkının milli mücadelesinin taleplerini 1 Mayıs’ta dile getirmeli, tecride karşı işçi sınıfımız Kürtlerle enternasyonal dayanışma içinde olmalı” diyecek olanlara da bir çift sözümüz var:

İşçi sınıfını “Türk” sayan anlayış milliyetçidir.

1 Mayıs alanını iki gün sonra dolduracak olan işçi sınıfının ezici çoğunluğu Kürt işçi sınıfıdır, emekçileridir, yoksullarıdır. Türkiye’de “devrimci sürecin merkezi Kürdistan’a kaydığından beri” bu böyledir. Ve ne zamandan beri hatırlamıyorum ama, Kürdistan işçi sınıfı politik bakımdan Türkiye işçi sınıfının politik öncülüğünü omuzlarında yükseltmiştir. Kürdistan işçi sınıfı ve metropollerde “en düşük ücretle” çalışan Kürt işçileri, çalışanları şöyle demektedir: Kürdistan işçi sınıfı kendini kurtarırken, ezilen Türk işçilerini, emekçilerini, aydınlarını kurtarmak için savaşmaktadır. Tarih Kürdistan işçi sınıfına, emekçilerine, çalışanlarına, yoksullarına tarihin hiç bir sosyal gücüne nasip olmayan tarihsel bir misyon yüklemiştir: Ortadoğu devrimi… Demokratik Cumhuriyet. Özerk bölgeler. Ortadoğu konfederal ortak evi…

DAİŞ’e karşı zafer bu misyonun yalnız kitabi bir laf olmadığını gösterdi. HDP’nin şu seçimlerdeki taktiği bile bu tarihsel misyonu anlamayanlara çok güzel bir ders verdi. Bugün Saray rejimi çatırdıyor ve bu sonuç Rojava devrimi ile HDP’nin seçim taktiğinin dolaysız bir sonucudur. Ve elbette Kürdistan gerillasının mücadelesi yalnız bu sonucun doğmasını değil, savunulmasını ve kalıcılaşmasını da güvence altına almıştır.

İşte bu gerçeğin bilincinde olan MLKP, TKP-ML, TİKKO, MKP, sevgili kardeşim Ulaş’ın partisi ve diğerleri Kürdistan devriminin tüm Ortadoğu devrimci süreci demek olduğunu ve bu devrimci sürecin, ta Latin Amerikalarda yansıdığını gördükleri için, bu devrimci sürecin organik bir bileşeni olmuş, bu uğurda nice kahraman devrimci yoldaşlarını şehit vermiştir.

Bu 1 Mayıs’ın temel sloganı “açlık grevcileri ile dayanışma ve tecride son vermek, faşizmi yıkmak ve Kürdistan’ı, dolayısı ile Türkiye’yi, aynı zamanda Ortadoğu’yu ve tüm insanlığı faşist terörden, savaştan, sefaletten kurtarmak” sloganı olduğunu söylediğimiz zaman, buna devrimciyim diyen herkes katılacaktır.

Diyalektik şunu der: Habbe kubbeyi kendi içinde saklar. Bir tek insan olan Öcalan’ın özgürlüğü tüm insanlığın özgürlüğünü kendi içinde saklamaktadır.

Yaşasın 1 Mayıs, işçi sınıfının birlik ve mücadele günü…

1 Mayıs’a “tülbentini tak da gel”; utandır biz erkekleri…

Yazarın diğer yazıları