10 Ekim’in 3. yıl dönümü ve bugünkü mücadele

10 Ekim’in 3. yıl dönümü. Yoldaşları yitirmenin acısı büyük.

10 Ekim, Erdoğan faşizminin inşasının dönüm noktasında yeralan 3 önemli saldırı yönteminden birinin, katliamlar zincirinin en önemli halkalarından.

HDP Amed mitingi-Suruç-10 Ekim Ankara- Antep Kürt düğünü katliamları bu zinciri oluşturmuştu.

Erdoğan faşizminin diğer bir yöntemi, Cizre-Sur vahşet bodrumları, devrimci Kürt kentlerini yakıp yıkma olmuştu. Sonuçları ağır oldu yüzlerce canımızı yitirdik.

Kırda ve kentte, Kürt Özgürlük Hareketi ve devrimci harekete karşı şiddeti katlanmış kirli ve tasfiyeci savaş. Bunun devamı olarak Cerablus’dan Efrîn’e işgal. Medya Savunma Alanları’na savaş ve Rojava Devrimi’nin halkçı iktidarı altındaki alanlara savaş hazırlığı. Bu kirli ve işgalci savaşta da ağır bedeller ödedik.

Fakat vurgulamak gerekir ki, yalnızca acılar çekmedik. Bütün bu saldırılara karşı direniş güçlüydü. Kırda, kentte ve işgale karşı. Dizginlerinden boşalmış faşist devlet ve çete terörüne karşı devrimci şiddetle de barışçı kitle eylemiyle de direnilerek bugüne gelindi.

10 Ekim’in kendisi emek ve barış mitingi olarak görkemli geçeceğini o günün sabahından itibaren göstermişti. Çok geniş kitleleri demokratik barış talebi etrafında seferber etmişti. Bu denli geniş kitlenin katılımı, Erdoğan’ın gerçekleştirdiği Suruç katliamına, yoğunlaştırdığı kirli savaşa ve faşist teröre karşı karşı direnme cesareti göstermekti ve Erdoğan faşizminin inşasının önünü kesmek isteğiydi.

Suruç’tan sonra demokratik devrimci güçlerde, antifaşist kitlelerde başını uzatan çekingenliği yıkma cesaretiyle kitleler emek ve barış mitingine akıyordu.

Erdoğan-Saray faşizmi, katliamdan sonra da kirli savaşını, işgallerini ve zindanı acımasızca kullanmayı sürdürdü.

Kitlelerin direniş isteği de kendisini yeniden Newrozlarda, 8 Martlarda, Cumartesi Anneleri’nin kararlılığında, küçüklü büyüklü işçi eylemlerinde, barış akademisyenlerinin iddialarının arkasındaki duruşunda gösterdi.

Çok daha geniş kitleler ise faşist anayasal referandumda, seçimde, faşizme karşı mücadeleyi “kutsal devlet”e zarar vermeyecek sınıra hapsetmek isteyen burjuva muhalefetin eylemlerinde veya şemsiyesi altında, Erdoğan’ın kanlı katliamlarından sakınımlı çizgide/alanlarda faşizme karşı tepkisini dile getirdi. Fakat özellikle burjuva muhalefetle faşizmin yenilgiye uğratılabileceği yanılgısı moral bozukluğuna da yolaçtı.

Erdoğan faşizminin zindan saldırısı karşısında, meydan okuyan direnişçilik ise öncü güçlerden kitlelere kadar, mücadele kararlılığını ve ısrarcılığını korudu ve geliştirdi.

10 Ekim mitingine akan kitlenin fedakarlığı, 103 canımızı yitirişimizin acısı, yaralanan yüzlerce canımızın yaşam zorluğu, direniş ruhu, mücadelenin bugüne değin sürdürülmesinin harcı oldu.

Bugün, Erdoğan faşizminin yönettiği Türk kapitalizmi derin bir ekonomik kriz içinde. Erdoğan diktatörlüğü ve sermaye, krizini, yükünü emekçi sınıfların sırtına daha fazla yıkarak atlatmaya çalışıyor. Ama bu arada döviz borç çevriminin işlemesi, yabancı sermaye doğrudan yatırımlarının sürmesi için de, yalnızca bununla da yetinmiyor, zayıf işletme ve mali kuruluşların iflası/mülkiyet sahipliği değiştirmesi, böylece dünya mali sermaye tekellerinin hakimiyetinde sermayenin daha fazla merkezileşmesini sağlayacak düzenlemeleri yapıyor. Bu işi çok demagojisini yaptığı ve dışında kalanları “hain”likle suçladığı “yerli ve milli devlet”i, mali ve ekonomik yönetim açısından ABD emperyalizminin McKinsey şirketine teslim etmiş vaziyette. Bu, Erdoğan diktatörlüğünün emperyalist mali sermayenin mali-ekonomik sömürgeciliğinin ortağı ve işbirlikçisi olmaktan başka birşey olmadığını göstermekte.

Kapitalizmin ağır yükünü sırtına yüklediği, daha fazlasını yükleyeceği işçi sınıfı, işten atmalara, iş koşullarının ağırlaştırılmasına, ücret gaspına, işsizliğe, işsizlik fonunun talan edilmesine, kıdem tazminatının tasfiyesine karşı, sendikalaşma ve diğer pek çok taleple eylemlerini yükseltecektir.

İstanbul yeni havalimanı inşaatı işçilerinin ivmelendirdiği bu mücadele, Flormar, Cargill işçilerinin direnişiyle devam ediyor.

Kriz koşullarında işçi sınıfı eylemlerini daha çok yükseltecek, yükseltmesi için komünistlerin ve devrimci hareketin aktifçe, öncü tarzda çalışmasını ivmelendirmesi gerekir. Böylece sınıfın tek tek kişilerinin, intihar etmeyip direnişe katılmasını gerçekleştirmek, sınıfın ortak talepleri ve hareketi içinde sınıfın geniş kitlelerinin öfkesini toplamak gerekir.

Örgütsel açıdan güç azlığının yarattığı boşluklarla boğuşulsa bile, kendiliğinden öfkeye, sayısız yer ve alanda, iradi müdahale, talepler ve bilinç inşası yoluyla sınıfın mücadelesini birleştirme, siyasallaşmasını devrimci ve anti-şovenist yönde geliştirme, bu öncü hareketlerin, başta da komünistlerin görevidir.

Fakat unutmayalım ki, eğer işçiler daha cesaretle eyleme geçebiliyorsa, dayanışma eylemleri Erdoğan’ın katil polisinin saldırılarına rağmen gerçekleştirilebiliyorsa, bu cesaret ve girişkinliğin ruhunu veren, Erdoğan faşizmine karşı dağda, kentte verilen ve ağır bedellerin ödendiği, silahlı ve silahsız mücadelelerdir.

10 Ekim mitingini emeğiyle hazırlayan ve canlarını veren yoldaşlar, bu mücadelelerin önemli kilometre taşlarını inşa ettiler. Onları yeniden anarken, uğruna mücadele ettikleri amaçları, şovenizme karşı ve sosyalizm için mücadele ilkeleri, bugünkü mücadelelerde, güncel sınıf mücadelesini güçlendirecek, süreklileştirip soylulaştıracak bayrak olmalıdır.

Yazarın diğer yazıları