Var olmanın dayanılmaz kadınlığı

İlham Adar BAKIR  [email protected]

Bugün adına insan dediğimiz canlı, doğadaki diğer canlılardan belirgin bir şekilde bir farklılığa ulaştığından yani  insan formunu gerçekleştirdiğinden beri bir var oluş, var oluşuna anlam kazandırma sorunsalı ile karşı karşıya kalmıştır. Doğada, evrende bildiğimiz hiçbir canlı türünün bildiğimiz kadarıyla insan türü gibi bir var oluş, varlığına anlam kazandırma sorunu yoktur. Bu sorun, insan formunu kazanma karşılığında ödenmiş bir bedeldir.

Adem’in cennetten kovulma hikayesi de aslında bir bakıma bu varlığa anlam kazandırma sorunuyla ilgilidir. Adem için cennet denen yerde her şey oldukça mükemmel bir şekilde tasarlanmıştır ve adem tüm bu mükemmelliğe hiçbir çaba harcamadan çok kolayca ulaşabilme şansına sahiptir. Hiç emek vermeden, hiçbir riske girmeden, kaybetme korkusu olmadan, tadın, hazzın her çeşidine hemencecik elini uzatıverince ulaşabilir. Üstelik Adem’e öyle bir üstün paye vermiş ki otorite, tüm meleklerinden, Adem’e secde etmelerini istemiş. Meleklerden biri hariç tüm melekler secde etmişler Adem’in önünde. Şeytan denen melek ise bu isteğe boyun eğmemiş. Şeytan, nurdan, ışıktan yaratılmış bir varlık olarak balçıktan yaratılmış bir varlığa secde etmeyi reddetmiş. Şeytanın, reddediş motivasyonu nedir? Kibir. Yani kendi varlığına anlam kazandırma serüveninde ulaştığı şey, sahip olduğu moral değer kibirdir. Adem’in bunda bir suçu bir günahı yoktur ama Şeytan Adem’e fena halde bilenmiştir. Şimdi Şeytan için varlığına anlam kazandırmasının yegane amacı Adem’i günah işlemesi için kandırmak ve otoriteye karşı gelmesini sağlamaktır. Adem’in haberi yoktur ama, Şeytan onu pusuda beklemektedir.

Adem’i ve Cennet’i yaratan otorite Adem’in hiçbir cefaya katlanmadan her şeye ulaşabileceği bir mekanizmayı kurmuş onun için. Ona bahşettiği tüm bu nimetlerin karşılığında ise sadece otoritesine boyun eğmesini istemiş, otoritesinin bir nişanesi olarak cennetteki elma ağacından elma koparıp yemesini yasaklamış. Kimi mitolojilerde bu yasaklanan meyve elma değil de buğday olarak anlatılır. Evet tüm bahşettiği bu nimetler karşısında mini minnacık bir isteği vardır otoritenin. Yasak meyveyi yemesin Adem. Adem de yememiş yasak meyveyi belki yıllar, bin yıllar boyunca. Belki de Adem’in otoriteye olan bağlılığının bir karşılığı olarak, belki de yeni bir sınama mekanizması olarak Adem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmış otorite. Adem’in yasak meyve karşısında otoriteye olan bağlılığında herhangi bir gedik açamayan Şeytan, yeni bir bileşenin, Havva’nın dahil olmasıyla yeni bir oyun kurmayı başarabilecek midir? Otorite, Adem’i ödüllendirmek için mi yoksa Adem’i sınamak için mi Havva’yı oyuna dahil etmiştir?

Hikayenin sonu herkesin malumudur. Şeytan Havva’yı kandırır, Havva da Adem’i kandırır ve yasak çiğnenir, otorite sorgulanır, yasak meyve yenir. Ve ardından Adem ve Havva’nın cennetten yeryüzüne sürgünü gerçekleşir. Adem, ölümsüzlüğünü kaybeder, bir faniye dönüşür ve uzun bir ömrün ardından ölür.

Bu hikayede çatışmayı yaratan şey kibir, otoriteye itiraz, merak, sorgulama, varlığa anlam kazandırma duygularıdır. Şeytan ve Havva bu duyguları metaforize eder. Erkek, nerdeyse bir irade, bir rol sahibi değildir pek çok kültüre ait bu ortak yaratılış hikayesinde buradan kanaatimce ulaşılabilecek sonuç anlam arayışının, hakikat arayışının, varlığa anlam kazandırma çabasının kadında vücut bulduğudur. Varlığa anlam kazandırma arayışı olmaksızın insan türü, bir tür olarak diğer canlılardan farklılık kazanamaz. Bir erkek olarak Adem, çok uzun zamanlar boyunca bir anlam arayışı ihtiyacı duymadan, bir sorgulamaya girmeden, çizilen sınırın dışına çıkmadan var olan düzen içerisinde varlığını sürdürmüştür. Varlık ve yokluk bir sorunsal olarak karşısına çıkmamıştır. Bu bize aslında insanın bir tür olarak farklılaşmaya başlamasına kadının arayışıyla, varlığa anlam kazandırma çabasıyla ulaşıldığını göstermektedir.

Bilim, sanat ve felsefe de insan tarihi boyunca insanın hakikat arayışının, varlığa anlam kazandırma çabasının en etkili yol ve yöntemleri olmuşlardır. O zaman bu yine şu demek oluyor ki bilim, sanat ve felsefe yine kadın varlığında ve kadın arayışında gelişmiş yöntemlerdir. Belki de erkek devlet çağının otoritesi kadını bu yüzden bilimden, felsefeden, sanattan bu kadar uzağa savurma ihtiyacını hissetmiştir. Sadece Türkiye’de bugünkü iktidar tahlil edildiğinde, iktidarın ne kadar erkek olduğu, sanattan, bilimden ve felsefeden ne kadar uzak olduğu tahlil edilirse kadının politik özne oluşunun toplumu çürümeden kurtarmanın yegane yolu olduğu görülecektir.

Yazarın diğer yazıları