10’dan sonrası kolay’ mı?

7 Haziran 2015 seçimlerine bir hafta kaldı. Yurtdışındaki seçmenler bu Pazar akşamına (yarın akşama) kadar oylarını kullanacaklar. Bu arada seçim kampanyası hızla devam ediyor. 7 Haziran 2015 seçim kampanyası öncekilerden çok farklı, tartışmalı ve heyecanlı geçiyor. Çünkü bu seçim birçok açıdan Türkiye tarihinin en önemli seçimidir. Seçim sonuçları ne olursa olsun, Türkiye’nin gidişatında önemli bir dönüm noktası olacaktır. Mesele bu dönüm noktasının ezilen halkların lehine, demokratikleşme ve özgürleşme yönünde olmasıdır.Seçimin öneminden dolayı birçok ilk bir arada yaşanmaktadır:

Demokratik bir ülkede partiler seçimlere girer, kazanır ya da kaybeder. Seçimin galipleri iktidara gelir, mağlupları muhalefette kalır. İktidar partileri bir dahaki seçimde kazanamazsa hükümeti bırakır ve muhalefete geçer. Bu tür gelişmeleri her demokratik ülkede sık sık görüyoruz. İktidar partileri değişiyor diye hiçbir ülkede kıyamet kopmaz. Oysa Türkiye’de durum tam tersidir.

2002’den beri üç dönemdir, AKP tek parti olarak iktidardadır. Ama bu seçimleri ve iktidarı kaybetme ihtimali her geçen gün artmaktadır. AKP şefleri iktidarı kaybetmeye hazır değildir. Bu nedenle, her ne pahasına olursa olsun ve mutlaka kazanmak istemektedirler. Bu amaçla da normal bir seçim kampanyasının ötesinde her türlü hileyi, saldırganlık ve hukuksuzluğu göze alarak saldırmaktadırlar. Acaba niçin?

13 senedir Erdoğan ve AKP şeflerinin sayısız hukuksuzlukları, suçları birikmiştir. Ayakkabı kutularında saklanan paralarla ortaya saçılan pislikleri ve sanık dört bakanın AKP oylarıyla yargıdan kaçırıldığını kamuoyu görmüştür. Erdoğan ve AKP şefleri seçimleri kaybettikleri takdirde sonlarının Yüce Divan olacağını bilmektedirler. Bu nedenle bütün güçleriyle, tırnaklarıyla iktidara tutunmakta ve iktidarda kalabilmek için her türlü oyunu oynamaya hazır olmaktadırlar.

Seçimlerin garabetinin ilk işareti Erdoğan’ın durumu ve tutumudur. Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP eşbaşkanı gibi seçim meydanlarına düşmüştür. Açılışlar ve muhtarlarla toplantı vb. bahanelerle dört dönmektedir. Gittiği her yerde genel olarak muhalefete ama esas olarak da HDP’ye ve Demirtaş’a saldırmaktadır. Bu saldırılarda her türlü kural ve yasa çiğnenmektedir. AKP’nin havuz medyası da bu saldırı kampanyasının en önemli parçasıdır. Tamamen AKP beslemesi olan ve varlığını, geleceğini, her şeyini AKP iktidarına borçlu olan bu yandaş medya tetikçileri her türlü yalanla, kışkırtmayla saldırmaktadır. Onlar da AKP iktidardan düşerse varlıklarının tehlikeye gireceğini bilmektedirler. Onlar da can havliyle HDP’ye saldırmaktadır. Garabete bakın ki, normal olarak seçimlerde esas mücadele iktidar ve ana muhalefet partisi arasında olur. Ama Türkiye’de AKP ile HDP arasında olmaktadır. 

Bütün kavga AKP’nin çoğunluk sağlayıp sağlayamayacağı ve HDP’nin barajı kaç puan geçebileceği üzerinde yoğunlaşmıştır. Çünkü HDP barajı geçtiği an AKP’nin yenilgisi kesinleşecektir. HDP barajı 1-2 puanla geçerse AKP tek başına hükümet kuramaz hale gelecektir. AKP devrine veda edilecektir. İşte bu nedenle AKP şefleri ve tüm yandaşları bütün güçleriyle, yalanlarla, kışkırtmalarla HDP’ye saldırıyor. AKP İl Başkanı gibi çalışan valiler devlet güçlerini HDP’nin üzerine sürüyor. Bu da yetmiyor AKP’nin gizli çeteleri HDP’lilere saldırıyor, HDP binalarını bombalıyor. Bütün bu saldırıların faillerinden bir teki bile yakalanmıyor. Ama AKP şefleri hala HDP’yi zor kullanmakla suçlamaktan utanmıyorlar.

HDP’nin yükselişi ve kazandığı prestij, tüm ezilenlerin umudu haline gelmesi AKP şeflerini iyice korkutmuş ve çıldırtmış gibi görünüyor. Erdoğan, AKP Genel Başkanı Davutoğlu’nu ve diğer yöneticilerini yok sayan bir pervasızlıkla seçim mitingleri yapıyor. Ama tarafsız bir cumhurbaşkanı olmak yerine AKP şefliğine soyunan Erdoğan seçimin gerçek kaybedeni olacaktır. Bu nedenle iktidarını korumak için her yere el atmakta her yola baş vurmaktadır. Başvurduğu yolların çoğu da hukuk dışıdır.

1946’ların CHP tek parti diktası gibi, AKP tek parti diktası da iktidarda kalmak için, halka karşı hukuk dışı bir direniş içine girmiştir. Halkın tepkilerine karşı tek sığınağı 12 Eylül faşizminin utanç verici yüzde 10 seçim barajıdır. 10’dan sonrası kolay değil elbette ama 10’u aşmak ilk adımdır. İlk adım atılınca ondan sonrası kolay olacaktır.

Sadece AKP diktasına değil, 12 Eylül vesayet rejimine de kesin olarak son verilecektir. Onların anayasa adlı paçavrasını ve YÖK-RTÜK-MGK gibi tüm gerici kurumlarını çöpe atmak için, bütün ezilenlerin eşitliği ve özgürlüğü için HDP’de birleşmiş olan toplum kesimleri bütün engelleri ve barajları aşacaktır. Ezilen halklarımız çağdışı kölelik rejimine son verecektir.

Yazarın diğer yazıları