Türkler için tehlike nitel Kürtler içinse ‘nicel’dir

Veysi SARISÖZEN

Seçimlere artık 11 gün kaldı. Türkiye’nin kader seçimi. Ya diktatörlüğün pekişmesi ya da demokrasi yolunun açılması.

Diktatörlüğün pekişmesi Kürdistan açısından fazla anlam taşımıyor. Çünkü burada faşizm çoktan pekişti.Erdoğan’ın “şu ya da bu şekilde” yeniden seçilmesi ve AKP’nin çoğunluğu kazanması Kürdistan için “nitel” bir değişikliğe yol açmaz. Savaş daha da şiddetlenir, baskı daha da artar. „Çözüm süreci“ gibi fasılalar dışında Kürdistan’da faşizm sömürge sisteminin siyasi hali. Tehdit Batı için geçerli… Diktatörlük henüz Batı’da pekişmiş değil. Var. Ama Batıda hala “sistem içi muhalefet“ buradaki sosyalistlerler, Kürt yurtseverleri, Cemaatçiler dışında hala Kürdistan’daki baskıyla kıyaslandığında serbest. Erdoğan’ın yeniden seçilmesi ve AKP-MHP koalisyonunun çoğunluğu kazanması Batı’daki “özgürlük kırıntılarını” da yok edecek. Tehlike çanı laik, sosyal demokrat, hatta Ergenekoncu olmayan Kemalistler, AKP içi muhalifler, özgürlükçü Müslümanlar ve hatta TÜSİAD’çı sermaye için çalıyor.

Bu saptamada en küçük bir abartma yoktur. 15 Temmuz darbe provokasyonuyla tasfiye edilenler, sistemin güçlü kanadıydı. Cemaatten söz ediyorum. Bu hem politik bir özneydi, hem ideolojik boyutluydu, hem sosyal tabanı vardı, hem de ekonomik bir güçtü. Toptan “terörist” denerek yasaklandı. Onun “ılımlı İslamcı-Türkçü” çizgisinin yerini “radikal dinci ve ırkçı” faşist ideoloji aldı. Cemaatin bütün ekonomik varlığına el kondu. Nasıl Ermeni ve Rum mülkiyeti “yeniden paylaşılıp” Türklerin eline geçtiyse, bu sermaye de faşist kapitalistlerin ve devletin eline geçti. Ve ordunun NATO’cu, Avrupacı kanadı tasfiye edildi.

Eğer diktatörlük önlenemezse, bilelim ki, şu seçim kampanyası esnasında Saray’ın yaşadığı korku, kendisine rakip olanları tasfiyeye yol açacak. O nedenle pek çok yorumcu “bu seçim son seçim olabilir” demekte. Ekonomik kriz çığ gibi yaklaşıyor. Diktatörlük bu krizin yükünü yalnız emekçinin sırtına yüklemekle kalmayacak; bilinçli bir planlamayla, Batı’nın faşist olmayan küçük ve orta sermayesinden, Batı’yla iş tutan büyük tekellere kadar “rakip” sermayenin de sırtına yükleyecek. İç Pazar, diktatörlük yanlısı sermayenin lehine yeniden paylaşılacak. Bu da kolay; krizden çıkmak için devlet desteği “yandaşların” olacak ve “yandaş” olmayanlar bu destekten yararlanamayacak. Dahası, orduda ve bürokraside faşist rejim kendisine “ortak” kabul etmeyecek. Büyük tasfiye kapıda. Yalnız askerler değil. Kamu’da çalışan bütün “muhalifler” tehdit altında. Nasıl “sermaye” yeniden paylaşılıp el değiştirecekse, tıpkı öyle “işyerleri” de yeniden paylaşılıp, faşist unsurların eline geçecek.

Türkiye denilen ülke “yekpare” değil. Fırat’ın Doğusu başka, Batısı başka bir ülkedir. Faşizm pekiştiğinde “yekpare” olacak. Fırat’ın doğusundaki faşizm, Fırat’ın Batısında da olacak.

Buna karşılık, Erdoğan düşer ve AKP-MHP çoğunluğu kaybederse, hiç kuşkusuz demokrasi bir günde gelmeyecek, ama onun “yolu” açılacak. Deniyor ki, “gelecek olanların” Erdoğan’dan farkı yok. Bu aşırı bir iddiadır. CHP’nin, Saadet’in ve hele İyi Parti’nin “gerçek demokrat” partiler olduğunu iddia edecek değilim. Ama Erdoğan dışında kim gelirse gelsin, “ondan daha iyi olur” demek yerine şunu hep söyleyeceğim: Erdoğan’dan “daha zayıf” olur.

“Demokrasi yolu” da işte en azından, en kötü ihtimalle bu nedenle açılır. O yolda demokrasiye ulaşmak ise halkın örgütlü güçlerinin mücadelesine bağlı kalır.

Bu da gösteriyor ki, HDP’nin barajı aşması, herkesten çok dikta karşıtı Türklerin sorunu. Kürtler aksi durumda düne kadar nasıl yaşadıysalar, nelere katlandıysalar, yine öyle, elbette daha fazla, ama tanıdıkları hayatı yaşayacaklar. Batı’nın yüzde otuzluk Türk nüfusuna gelince, onları bekleyen tehlike büyük: „Türk kökenli Kürt“ haline gelecekler.

Ve bu durumu Türkler de görüyor. Muhalif Türkler bu seçimde „partici bencilliğin“ getireceği sonucu anladı. Şimdi onlar iki hedefe kitlendi: Erdoğan’ı düşürmek, HDP’nin barajı aşmasını sağlayarak Meclis’te AKP’yi azınlıkta bırakmak.

Bu iki hedef Türk laiklerinin, sosyal demokratlarının, özgürlükçü Müslümanlarının, liberallerinin sosyalistlerle ve Kürt Özgürlük Hareketiyle paylaştığı iki asgari hedeftir. Ya da “demokrasi yolunu açacak” iki buldozerdir.

Yazarın diğer yazıları