14 Temmuz çizgisi zaferin garantisidir

14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu Direnişinin otuz dördüncü yıldönümünü yaşıyoruz. Direnişin etkisi canlılığını hala taptaze sürdürüyor. Besbelli ki bu büyük direniş, otuz beşinci yılında da aydınlatıcılığını sürdürecek. Bu temelde, öncelikle büyük direnişin ölümsüz şehitleri Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’i saygı ve minnetle anıyoruz. Anılarını yaşatma ve amaçlarını başarma sözümüzü bir kez daha yineliyoruz. 14 Temmuz direniş ruhunun ve çizgisinin halkımızı zafere ulaştıracağına inanıyoruz.

Tarihte öyle olaylar vardır ki, etkileri kolay kolay silinmez. On yıllara, yüz yıllara, hatta bin yıllara yayılarak devam eder. Tarihte öyle eylemler vardır ki, düşmanında bile hayranlık uyandırır. Bir eylemin büyüklüğü, düşmanı üzerinde bıraktığı etki düzeyiyle ölçülür. 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu Direnişi işte böyle bir olay ve böyle bir eylemdir. Otuz dört yıldır etkisinde en küçük bir azalma olmamış, hatta artış yaşanmıştır. Tayyip Erdoğan’ı bile diz çöküp gözyaşı dökecek duruma getirmiştir.

Tarihte öyle kararlar vardır ki, üzerinde her şey inşa edilir, ama en küçük bir sarsılma ve aşılma yaşamaz. 14 Temmuz Direniş kararı, işte böyle sarsılmaz bir kararlılığı ifade etmektedir. Kürdün varlık ve özgürlük kararlılığı olduğu için, Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi, bu büyük kararı “Ulusal Onur Günü” olarak ilan etmiştir. Kürdün yok oluşuna karşı bulunan çare, gururlu ve başı dik yaşama, geleceği özgürlük onuruyla karşılama olarak görmüştür.

Kuşkusuz 14 Temmuz Direniş ruhu ve çizgisi tüm bunları fazlasıyla hak etmiştir. Çünkü o ruh ve çizgi, ölümde yaşamı yaratmanın ruhu ve çizgisidir. “Özgür yaşamı uğruna ölecek kadar sevmenin” çizgisidir. Her türlü zorluğu yenip engeli aşmanın çizgisidir. Yoktan yaratmanın ve zafer kazanmanın çizgisidir. Kürdistan Devrimciliğinin yaşam ve mücadele çizgisinin nasıl olması gerektiği 14 Temmuz Direnişi tarafından belirlenmiştir. 

Herhalde tarih boyunca insan soyunun geliştirdiği en zor eylem ölüm orucudur. Bu zorluk sözle anlatılamaz ve anlaşılamaz. Yani ancak yaşayanlar bilir. İki ayı aşkın bir süre bir insanın saniye saniye hücrelerinin tek tek ölümünü dinlemesi ve onunla mücadele etmesi kuşkusuz herkesin yapabileceği bir şey değildir. Eğer çok büyük bir bilinç ve inanç olmazsa, insan en üst düzeyde örgütlü kişilik haline gelmezse, o zaman kesinlikle böyle bir eylem yapamaz. 14 Temmuz Direniş şehitleri işte böyle bir büyüklüğü temsil ediyorlar. 

Bilindiği gibi, devrimci hareketler için zindanlar önemli bir denek taşı oluyor. Düşmanın karargahında direnmeyi başaran hareketler devrim yapıyor, başaramayanlar ise yok olup gidiyor. 12 Eylül zindanları Kürt ve Türk devrimciler açısından işte böyle keskin bir denenme yeri oluyor. Zindanda direndiği için, PKK dışarıda da mücadele edip bugünkü gelişme noktasına ulaşıyor. Direnemeyen örgütler ise tasfiye olup eriyor. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi PKK açısından işte böyle bir varoluşu ifade ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlük ruhu ve düşüncesi söz konusu direnişle hayat buluyor.

12 Eylül faşist-askeri rejimin, Diyarbakır zindanına doldurduğu PKK’li tutsaklara yönelttiği politika biliniyor. Hiç kuşku yok ki, tarih boyunca ve dünyanın her tarafında uygulanan zulüm ve işkencenin en fazlasını dayatıyor. Bu kesin, ama çok o kadar önemli de değil. Önemli olan, fiziki yaşama karşı düşünce ve inançları bir koz olarak kullanmasıdır. Bunun bir rehine siyaseti olduğu ve en ağır insanlık suçu haline geldiği bilinmektedir.

12 Eylül işkence rejimi öyle bir rejim ki, PKK’li tutsaklar için verdiği idam cezalarını uygulamaktan korkuyor. Çünkü, her birinin PKK’nin ve Kürt halkının beyninde ve yüreğinde birer direniş kahramanı olacağını biliyor. Bu da onun en büyük korkusu oluyor. Böyle bir durumda en ağır işkenceyi dayatarak ve fiziki yaşamı koz yaparak itirafçı ve hain haline getirmeyi amaçlıyor. Düşünce ve inançlarını kusmaları karşılığında posası çıkmış fiziki yaşamlarına izin vermeyi öngörüyor.

Genelde Mazlum’ların ve Ferhat’ların başlatıp geliştirdiği, özel olarak ise 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinde somutlaşan işte bu politikaya karşı direnmek ve onu yenilgiye uğratmak oluyor. Hayri’ler ve Kemal’ler, fiziki ölümde düşünsel ve inançsal yaşamı yaratıyorlar. Bu temelde Kürt halkının varlığını ve özgürlüğünü garantileyerek, Önder Abdullah Öcalan’ın ve PKK’nin çizgisini zafere taşıyorlar. 14 Temmuz günü başlattıkları büyük direnişle 12 Eylül rejiminin dayattığı itirafçılığı ve ihaneti yerle bir ediyorlar.

Aslında 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin anlamı, hiçbir yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar açık ve kesindir. Çünkü son sözü direnişçilerin kendileri söylemişlerdir. “Biz parti çizgimize bağlıyız ve onun savunmasını yapacağız” demişlerdir. “Mezar taşıma borçlu yazılsın” diyerek de son noktayı koymuşlardır. Bu kadar açık ve anlamlı olduğu içindir ki, otuz dört yıldır her şeyi yapmasına rağmen, özel savaş rejimi hiçbir çarpıtma yapamamış, Büyük Zindan Direnişinin Kürt halkı ve insanlık üzerindeki etkisini azaltamamıştır.

Bizim otuz dördüncü yıldönümünde üzerinde durmamız gereken asıl konu, hiç şüphesiz o dönemin koşullarıyla bugünü karşılaştırmak olmalıdır. Buradan baktığımızda çok çarpıcı bir durum ortaya çıkmaktadır. Aslında otuz dört yıl önce 12 Eylül faşist-askeri rejiminin Diyarbakır zindanında yarattığı vahşet, bugün Tayyip Erdoğan ve AKP faşizmi tarafından tüm Kürdistan’da uygulanmaktadır. Kürdistan’ın her tarafı otuz dört yıl önceki Diyarbakır zindanı haline getirilmiş durumdadır.

O dönemde zindanda olan işkence şimdi sokakta vardır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tehditler o dönemdekinden daha da ağırdır. Vahşet düzeyindeki faşist-askeri saldırılar bugün eşi görülmemiş bir durumdadır ve tüm toplum böyle bir saldırı altındadır. Dahası 12 Eylül faşizmi tarafından otuz dört yıl önce Diyarbakır zindanında PKK’li tutsaklara dayatılan itirafçılık ve ihanet, bugün AKP faşizmi tarafından tüm Kürt toplumuna dayatılmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın “Ya baş eğecekler, ya baş verecekler” sözünün anlamı açık ve ortadadır. Cizre’de, Sur’da, Gever’de, Nusaybin’de, Şırnak’ta ve Lice’de yapılanlar göz önündedir. Kürtlere böyle bir zulüm ve katliam uygulamasını Kenan Evren cuntasının bile yapmadığı açıktır.

O halde 14 Temmuz Direniş ruhuna ve çizgisine bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Böyle bir ruh ve direniş nasıl ki otuz dört yıl önce 12 Eylül zindanını aydınlattıysa, bugün de AKP faşizminin zindana dönüştürdüğü sokakları, mahalleleri, kentleri aydınlatacaktır. 14 Temmuz Direniş gerçeğinin bunu yapmaya gücü vardır. Yeter ki başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm Kürt halkı 14 Temmuz Direniş ruhunu ve çizgisini esas alsın! Yeter ki 14 Temmuz fedai kahramanlık çizgisinde direnebilsin! O zaman yenemeyeceği düşman, ezemeyeceği faşizm yoktur. 

Demek ki içinde bulunduğumuz koşullarda ve mücadelenin her alanında 14 Temmuz ruhu ve çizgisiyle direnmekten başka çaremiz yoktur. Çünkü 12 Eylül faşist-askeri rejimini restore ederek yaşatmak isteyen AKP faşizmini yenilgiye uğratmanın başka yolu yoktur. 14 Temmuz direniş çizgisi zaferin yaratıcısı ve koruyucudur. Kürt özgürlük direnişinin zafer kazanacağının garantisidir. Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi olarak en büyük hazinemizdir. 

O halde otuz beşinci yılına girerken 14 Temmuz Direniş ruhunu ve çizgisini daha derinden anlayalım ve daha güçlü özümseyelim! 14 Temmuz Direniş çizgisinde kendimizi sorgulayarak hata ve eksikliklerimizi aşalım! 14 Temmuz çizgisinde mücadele edersek her zaman kazanacağımıza yürekten inanalım! Tayyip diktatörlüğüne ve AKP faşizmine karşı Mazlum’ların, Kemal’lerin ve Hayri’lerin çizgisinde direnelim ve özgürlüğü kazanalım! 

Yazarın diğer yazıları