15 Ağustos ve halkların iradesi

Demokrasi halkların iradesini özgürce ortaya koyabilmesi ve bu iradenin halkın yönetimine egemen olmasıdır. İdeal-saf bir demokrasi olmasa da, halkın iradesini ne ölçüde ortaya koyabildiği ve bunun yönetime ne ölçüde yansıdığı anlaşılabilir, görülebilir bir konudur. Halkın iradesi çeşitli zor yöntemleriyle bastırılırsa, hiçbir halk buna sonsuza kadar boyun eğmez. Halk, her dönemde ve gücünün yettiği her yolla bu zulme karşı direnir. Belki başaramaz ama ayaklanır, isyan eder. Bu isyanların kanla bastırılması, geçici olarak halkı sustursa da isyan ateşini, özgürlük aşkını asla söndüremez.

Hiçbir zaman gerçek bir demokrasiyi görmemiş-yaşamamış olan Türkiye gibi ülkelerde, halkın demokrasi mücadelesi her zaman kanla ve zulümle bastırılmıştır. Halkın en demokratik istemleri hep bölücülük, eşkıyalık, anarşi ve terör olarak yaftalanmıştır. Türkiye’nin 92 yıllık tarihi, kanlı katliamlarla, soykırımlarla ve sayısız siyasi cinayetle doludur. 1946’dan sonra başlayan sözde çok partili demokrasi devri ise tamamen göstermeliktir. Özü hiç bir zaman değişmeyen demokrasi makyajlı sistem, askeri darbeler, sıkıyönetimler ve OHAL yönetimleri arasında bir reklam arası kadar bile sürmemiştir. Bu dönemlerde bile halk, en temel insan haklarını ve diğer demokratik haklarını kullanmak için ağır bedeller ödemiştir. Hala anadilde eğitim hakkının bile tanınmadığını, bunu isteyenlerin başına gelenleri hatırlarsak durumun utanç verici vahameti anlaşılır.

1960’lardan sonra demokrasi, sosyalizm ve özgürlük mücadelesi hızla yükseldi. Bu yükselişi bastırmak için yapılan 12 Mart 1971 askeri faşist darbesi halkın direnişi karşısında başarılı olamadı. Halkların mücadelesi hızla yükseldi. Bu yükselişi bastırmak için de 12 Eylül 1980, faşist darbesi yapıldı. Evren ve faşist çete elebaşıları bütün ülkeyi zindana çevirdiler. Türk-İslam sentezi olarak ifade edilen ırkçı teoriyi egemen kılmak için her türlü işkenceyi, katliamı ve zulmü yaptılar. Demokrasi ve özgürlük güçlerini imha etmeye kalkıştılar. Ezilen halklar dünyaya geldiklerine pişman ediliyor ve sadece sessiz köleler olarak “yaşamalarına” izin veriliyordu. Devrimcilerin işkencelerde ve zindanlardaki, idam sehpalarındaki direnişlerinden başka ses yoktu. Rejim bunları da halktan gizlediği için ağır bir sessizlik ve karanlık her yeri sarmış gibiydi. Halkın bağrındaki son umut kırıntıları adeta can çekişmekteydi.

İşte 15 Ağustos 1984 Atılımı, o gün Eruh ve Şemdinli’de gerçekleşen silahlı eylemler bu ortamda, yeni bir dönemin açılmasıydı. 15 Ağustos’ta ilan edildi ki, faşist-sömürgeci güçler ne kadar büyük ve zalim olursa olsunlar, halklar onlara boyun eğmek zorunda değildi. Halklar, her şart altında ve bütün zorluklara rağmen kendi iradesini ortaya koyabilir ve bunu bütün düşmanlarına da kabul ettirebilirdi. İşte bu inanca dayanan özgürlük mücadelesi başarıya ulaştı. Kürt halkının iradesini kırmak için kan dökenler, döktükleri kanda boğulup gitti. 15 Ağustos Atılımı 32. yıla girerken, Kürdistan halkının ve ezilenlerin her alanda iradesini ortaya koyduğunu görüyoruz.

7 Haziran seçimlerinde de bu irade net olarak görüldü. Kürtler ve toplumun tüm ezilenleri iradelerini, tercihlerini ortaya koydular. Ama 12 Eylül’ün faşist anayasasına ve tüm kurumlarına sahip çıkarak ayakta kalmaya çalışan AKP çetesi halkların iradesine saygısızlık yapıyor. Bu iradeyi geçersiz kılmak için her yola başvuruyor. Seçim öncesinde HDP’ye yönelik yapılan her türlü saldırıya halk boyun eğmedi. Halk, bütün saldırıları göğüsleyip HDP’yi yüzde 13 oyla TBMM’ye gönderdi. Bu tavır, sorunun demokratik-siyasi-barışçı çözümü için ortaya konan güçlü bir iradeydi. Ama AKP çetesi bu iradeyi tanıma yerine imha etme sevdasından vazgeçmiş değil. Şu anda düşük AKP hükümeti seçim kazanmış gibi keyfi icraatlarına devam ediyor. Erdoğan da, “Net 400 istedim ama brüt 258 zor aldım” deyip köşesine çekilmiyor. Asker ve polisi devreye sokarak yeni bir savaş dönemi açıyor. Halkın iradesini gasp etmenin yollarını arıyor.

Bütün anketler, yeni bir seçimin çok farklı sonuçlar vermeyeceğini, hatta AKP oylarının daha da azalacağını, HDP oylarının daha da artacağını gösteriyor. Bu durumda AKP ve Erdoğan’ın niyeti nedir? Onlar her türlü hile-hurda-katliam yoluyla, savaş ortamında bir kez daha halkın iradesini çalmaya teşebbüs ediyorlar. Bu konuda MHP de suç ortaklığı yapıyor.

Erdoğan ve AKP, halkın iradesini geçersiz kılmak için 12 Eylül faşist rejiminin paslı silahlarından medet umuyor. Seçim öncesinde başlayan ve şimdi her gün bombardımanlarla sürdürülen yeni bir katliam dönemi başlamıştır. Halk buna karşı da kahramanca direniyor. 15 Ağustos Atılımı 32. yılına girerken halk iradesini özyönetimlerini ilan ederek gösteriyor. 32 yıl önce açılan tarihi dönem, şimdi yeni bir aşamaya ulaşmış bulunuyor. Bu da 15 Ağustos Atılımı’nın yıldönümünde, yepyeni bir atılımdır, yeni bir dönemin başlangıcıdır. Halkın iradesi bu kadar açıktır, nettir. Bu iradeyi tanıyıp anlaşmak yerine inkar ve imha kafasında inat ederek halka zarar verenler, kendileri de çok feci biçimde kaybedecektir.

Yazarın diğer yazıları