18 yıldır Kürdistan’ı Londra’ya taşıyan festival

 İngiltere’de yalnızlaşmış, kendi kimliğinden kopmuş genç kitleye ulusal aidiyetlerini hissettirmeye yardımcı olmak amacıyla festival düzenlediklerini aktaran Mustafa Gündoğdu, getirilerini ise şöyle özetliyor:

 “Kürtlerin kendilerine, yaşadıklarına, tarihlerine dair bilinci gelişti, ortaklaştı. Halkın var olma mücadelesinde sanatsal düzeyde katkılar sağladı. Yürüttükleri kimlik mücadelesinin daha belirgin hale gelmesini sağladı.”

Aladdin SINAYİC

Dünya sineması 125 yıllık serüveni içerisinde çok büyük gelişmeler kat ederken, Kürt halkı bu yüzyılı işgal, katliam ve direnişle geçirmiş, ona ait tüm sanatsal çalışmalar da bununla paralel gelişmiştir. Sinema temsil ettiği güçlü sanatsal yönünün yanında bir toplumun gözü, kulağı, belleği ve vicdanı olarak da kabul edilir. Kürt halkı açısından bu gerçeklik daha da bir önem kazanmaktadır. Yıllardır kendi topraklarında nice acılar yaşayan bir halkın sineması da o halkın acılarına, direnişine, umutlarına, kültürüne, doğasına, hafızasına ve tümden bir yaşamına ışık tutar.

Kürt’ünün sinema ile olan imtihanı da diğer birçok sanat dalında olduğu gibi çok trajiktir. Mesela, Türkiye’de yıllarca Malkoçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi ve Tarkan filmlerini evlerimize sokarak, milliyetçi ideoloji laboratuvarlarında süzülmüş bu filmleri bize ‘tarih filmi’ diye izlettiler. Bizler evlerimizde, ‘bu büyük Türk kahramanlarının’ gerçek tarihte hiç yaşanmamış zaferden zafere koşmalarını büyük bir heyecanla izlerdik. Türk devletinin sinemayı bir propaganda silahı olarak kullanması 2000’lerden sonra da gelişerek devam etti. Kürdistan’ın diğer parçalarında da durum Türkiye’dekinden farksız gelişmedi. Sinema dediğimiz ‘sanatsal çalışma’ gerçeklikten ve estetikten bağı kopartılarak Kürt’de karşı kullanılan bir propaganda silahı olarak tarihte yerini aldı.

Yazımızın konusu Londra Kürt Film Festivali (LKFF) olduğu için Kürt sinemasının yaşadığı sorunlara çok girmeyeceğiz, ancak Kürt sinemasının halen çok ciddi anlamda kurumsallaşma sorunu yaşadığını söylemek gerek. Kürt sineması denilince sadece film ve yönetmeninden bahsedilmez, bunun içerisine oyuncusu, ışıkçısı, editörü, senaryo yazarı, prodüktörü ve sponsoru gibi herkes girer. Bunların yanında diğer en önemli sorunlardan birisi çekilen filmin kitlelere ulaşmasıdır. Tam da bu noktada Kürt Film Festivallerinin önemi ve ihtiyacı ortaya çıkar.

Ve dünyanın ilk Kürt film festivali

Londra Kürt Film Festivali de bu ihtiyaçlardan yola çıkarak Halkevi öncülüğünde bir grup gönüllü tarafından 2001 yılında düzenlenir. O dönem kuruluş çalışmalarında yer alan ve 7’inci festivale kadar içinde aktif olarak çalışma yürüten Mustafa Gündoğdu, o süreçte kendilerini festival yapmaya iten nedenleri ve ilk festivalin nasıl gerçekleştiğini şöyle anlatıyor:

‘‘Bizi festival yapmaya iten temel sebeplerden bir tanesi Kürtlerin yaptığı filmlerin İran sineması, Arap sineması ya da Türk sineması olarak lanse edilip gösterilmesiydi. Kimlik mücadelesi veren bir halk için bu alanda da bir başlangıç yapılması gerektiğine inanıyorduk.’’

Kürtlerin Britanya’ya göçü daha çok 1970’lerde Saddam zulmünden kaçan Güney Kürdistanlılarla başlayıp, 1980’lerde Türk devletinin zulmünden kaçan Kuzey Kürdistanlılarla devam ediyor. 2000’lerle beraber göç biraz yavaşlasa da Suriye’deki savaş, Türk devletinin Kürt halkına dönük yeni savaş konsepti ve DAİŞ çetelerinin saldırıları 2014’ten sonra yeni bir göç dalgası başlattı. Britanya’da ne kadar Kürt yaşadığı ile ilgili henüz elimizde net bir resmi rakam yok. Bunun nedenlerinden birisi de yapılan nüfus sayımlarında Kürtlerin Türkiyeli, İranlı, Iraklı veya Suriyeli olarak kaydedilmesi. Ancak farklı akademik çalışmaların sonucuna göre Britanya’da 300 binden fazla Kürt’ün yaşadığı tahmin ediliyor.

Britanya’ya göç eden Kuzey Kürdistanlılar, genel olarak Türk devletinin asimilasyon politikalarından en çok etkilenen iç Anadolu ve yine Maraş ve Dersim’den gelmektedir. Bir boyutuyla Türk devletinin asimilasyon politikalarının sürgünde oto asimilasyon olarak devam etmesi ve bununla beraber ekonomik döngü içerisinde uzun çalışma saatlerinden kaynaklı ailelerinin çocuklarına yeterli zaman ayırmaması kimliklerinden kopmuş yeni kuşaklar yarattı.

Gündoğdu’ya göre bu durumun da Kürt Film Festivalinin başlamasında bir etken oluşturduğudur; ‘‘Festivale başlama nedenlerimizden bir tanesi de bu yalnızlaşmış, kendi kimliğinden kopmuş genç kitleye kendi ulusal aidiyetlerini hissettirmeye yardımcı olmaktı. Kürdistan’ın bilmediğimiz ve gitmediğimiz coğrafyalarında yaşanan hikayeler, tarihsel olaylar kolaylıkla filmler üzerinden aktarılabildi, Kürtlerin kendilerine, yaşadıklarına, tarihlerine dair bilinci gelişti, ortaklaştı. Yine LKFF Kürt toplumuna, halkın var olma mücadelesinde sanatsal düzeyde katkılar sağladı. Kürt halkının yaşadığı sorunları sinemanın diliyle başka toplumlara anlatarak mücadelelerine kolaylık sağlarken yürüttükleri kimlik mücadelesinin daha belirgin hale gelmesini sağladı.’’

Sinema yoluyla toplumda yaratılan farkındalık

Festivalin mevcut koordinatörlerinden Ferhan Stêrk ise Kürt Film Festivalinin toplumda farkındalık yarattığını ifade ediyor; ‘‘Kürtler, film festivalleri aracılığı ile siyasi ve kültürel arenada daha görünür olabiliyor. Kürt Film festivalleri sayesinde diasporada yaşayan Kürtler de kendi kültürel aidiyetlerinde bir farkındalık yaratıyor. LKFF yaklaşık 18 yıldır aralıksız olarak Britanya’nın merkezi Londra’dan Kürt sinemasını tanıtmaya devam ediyor. LKFF, sadece Kürdistan’ın bilinmeyen hikayelerini dünyaya anlatmak ve Kürt halkının yaşadığı haksızlıkları estetik bir dil ile ifade etmekle yetinmiyor, aynı zamanda Kürt sineması sayesinde ulusal bir platform oluşturuyor. Üretilen filmler ve bunu izleyicilere ulaştıran organizatörler Kürdistan’ın her parçasından bir aidiyeti temsil ediyor ve bu Kürt sineması sayesinde bizler de diğer halklara ilk defa bir arada olduğumuz ulusal bir pencereden sesleniyoruz. Yaşadığımız siyasi iklimi göz önünde bulundurursak Kürt sinemasının ulusal kimliklerimize kazandırdığı önemli ölçüde bir katkı olduğunu düşünüyorum.’’

2001’de 20 film, 2013’te 121 film gösterildi

2001 yılında yapılan ilk festivalde filmlerin yetersizliğinden kaynaklı hemen hemen festivale başvuran tüm filmler programa alınmıştı. Belgesel, Uzun ve kısa metrajlı yaklaşık 20 filmin gösterildiği ilk festivalden sonra her yıl gösterilen film sayısı artarak devam etti. Yaklaşık 20 film ile başlayan ilk festival, 2011 yılında yapılan 7’inci festivalde 103, 2013’te yapılan 8’inci festivalde ise 121 film gösterilmişti. Tabii bu rakamlar her festival başvuran yüzlerce film içerisinde belgesel, uzun ve kısa metrajlı filmlerin seçici komiteleri tarafından seçilen ve programa alınan en iyi filmler. Bu da 2001-2013 yılları arasında Kürt sinemasında yaşanan büyük gelişimi ortaya koyuyor.

Kendi emekçisine adanan 10’uncu festival

Nisan 2018’de yapılan ve 9 gün süren 10’uncu festivalde 10 uzun metraj, 14 belgesel ve 18 kısa olmak üzere toplam 42 film gösterilmişti. 10’uncu festivalin bir diğer özelliği de festivalin 26 Eylül 2017’de Rakka’da DAİŞ çetelerinin saldırısı sonucu şehit düşen Mehmet Aksoy’a (Firaz Dağ) adanmış olmasıydı. Yine festival çerçevesinde geçtiğimiz yıl 6’ıncısı düzenlenen Yılmaz Güney En İyi Kısa Film ödülünün yanında 1’nci Mehmet Aksoy En İyi Belgesel Ödülü verildi. Kendisi de sinemacı olan Aksoy, uzun yıllar boyunca Londra Kürt Film Festivali gönüllüleri ekibinde yerini almış, 8 ve 9’uncu festivalde de festivalin koordinatörlüğünü yürütmüştü.

Nisan 2020’de yapılması planlanan 11’inci festivalde en iyi kısa film ve en iyi belgesel ödülleri yanında Roja Zêrîn adı altında en iyi uzun metrajlı film ödülünün de verilmesi amaçlanıyor. Bu üç alanda verilecek ödüllerin Kürt sinemasına katkısı tartışmasız olsa da, 8’inci festival kapsamında yapılan ve başarılı bir sonuç alan henüz filmi yapılmamış ‘en iyi senaryo ödülünün’ sonraki festivallerde devam ettirilmemesi büyük bir eksiklik olmuştur. Bir filmin yapımında en önemli boyut senaryosu olsa da, Kürt sinemasında her yönetmen kendi yazdığı senaryoyu çekecekmiş gibi bir kural oluşmuş. Bu da senaryo yazarlığının yeterli değeri görmesi önünde engel teşkil etmektedir.

18 yıl boyunca Kürt sinema ‘sektöründe’ bir marka haline gelen Londra Kürt Film Festivali, Kürdistan’ın tüm farklı siyasi görüşlerini ve bunların temsilcilerini aynı çatı altında tutmayı başarmış ve sinema yoluyla Kürtlerin birliğine hizmet ederek Kürdistani bir kimlik yaratmıştır. Farklı parçalardaki Kürtlerin birbirlerinin yaşamları ile ilgili bilgi yetersizliğinin boyutunu ele aldığımızda festivalin bu anlamda da Kürt toplumuna büyük katkısı olduğu tartışmasızdır.

18 yıllık deneyim kurumsallaşmadı

Avrupa’da sanatın merkezi olarak kabul edilen Londra’da İran ve Türk toplumları başta olmak üzere hemen hemen tüm halkların film festivalleri mevcuttur. Bu festivallerin arkalarında ciddi bir devlet desteği ve büyük şirketlerin sponsorluğu olmasına rağmen Londra Kürt Film Festivali bu festivaller içerisindeki profesyonel konumunu halen korumaktadır. Yaşadığı tüm finansal sorunlara rağmen koca bir gönüllü ordusu tarafından yürütülen LKFF, büyük bütçelerle yapılan bu devlet destekli birçok festivalden çok daha ileri bir düzeydedir.

Festival 2013’te kurumsallaşmasını sağlayıp resmi vakıf statüsü kazanmış olması önemli bir gelişme olsa da 18 yıllık tecrübeyi kurumsallaştırmada yetersiz kalmıştır. 18 yıl boyunca binden fazla film başvurusu almış ve 10 festival boyunca yüzlerce filmi programına almış, bunların görsellerini, fragmanlarını, sinopsislerini ve bu filmlerin yönetmenlerinin özgeçmişlerini toplamıştır. Ancak bu kadar önemli bir arşivi düzenlemede ve bu arşive online ulaşmayı sağlamada yetersiz kalmıştır. Bu kadar önemli ve geniş bir arşivi toparlamak kolay iş değildir. Bu 18 yıllık deneyim ve çalışma içerisinde dünyanın en önemli ve en geniş ‘Kürt Filmleri Arşivi’ yaratılabilirdi. Ancak bu konuda festivalin organize komitesi tarafından ciddi projelerin tartışıldığı ve bunun üzerine çalışmaların yürütüldüğünü de biliyoruz.

Londra Kürt Film Festivali’nin 10 günlük film gösterimi yapmanın çok çok ötesinde Kürt sinemasına yapabileceği katkılar vardır. Bunun başında biraz önce belirttiğimiz dijital arşivin oluşturulması ve Kürt filmlerinin izlenilebileceği bir online platform projesinin hayata geçirilmesi hem topluma hem de Kürt sinemasına çok önemli bir katkısı olacaktır. Bununla beraber Kürt sinemasının yaşadığı sorunların tartışılıp çözümler üretilmesini sağlayacak platformların oluşmasına da önayak olabilecek pozisyona da sahiptir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found