19 Ağustos 2019 kayyımlar darbesi

Erdoğan 7 Haziran 2015 seçimlerinde kaybetti. Hukuken tek parti-tek adam diktası bitti. Ancak Erdoğan ve Bahçeli işbirliğiyle yapılan bir darbeyle bu seçimler geçersiz ilan edilip 1 Kasım 2015 düzmece seçimleriyle tekrar tek adam diktasının yolu açıldı. Bu darbe döneminde işçi hakları askıya alındı, grevler yasaklandı. Grev yapan sendikacılar tutuklandı. HDP ve demokratik örgütlere, aydınlara yönelik olarak sindirme ve yıldırma operasyonları aralıksız olarak sürdürüldü. Bu hukuksuzlukların sonucu olarak tutuklanan milletvekilleri, belediye başkanları da içinde olmak üzere binlerce HDP’li halen zindanlarda tutsak bulunuyor.

Halklarımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesi dikta rejiminin bütün engellerini aşarak yükseldi. 31 Mart yerel seçimlerinde AKP-MHP diktasını bozguna uğrattı. Seçim öncesi Erdoğan-Bahçeli ikilisi ülkeyi bir iç savaş gerilimine sokarak halka korku salmaya ve boyun eğdirmeye kalkıştı. Ama halk bu şantajı da boşa çıkardı.

Bana rağmen İstanbul seçimleri iptal edilince halk tepkisini farkı 800 bine çıkararak gösterdi.

Bozguna uğrayan AKP-MHP cephesi bir yandan muhalif belediye başkanlarını görevlerinden alıp yerlerine memurlarını getirme hazırlığı yaparken bir yandan da tüm muhalifleri vatan haini ilan etmeye başladı. Muhalifler yetmeyince AKP içindeki muhaliflerini de hain ilan etmeye başladılar.

Bu gelişmeler Erdoğan’ın yeni bir darbe ile diktatörlüğünü pekiştirme gayreti içinde olduğunu gösteriyor. Erdoğan her darbeci gibi muhalifleri susturma-sindirme çabası içine girdi. Her ağzını açtığında tehditler savurarak gözdağı vermeye çalışıyor. Halkın iradesini gasp ederek yaptığı kayyım atamaları yeni darbenin ilanı ve ilk adımıdır. Seçim süreci boyunca yaptığı hakaret ve tehditlere boyun eğmeyen halkı böyle cezalandırmaktadır.

Erdoğan diktası çıkmaza girdikçe kendi içindeki de çatlaklar da ortaya çıkmaya başladı. AKP muhaliflerinin yeni parti kurma çabaları ve Davutoğlu’nun 7 Haziran-1 Kasım 2015 dönemine ilişkin yaptığı imalar bile Erdoğan’ı kudurtmaya yetti.

Erdoğan siyasi hayatı boyunca tek parti-CHP iktidarını eleştirdi ama kendisi Türkiye tarihinin en kötü, en katı tek parti diktasını kurmaya kalkıştı.

Erdoğan yakın zamana kadar hep koalisyonlara karşı çıktı, tek parti iktidarını savundu ama fiilen TC tarihinin en kötü, en ilkesiz ve en gerici-halk düşmanı koalisyonunu kurdu.

Bütün bunlara rağmen hem koalisyon hem de AKP çatırdıyor. Su almaya ve batmaya başlayan gemiyi terk eden edene. Bir yandan eski AKP şeflerinden bir yandan da işgale gönderdiği generallerden istifa haberleri geliyor. Bu gemiyi şimdiye kadarki politikalarla kurtarmak olanaksız görünüyor. Ancak Erdoğan’ın da kendiliğinden iktidarı bırakması mümkün değil. Olsaydı en azından 7 Haziran ve 31 Mart seçimlerinden sonra tası tarağı toplayıp giderdi. Ama o zorbalıkla iktidarda kalmaya devam ediyor.

Bütün diktatörler gibi içeride ve dışarıda savaş politikası ve gerilimi arttırma yoluyla bütün muhaliflerini susturmaya-sindirmeye çalışıyor. Her sıkıştığında aklına yasaklama, tutuklama, parti kapatmakta ve idam cezası geliyor.

Kendisinden önceki Hitler, Arjantin cuntası, Yunan Albaylar cuntası, Saddam gibi dışarıda saldırı ve işgal girişimleriyle halkı oyalamaya, böylece diktasını sürdürmeye çalışıyor. Hepsinin de acı sonu biliniyor. Erdoğan’ı bekleyen son da farklı değildir.

Türkiye yakın tarihindeki askeri-faşist darbelere alışkın ama Erdoğan tipi sivil faşist darbelere pek alışkın değil. Erdoğan bunu da kullanarak halkı oyalamaya çalışıyor.

Kayyım darbesi sadece HDP’ye ya da sadece Kürtlere yapılmış değildir. Bütün ülkede yapılan bir darbenin ilk görüntüleri ya da ilk adımıdır.

31 Mart ve 23 Haziran-İstanbul seçimlerinde faşist diktaya dur diyen demokrasi güçleri bu diktaya son vermenin yolunu da göstermiştir. Halkların sandığa yansıyan iradesi bellidir. Bu irade hiç bir güç çiğneyemez. Bu irade hiçbir gerekçeyle gasp edilemez.

Halkların iradesini gaspetmeye kalkışan faşist çeteye dur demek tüm demokrasi güçlerinin acil ve güncel görevidir.

Yazarın diğer yazıları