1925’den 1937’ye 1937’den 2019’a Kürt soykırımı

Cihan EREN

Günü tam bilinmemekle birlikte 14-18 Kasım 1937 arası tarih, Seyid Rıza ve yoldaşlarının idam edildiği günler oluyor. TC’nin işlediği ‘cinayetin’ 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece olması en güçlü ihtimal olarak kabul edilmiştir. Bunun için 15 Kasım 1937 Seyid Rıza ve yoldaşlarının katledildiği gün kabul edilmektedir. Halkların ve Kürtlerin soykırımcısı TC, Dersim katliamını resmi kabullenmediği için o günlerde Elazığ’da ne olup bittiği ayrıntılarıyla bilinmiyor. Kimi belgeler ve bu katliamı yapan ya da tanık olan bazılarının anlatımlardan bilinenler dışında.  Şehitlerin mezar yerlerini de katiler hariç bilen yoktur. Sadece Dersim şehitlerinin değil, 30 Haziran 1925’de katledilen Şeyh Sait ve yoldaşlarının da mezar yerlerini sadece TC katilleri biliyor.

Bu iki katliam ve sonrasında yaşananlar Türk devletinin Kürt halkının varlığına nasıl baktığını çok açık ele veriyor. 1924 öncesinde Türk devlet yetkilileri resmiyete Kürtleri biliyor. Tanıyor. Hatta Lozan görüşmelerinde Türk devlet delegasyonuna başkanlık eden İsmet İnönü, görüşmelerde kendini ve heyetini Türklerle Kürtlerin ortak temsilcisi olarak tanıtıyor. Kurulacak devletin her iki unsurun da devletidir manasında sözler de sarf ediyor. O Lozan’da bunları söylerken Ankara’da ise İngilizlerle varılacak anlaşma gereği Kürtleri arkadan nasıl hançerleyeceklerinin plan ve hesapları yapılıyor. Türk egemenlerinin kapalı kapılar ardında ayrı bir Kürt politikasının olması alçaklığı yeni değil anlayacağınız. Yani açıktan Kürtler ile ortak devlet çatısı altında kurulacak yaşam dilendirilirken, kapalı kapılar ardında ise Kürt katliam plan ve hesapları yapılıyor.

1923-24 döneminde Kürtleri oyalamak, İngilizlerle Kerkük ve Musul petrolleri üzerinden bir anlaşma yaparak devletlerinin sınırlarını uluslararası resmiyete kavuşturmak, sonrasında 1925’in hemen başında Kürt katliamını yapma hazırlığı Kemalistlerin temel işi olduğu belgelerle ispatlanmıştır. Bir kez daha ‘bextê Romê nîne’ kanunu işletilmiştir. Yani o günün TC yöneticileri de tıpkı bugünküler gibi namertlikte sınır tanımamıştır.

1938’de ise durum biraz daha farklıdır. Bu defa kendilerini bir şey sanacak kadar güçlü olduklarını düşünüyorlar. Bekledikleri şey katliam için uygun koşullardır. İmdatlarına tıpkı bugün ki gibi bir dünya savaşı yetişiyor. Kurt puslu havayı sever. 2.dünya savaşı katil TC yöneticilerine o puslu havayı faşizmiyle sunuyor. Başta İnönü olmak üzere birçokları Hitler bıyıklarıyla o havaya girdiklerini gösteriyor. Bu İnönü, Mustafa Kemal’in bilgisi ve onayı dahilinde planlar hazırlıyor. Lozan’da kendisini Kürtlerin de temsilcisi ilan edecek kadar Kürt sever göstermiş bu hain Kürt, üç aşamalı bir soykırım planı hazırlıyor. 1925’den itibaren TC’nin temel bir stratejisi ve politik bir konsepti Kürt soykırımı yapmaktır. Bunlar yaratacakları Türklüğü Kürt kanı üzerine inşa etmeye karar vermiştir.  En ünlüsü ‘Şark Islat Planı’ belgesi olan kanıtlı Kürt soykırımının Dersim ayağı için ise hazırlıklara 1926’dan sonra başlanmıştır.  Ancak en kapsamlısı ve uygulanan plan olan soykırım hazırlık raporu, 1935’deki İnönü raporudur. Ancak unutmayalım ki tüm bu hazırlıklar Mustafa Kemal’in bilgisine ve onayına sunulduktan sonra uygulamaya geçiriliyor. İşte üç aşamalı planı içeren bu 1935 soykırım raporu, katliamı nasıl yaparız, geniş Dersim olan alanda Kürtlüğü nasıl bitiririz, geniş Dersim’i Türklüğe nasıl açarız ve Türkleştiririz belirlemelerini içeriyor. ‘Hazırlık, silahtan tecrit ve yeniden iskan’ bu planın ana amaçları olarak belirlenmiştir.

Dersim Tertelesi’nden önce ve sonra hazırlanmış ve deşifre olmuş TC katliam belgelerinin tümünde ortak olan birkaç ana başlığın en dikkat çekeni Kemalist devletin Dersim Kürtlüğünden ve Aleviliğin beslediği Dersim Kürtlüğünün kendine has ‘demokratik komünal’ yaşamından korktuğudur. TC yönetimi, Dersim’i Kürt kalesi olarak görüyor. Bu kale zapt edilmeden başta Erzincan olmak üzere geniş Dersim sayılan Malatya, Elâzığ, Koçgiri, Bingöl, Muş’un bazı alanlarını kapsayan bölgede Türklüğün gelişemeyeceğini, devletin buralara hakim olamayacağını söylüyorlar.

Katliam belgelerini incelediğimizde, Mustafa Kemal, İnönü liderliğindeki devletten Erdoğan-Bahçeli liderliğindeki devlete kadar, TC’nin Kürt halkına dönük soykırım politikalarında seçtiği kelimeleri bile değiştirmeden kullanıldıklarını görüyoruz. Şeyh Said’i ‘gerici, dinci, şeriatçı’ gibi suçlamalarla idam ettiler. O günün şartlarında iyi planlanmamış, provokasyona getirilmiş Kürt ayaklanmasını katliamla bastırdıklarını düşündüler. ’37-38’ katliamı daha çok günümüz Rojavasına benzemektedir. Kürtler birlikte yaşadıkları halklarla demokratik ve komünal bir yaşamı adım adım örerken, TC, burayı Kürt politikalarına tehdit gördüğü için saldırıyor. Katliam yapıyor. Rojava var oldukça Bakur ve diğer parça Kürtlerini bitiremem diyor. O günlerde İngiliz yöneticilerinden bugün ise Trump’ın ABD’sinden icazet alarak katliam ve soykırım yapıyor. TC, 1925’de ‘Kürtler gerici’, 1938’de ‘Kürtler şaki’ diyerek katletmişti. Bugün ise ‘Kürtler terörist’ diyerek katlediyor. İnönü Lozan’da ‘Kürtlerin de temsilcisiyim’ demiş sonra soykırım yapmıştı. Doksan altı yıl sonra Kürt katili ve soykırımcısı Erdoğan Washington’da ‘partimde eli Kürt vekil var’ diyerek soykırım yapıyor. TC’nin, Kürt politikasında 1925’in ve 1938’in TC’si olduğunu günümüzde süren soykırım saldırıları çok açık göstermektedir.

Peki değişen ne? Tabi ki değişen demokratik bilinçle dirilmiş direnişçi Kürtlerdir. İnsanlık vicdanı ve siyasi süreçtir.

Daha şimdiden Diriliş Bayramınız ve kendisiyle getireceği nihai zaferiniz kutlu olsun!

Yazarın diğer yazıları