2 Kasım, Demokratik Ulus paradigmasının referandumudur

Dünya Kobanê Günü gibi Dünya Rojava Günü de tüm dünyada kitlesel eylemlerle karşılandı, büyük bir coşkuyla kutlandı. Tüm dünyanın, kapitalist modernitenin sahte kutlamalarından öte, anlamlı kutlamalara ihtiyaç duyduğunu, böyle bir kutlamayla kendi özgürlükçü, devlet dışı yaşama umutlarını dillendirmek istediğini ve böyle bir fırsat bulduğunda bunu kesinlikle değerlendireceğini gördük.

Dünya insanlığı, marksizmden sonra gelişen birçok felsefi akım ve sosyal bilimsel çözümlemeleri de kapsayan, ancak toplumsal yaşamı değiştirme iddiasında olan bir zihniyet dönüşümü yaşamak istiyor. Dünya insanlığı, yeni bir yaşam anlayışı arıyor ve bu arayışını, dünya Rojava günündeki etkinliklerde ifade etmiş oldu.

Tüm dünyada insanlar kendi ulusal günü gibi karşıladı 2 Kasım Dünya Rojava Gününü. Bu karşılayış şunun ispatıdır: Dünya insanlığı, demokratik ulus anlayışıyla, devlet dışı bir toplumsallık anlayışıyla yaşamak istiyor. 2 Kasım Dünya Rojava günü, Önder Apo’nun demokratik ulus paradigmasının referandumu oldu. Ve tüm dünya insanlığı, demokratik ulus paradigmasıyla yaşama iradesini ortaya koydu. Ne seçim, ne oy, ne sandık, ne kayyum, ne de boşa çıkmaktan utanmayan seçim kurulları vardı. Sadece insanlık, yazılmış mütevazi pankartlar ve ısrarla yükseltilen anlamlı sloganlar vardı.

Önder Apo’nun demokratik ulus anlayışıyla, devlet dışı bir toplumsal yaşam kurma iddiasındaki Kürtler Rojava Kürdistan’da önemli adımlar attılar. Başta Bakûr olmak üzere gelişen bu yönlü gelişen toplumsal bilinç Rojava’da pratik uygulama sahası buldu ve bedenleşmeye başladı. Böyle bir sürece kolay gelinmediğini, sürekli vurgulanan on binlerce şehit, yıkılan onlarca şehir, yüzbinlerce ev, on binlerce yaralı ve daha birçok rakamdan biliyoruz. Böyle bir sürece büyük bedellerle gelindi. Kürtler bugünün oluşması için çok büyük bedeller verdiler ve aslında şimdiden, direnen dünya insanlığı tarihine, demokratik uygarlık tarihine geçtiler.

Tabi bir süredir tüm dünya Kürtlerin savaştaki kahramanlığını anlattı, anlatıyor. Kürtlerin direnişini, devlet dışı toplum olma yönünde verdikleri bedellerin anlamı anlatılıyor. Herkes Kürtlerin toplum olarak özgür yaşaması gerektiğini de söylüyor. Başka başka kişiler, başka başka şeyler söyledi, söylüyor. Kimileri Kürtlere kimi dünya hegemonu güçlerle ilişkisi üzerinden erdem dersi verirken, kimileri de bu yaklaşımı “mide bulandırıcı” bulduğunu açıkladı.

Biri “Kürtler melek değil” derken, birileri de Kürtlerin haklılığını savunan açıklamalar yaparak, bir anlamda da Kürtlerin melek olduğunu anlatmaya çalıştı.

Kürtlerin melek olmadığı bir gerçek. Zaten Kürtlerin öyle melek olma gibi bir niyeti de hiç olmadı. Kimi zaman mağdur duruma düşseler de, melek olduklarını hiç iddia etmediler. Hatta Kürtlere dair kimi anlatılar, onların cinlerin çocukları olduğunu söyler. Ve Kürtler bu anlatıları büyük bir sevinçle karşılar. Kürtlere bir ebeveyn arama çabaları bir tarafa, Kürtlerin ne istediği, nasıl yaşamak istediği konusunda sorular ortada duruyor. Özellikle de tüm dünya insanlığının 2 Kasım duruşuna rağmen, dünya hegemonlarının Kürtleri yok sayarak Kürt toplumunun yaşam alanlarına-yaşamlarına yönelik toplantılar, tartışmalar, anlaşmalar yaptıkları bu tarihsel süreçte, bu sorular acil cevap arıyor.

Kürtler, dünyanın işçilerinin birleşemediği, tüm ezilenlerinin birleşemediği bir dönemde, tüm dünyanın özgürlük arayışçılarını, devlet dışı toplumsal yaşam arayışçılarını birleştirdiği bir siyasal halktır. Kürtler için sorulacak soru ne olursa olsun, cevabın değişmez maddesi budur. Hiçbir güç, hiçbir hegemon, hiçbir işbirlikçilik ve hiçbir bedel bunu değiştiremez.

Bu siyasal halk, tüm dünyayı kendi bağrından çıkardığı demokratik ulus paradigması etrafında topluyor, ayrıştırıyor ve yeniden topluyor. Sağ, sol, yurtsever, milliyetçi, savaşçı, direnişçi, anarşist, hümanist… tüm tanımların sorgulandığı ve yeniden tanımlanmaya aday olduğu bu çağ geçişinde Kürtler, kendi etraflarında yeni bir tanım oluşturarak yüzyılın öncü toplumu olduklarını gösterdiler.

Bugün tüm dünya insanlığı, marksizm’in ilk çıkışından bugüne kadar geçirilen tüm mücadele pratikleri ve ulaşılan sonuçlarla birlikte, bir yeni zihniyet bunalımı yaşıyor. Uygarlığın krizinden daha büyük bir krizdir bu. Çünkü uygarlık krizinden daha eski bir insanlığa, demokratik uygarlığa dayanıyor. Ve bu insanlık, özgür yaşamı hiçbir hegemonik güce teslim edemeyecek kadar kendi gerçeğine bağlıdır hala.

Önder Apo’nun paradigması ve yarattığı tanımların bu yüzyılı inşa etmenin temel tanımları olacağı kesindir. Bunu, 2 Kasım Dünya Rojava Günü’ndeki eylemler kanıtlamıştır.

Yazarın diğer yazıları