20 Temmuz günü cinayet 5 Nisan’da cenaze töreni

Evet. Nisan’da referandum olacak. Referandumda yaklaşık 200 bin sandıkta oy kullanılacak.

Saray nasıl TBMM’de oy kullanma kabinlerini “BBG evi” haline getirdiyse, yine aynısını yapacak. Nasıl TBMM’de bu anayasa dışı “baskıya” karşı gelen muhalif vekilleri ve kadın vekilleri zorbalıkla engellediyse, yine aynısını yapacak. Vekili yere seren Saray, sandık müşahidine neler yapmaz…

Bir parti “bugünkü rejim faşisttir” dediği zaman, onun yaptığı her türlü oylamayı, seçimi ve referandumu da “gayrı meşru” ilan eder. Rejim hem faşist olacak, hem de onun silahlı adamlarının ve elindeki yargının denetiminde yapılacak olan referandum meşru olacak. Böylesi ne duyuldu, ne işitildi.

Anlaşıldı ki CHP’nin kafasında TBMM’yi ve Referandumu boykot etmek yok. O, rejimle uzlaşma yolunda. Bu durumda HDP’nin de kendi başına TBMM’den çekilmesi ve referandumu boykot etmesi söz konusu olamaz, böyle bir şey Saray rejiminin işine yarar. Referanduma katılma süreci başladı.

Ancak, şu anda ilk söylenecek söz, “referandumda hayır demek için hazırlanıyoruz” olamaz. Şu anda söylenecek ilk söz, “TBMM’deki oylama meşru değildir, meşru olmayan oylama sonucu referanduma götürülecek olan Anayasa metni yok hükmündedir, yok hükmünde olan anayasa metnini referanduma götürme kararı meşru değildir, meşru olmayan kararla yapılacak olan referandum da meşru değildir, meşru olmayan referandumda kabul edilecek olan Anayasa ise hiç meşru değildir, dolayısı ile, biz referandumdan zorbalıkla çıkarılacak olan ‘evet’ sonucunu tanımayacağız.”

“TBMM’yi Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi 20 Temmuz günü OHAL ilan ederek asıl darbeyle öldürdüler, parlamenter rejimin yerine CHP Genel Başkan yardımcısı Böke’nin dediği gibi ‘kitaplardaki tarife tıpa tıp uyan faşist bir rejim kurdular”, şimdi de referandumda işledikleri cinayeti ve kurdukları faşizmi halka onaylatmak istiyorlar. Bu durumda önümüzde iki yol var; ya CHP ve HDP birlikte referandum boykot edilecek; ya da kimi kamuoyu yoklamalarındaki iyimser tahminler esas alınarak, ama sandıkta yüzde elliyi aşsa da Saray’ın bunu sıfıra indirebileceğini unutmadan, 7 Haziran seçimlerinin başına gelenleri hatırlayarak, Baykal’ın tabiriyle ‘belki de son oylamada’ şans denenecek…”

Eğer muhalefet güçleri, bu ya da benzer “ihtirazi kayıtları” (çekinceleri) koymadan “normal bir referanduma” katılıyor gibi davranırlarsa, referandum sonrasında muhtemel bir “evet” karşısında “mızıkçı” konumuna düşerler ve o zaman da faşizme karşı mücadelede inandırıcılıklarını kaybederler.

Vurgunun en büyüğü, “bu referandum meşru değildir” cümlesine yapılmalıdır.

CHP’nin sanki normal koşullarda bir referanduma gidiliyormuş gibi esip gürlemesine karşı gerekli eleştiriler ise, daha büyük bir vurguyla yapılmalıdır. Çünkü CHP’nin bu tavrı, “referanduma meşruiyet kazandırma” tehlikesi doğuruyor.

Bunlar yapıldıktan sonra iş “hazırlığa” kalır. Referandum’da yaklaşık 200 bin sandık olacak. Bu sandıkları savunmak en büyük iştir. Sandıkları savunabilmek için yapılacak örgütlenme, bugünkü tutuklama, zorbalık şartlarında çok devrimci bir iş olacaktır. Bu öyle bir devrimci iştir ki, sandıktan zorbalıkla “evet” çıktıktan sonra, ülke çapında yürütülecek kitlesel antifaşist mücadelenin de örgütsel iskeleti bu suretle ortaya çıkacaktır. Tabanda CHP’li, HDP’li, ÖDP’li, Halk Evleri üyesi herkes her sandık başında bir “antifaşist cephenin” taban örgütlerini yaratmayı birinci iş edinmelidir.

200 bin sandık, çarpı 1 CHP’li, 1 HDP’li, 1 ÖDP’li, 1 Halk Evleri ve 1 de diğer sandık gözlemcisi, toplam 1 milyon “örgütlü” insan demektir.

Bu başarılabilir. Rejim, referanduma “gölge düşer” korkusuyla, o gün böyle bir örgütlenmeyi dağıtmakta zorlanır. Ve böyle bir “cephe taban örgütlenmesi” bir kere ortaya çıkınca, sonrası çorap söküğü gibi gelir.

Referandumdan “hayır” çıksa da, “evet” çıksa da referandumun ertesi günü bugünden farklı olmayacak. Yani uzlaşmasız bir mücadeleden başka bir çare kalmayacak… Asıl hazırlık bunun için olmalı.

Yazarın diğer yazıları