20 yıl

20 yıl bir ömür. 20 yıl insanlık tarihi içinde okyanusta bir damla olsa da, bir halkın, hele hele özgürlük aşığı bir halkın direniş destanına tanıklık edecek kadar uzun…

Reber APO şahsında Kürt halkına ve tüm ezilenlere karşı gerçekleştirilen 15 Şubat 1999 komplosunun 21. yılını karşılıyoruz. Bir halk; Önderine olan büyük ve tarifsiz hasretiyle, özlemiyle, yine komplocu güçlere ve faşizme karşı büyük öfke ve nefretiyle 15 Şubat’ın 20 yılını geride bırakıyoruz.

Kürt halkının önderi olan Reber APO’nun 40 yılı aşkın bir süredir başlattığı özgürlük yürüyüşünün onuru, görkemi ne kadar büyükse, dayatılan insanlık dışı tecrit, inkar ve imha saldırılarına karşı direniş de o kadar büyük ve görkemli.

Sayın Leyla Güven’in, Strasbourg’daki direnişçilerin, Maxmur’da onurlu direnen Fadile Tok’un, Hewlêr’de insanlık abidesi Nasır Yağız’ın, Kanada’dan Galler’e, Almanya’dan Hollanda’ya kadar kapitalist sistem içinden onurlu özgür duruşlarıyla eylemlerini sürdüren Kürt halkının güzel evlatları bu görkemi ne güzel de temsil ediyorlar.

15 Şubat komplocularını sadece sözle değil, bedenlerini dirhem dirhem eriterek nasıl da kahrediyorlar…

Faşizm, ölümle, açlıkla korkutarak susturacağını sandığı bir halkın çocukları ölümü nasıl da yaşama çeviriyorlar… Hem de özgür bir yaşama…

15 Şubat komplosunu gerçekleştiren devletlerin hesapları ne olursa olsun, kendini küllerinden yaratan bu halkın kadınlarını, erkeklerini, gençlerini, çocuklarını hiç de tanımadıkları ve tanıyamayacaklarını bu 20 yıl kanıtladı. Ne Kürt halkı eski Kürt halkıdır, ne kadın eski kadındır… Reber APO, binlerce yılın özgürlük özlemini ve aşkını öyle bir ateşe çevirdi ki, bu ateş Kürdistan sınırlarını aşmaya başladı. Analitik aklın hesapçılığı, onun politikaları bu yeni sosyolojik gerçekliği çözemiyor. 1999 döneminde TC’nin yanında komploda pratik rol oynayan ABD ve diğer kapitalist devletler Kürt halkını ‘feodal geri bir toplum, aşiret liderleri giderse geride kalanlar dağılır, biz de istediğimiz gibi kullanırız’ diye düşünüyorlardı. Kürtler onlara göre ‘hor görülecek’ bir topluluktu. Bir nesneydi onlar için. İngiliz başbakanlığını yapmış olan Churchill’in 1920’lerde Kürtleri değerlendirmesi bu çerçevededir. Kürtleri ‘geri, vahşi bir grup’ olarak görür. 20. yy’ın Kürt algısı budur çünkü.

Reber APO’yu da böyle görüyorlardı. Yoksul Kürt toplumunun bir üyesidir. ‘Alt tabakadan’ gelen biridir. Devletli iktidarcı ataerkil uygarlık güçlerine göre bir halkın öncüleri ‘soylu, zengin, üst sınıftan’ olanlar olmalıdır. Reber APO’nun demokratik sosyalist çizgisi bu yaklaşımı yerle bir etti. En altta olanı en öne çıkardı, öncü, siyasetçi, yönetici, isyancı, sistem inşa gücü yaptı. Kürt kişiliğinden başladı kavgasına. Köle duruşa karşı savaş açtı. Değişim kadından başladı bir de. Bu uygarlığın yarattığı bakış açısının, felsefesinin tersini inşa etti. Binlerce yıldır ezilenlere ezberletilen ‘boyun eğ, yaşadığını kader bil, acının hesabını sormayı Allah’a havale et’ ya da ‘isyan et, ezil, mağdur ol’ duruşuna karşı mücadele etti. İdeolojisini, felsefesini, toplumsal hakikate uygun geliştirdi.

Öyle bir tohum ekti ki, 15 Şubat komplocuları Reber APO’yu 20 yıldır tecrit içinde tecride aldı, ama  bu halkın mücadelesini bitiremediler. Reber APO bu durum için ‘Cin şişeden çıktı artık’ dedi. Bastırılan, yok sayılan, küçük görülen Kürt hakikati çağla buluştu. Özgürlüğün tadını aldı. ‘Hiçbir güç bu saatten sonra bu özgürlük yürüyüşünü geriye çeviremez’ dedi. Çünkü Kürdistan topraklarında yeni bir Ortadoğu rönesansı başlamıştı çünkü. Kadın hakikati yeniden nefes almaya başladı. Özgürlüğün en temel tohumu toprakla buluştu. Tüm erkek egemenlikli saldırılara rağmen filiz verdi, boy attı. Bunların hepsi de canla, özgürlük sevdasıyla beslendi.

İmralı’da Reber APO’yu, dışarıda hepimizi tecritte tutmak isteyen faşizm karşısında eski Kürt yok. 15 Şubat komplocuları bu hakikatin doğmasına engel olamadılar. Erdoğan’dan Trump’a, Putin’den işbirlikçi köle Kürtlere kadar egemen sistemin temsilcilerinin tecritte ısrarlarının nedeni de bu doğuşa engel olamamanın öfkesi ve korkusudur.  15 Şubat’ın 21. yılını karşılarken ‘yeni doğuşu yaptık herşey tamam’ demeyelim. Bu eski zihniyetin beklediği bir yaklaşımdır.

Varolanla yetinmemek bu mücadelenin temel özelliklerindendir. Özgürlük hep arayış içinde olmaktır. Kendini aşmayı bilmektir. Bu temelde her birimiz kendimizden başlayarak egemen sistemin üzerimizdeki tecrit politikalarını, onun en küçük etkisi bile olsa, parçalamalı, İmralı’ya ulaşmalı ve faşizmi yıkmalıyız. Açık ki, 15 Şubat’ın 21. yılında tüm komplocular ancak böyle kahredilir.

Yazarın diğer yazıları