2005 banliyö olayları davasında beraat!

Fransa Gündemi

Banliyö isyanı olarak Fransa gündeminde büyük bir yer kaplayan 2005 olaylarına dair süren mahkeme bu hafta sonlandı. Rennes Ceza Mahkemesi’nde görülen davada "tehlike anındaki kişiye yardım etmemekle" suçlanan polisler beraat etti. 2005’te Fransa geneline yayılan banliyö isyanını tetikleyen süreç ise 2 gencin ölümü ve bir gencin ağır yaralanması olmuştu. Söz konusu olayla ilgili 2 polis yargılanıyordu. 

Peki Fransa’da 2005 yılının Ekim-Kasım ayında Paris banliyölerinde ne yaşanmıştı? Polisten kaçan üç genç, sığındıkları trafo istasyonunda biri yaralı olmak üzere ikisi feci şekilde canvermişti. Devamında polisin gençlerin ölümüne sebebiyet vermesi ve Paris’in banliyölerinde sisteme karşı biriken öfkenin sokağa inmesiyle; bin özel araç, 30 bin çöp bidonu, yüzlerce kamu binası, otobüs ve kamu aracı ateşe verilmişti. Devlet üç gencin yaşamını hesaplamazken söz konusu maddi zararı, 20 milyon Euro olarak kamuoyuyla paylaşmıştı. 

Dönemin İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy "ayaktakımına sıfır tolerans" ilan ederek polise olaylara müdahale konusunda sınırsız yetki tanıyarak polisleri sokağa salmıştı. Banliyö bölgelerini "suç yuvası” olarak gören bu anlayışla polisin şiddeti birleşince yüzlerce genç tutuklandı. Bir o kadarı da gözaltına alınıp yargılandı. Olaylar bir süre sonra sonlanırken devreye bu kez ağır göçmen yasaları girdi. Göçmenlerin giderek ötekileştirilip gettolara sıkıştırılmasının tüm yasal ve toplumsal zemini devlet tarafından örgütlendirildi. Irkçılık devlet eliyle ve olaylar sonrası çıkan yasalarla pekiştirildi. Bütün bunlar yaşanırken Sarkozy koltuğunu daha da sağlamlaştırarak Cumhurbaşkanlığına kadar yükseldi. ‘Banliyölerde şiddet olayları’ olarak tarihe geçen bu sürece öncülük edecek ve hak arayışı konusunda yön gösterecek sosyal ve politik hareketlerin yoksunluğu nedeniyle haklı bir tepkiyle yola çıkan ve çoğunluğunu göçmenlerin oluşturduğu bu hareket, polis zoruyla bastırılmış oldu. Olaylardan geriye kalan ise ötekileştirilen göçmenlerin yarattığı "vandalizm" olarak kamuoyu algısına sunuldu.

Fransız işçi sınıfı, emekçiler ve kendini sosyalist ve komünist olarak tanımlayan bütün kesimler, kendi sınıflarının doğal bir parçası olan banliyö isyanına sahip çıkmadı. Fransa’nın göçmen politikası, banliyölerdeki uygulamalar, sosyal adaletsizlik, ırkçılık, göçmen gençlerin eşitsiz eğitim ve iş koşullarına sahip olması reformist sol muhalefetin gündemine dahi girmedi. Solun kendisi de mevcut ötekileştirme politikasına hizmet eden dönemin açıklamalarına imza attı.

Geride tek başına kalan mağdur aileleri oldu. 2005’den bu yana mağdur aillerin polislere karşı açmış olduğu dava sürüyordu. Gelinen aşamada yargı eliyle "polislerin işlerini yaptığı ve herhangi bir ölümün sebebi olmadıkları" polislerin aklanmalarıyla belgelendi. Yargının da devlet politikasından bağımsız bir karar alması beklenmiyordu. 2005 olayları gözönünde yaşandı. Oysa banliyölerde günlük olarak polis terörü yaşanıyor. Potansiyel suçlu olarak görülen gençler, sistematik olarak polis kontrolünden geçiriliyor. Daha önce sürekli polisle sorun yaşayan gençlerin iş bulmaları ise neredeyse imkansız hale geliyor. Göçmen gençlerin yaşadıklarının kapsamını anlamak için sadece iş arama süreçlerine bakmak yeterli düzeyde. Örneğin iş ararken kimliklerinin kayıtlı olduğu bazı banliyöler bile işe alınmamaları için bir gerekçe oluyor. Bu baskı ve yok sayma politikasının sonuçlarının Fransa’daki göçmenlerin sabrını nereye kadar götüreceği ise soru işareti olarak duruyor.

Yazarın diğer yazıları