2019 yılına girerken

2018 yılını geride bıraktık. 21. yüzyılın bu 18. yılı, Ortadoğu merkezli yaşanan büyük olaylara tanıklık etti. Kuşkusuz bu merkez gerçekliğinde Kürt halkının özgürlük mücadelesi tarihi rolünü oynamaya devam etti ve ediyor. Kapitalist sistem 20. yüzyıl içinde sürdürdüğü sömürü politikalarını yeni yüzyılın başlangıç yıllarında yeni biçimlerde ve yeni hedeflerle sürdürüyor.

2018 yılının en çarpıcı yanlarından biri özgürlük ve köleci sistemleri arasında süren mücadelenin derinleşmesi oldu. Bu 2 çizgi uygarlık güçleri arasında süren mücadele 21. yüzyılın temel karakterini belirleyecek düzeyde sürmektedir. Kürt halkı açısından bu 2 çizgi arasında süren mücadele daha derin hissediliyor. Kürt halkı bu mücadeleyi bizzat öncü düzeyde yürütmesinden dolayı da, sadece hisseden bir güç değil, mücadeleyi belirleyen bir güç olma konumuna geldi.

2018 yılının başlangıcı da, bu yılın tamamlanıp 2019’a giriş de Kürt halkı açısından direnişle şekillendi. Sömürgeci-köleci sistem güçleri Türk devleti şahsında 2018’de Efrîn’i işgal ederek direniş çizgisinde olan Kürt halkı ve tüm direnenlere faşist yüzünü gösterdi. 2018 yılının 2. yarısından sonra ise Reber Öcalan üzerindeki tecride karşı Leyla Güven’in başlattığı ve zindanlardan Hewler’e, Süleymaniye’den Maxmur’a, Rojava’dan Strasbourg’a kadar her yerde devam eden açlık grevleriyle yıl direniş kültürü 2019’a devredildi. Bu direnişler 21. yüzyılı belirleyecek olan ‘özgür insan-özgür Kürt-özgür halk’ çizgisini yükseltmektedir.

Bu dönemi sadece Ortadoğu kaos içinde değil. Kapitalist sistem güçleri açısından kaos ve kriz süreci yaşanıyor. Kapitalizm, hırsızlığını ve talancılığını sürdürmek için iktidar sahipliğini sermaye güçlerine direkt devrediyorlar. ABD’de de görüldüğü gibi Trump gibi bir tüccarı iktidara getirerek, siyaseti tüccar kafasıyla sürdürmeye çalışıyorlar. Şirket sahipleri, kendi siyasetçilerinden ziyade doğrudan kendileri süreci ve 3. Dünya savaşını yönlendirmeye çalışıyorlar. ‘En büyük kar nereden sağlanır’ kafası politikalarının temeli oluyor. Erdoğan faşizmi bu tüccarlığın bir başka yansıması oluyor. Herşeyi, her değeri ticaret malı gibi görüyorlar. Bu tüccarlıkta ilke-ahlak yoktur tabii ki. Sermaye güçleri kar sağlamak için sömürdükçe krizi ve kaosu derinleştiriyorlar.

Kürt direniş gerçekliği bu kaos ve krizden halklar adına çıkışın formülünü elinde bulunduruyor. Suriye zemininde tüm tarafların 2019 yılında da içiçe bir mücadeleyi yaşamaya devam edecekleri görülüyor. ABD açısından Trump yönetimi ‘Güçlerimizi geri çekiyoruz’ deseler de, bu tablo içinde kapitalist güçler içinde üstlendiği Ortadoğu paylaşım kavgasında farklı boyutlarda roller üstlenerek varlığını devam ettireceği kesindir. Bu güçler Ortadoğu’da alternatif demokratik bir toplum sistemi inşa edilmesini DAİŞ’ten daha tehlikeli görmektedirler. DAİŞ onlar için ezilen halkları kendi çizgilerinde tutmak için kullandıkları bir araç ve halkları ‘ölümü gösterip sıtmaya razı etme’nin adı olmaktadır. Kürt halkının öncülük ettiği Ortadoğu demokratik konfederalizm sisteminin geriletilmesi için farklı DAİŞ yapılarını hep devrede tutmak isteyeceklerdir. Bu yapılar kimi zaman Türk devleti olarak birer koçbaşı gibi kullanılırken, kimi zaman ‘ÖSO’ kimi zaman köle Kürt çizgisini temsil eden KDP gibi yapılar olacaktır. Kapitalist güçler Ortadoğu’da kaosu derinleştirirken, alternatif sistemin inşa edilmesinin önüne geçmeyi hep deneyeceklerdir.

Ancak Ortadoğu öyle bir gerçekliğe sahiptir ki, direniş damarının büyümesi ve yayılması, kökleri bu topraklarda olan iktidarcı-devletçi-cinsiyetçi sistem uygarlığının mezarı da olabileceğini bizlere göstermektedir. Reber Öcalan’ın dediği gibi ‘her bitki kendi kökünde yeşerdiği gibi kendi kökünde kurur.’

2019 yılının bu ilk ayı yılın karakterini belirleyecek önemdedir. Bizler için yani Kürtler ve kadınlar için Ocak ayının en temel özelliklerinden biri 9 Ocak gibi tarihi bir olayın yıldönümünü karşılamayı ifade etmesidir. 9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te Kürdistanlı kadın devrimciler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez alçakça bir saldırıda katledildiler. 9 Ocak’ta bu katliamın 6. yılını karşılayacağız. Türk devletinin Erdoğan’ın onayı ve bilgisi, yine MİT’in planlaması ve uygulamasıyla bu katliamın yapıldığı ortaya çıkmış ve kanıtlanmıştır. Fransa devleti, Kürt halkının Suriye ve Rojava’da, DAİŞ’le mücadelede yer almaya devam edeceklerini açıkladılar. Bu politikaları Kürt halkının dostları olduklarını kanıtlamaz. Kapitalist çıkarları temelinde ve Suriye’nin eski sömürgecisi olarak kendini ‘sahip’ görme temelinde hareket ettiği açıktır. Fransa devleti ve adaleti Paris’te katledilen 3 Kürt kadın devrimcinin katillerini kendi adalet sistemi içinde ortaya koymamaktadırlar.

Kürtlerin ve Kürt kadınlarının adalet mücadelesi ise Rojava’da da, Ortadoğu’da da, Fransa’da da devam edecektir.

Yazarın diğer yazıları