21 Mart 82’de ‘üç kibrit’ Şimdi gönüllü üç insan!..

İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminde HDP herkes için “güzel olacak” dedi. Belli ki, 23 Haziran’da İmamoğlu HDP seçmeninin desteği ile seçilecek.

Sonra ne olacak?

Bu soru yalnız İstanbul Belediyesine sorulmuyor elbette. Belki de daha çok HDP’li belediyelere soruluyor.

Kim soruyor?

PKK Önderi Öcalan soruyor.

İkinci avukat görüşmesinin yayınlanan notlarında Apo seçilmiş tüm Belediye eşbaşkanlarına şu soruyu sordu: “Parasız çalışacak üç kişi de mi bulamıyorsunuz?”

Son görüşme notunda ise baktı ki “bulamıyorlar”, onlara “siz sokakları temizleyin” demek yerine, imkan bulsam Amed’i ben temizlerdim dedi.

Öcalan’ın eserlerini bir nebze okuyan herkes, onun her türlü iktidar odağının karşısına, halk inisiyatifini çıkardığını bilir. Her durumda halkın öz gücüne güvenme ilkesini amentü haline getirmiştir.

Belediyeyi neden kazanmak gerekir?

Devletin verdiği bütçeyle, taşeron işçilerle, yüksek maaşlı mühendislerle yol, kaldırım, kanalizasyon yapmak için mi? Bir kaç kişiyle oturup bir “proje” yapacaksın, projenin fizibilitesini eline tutuşturulan Türk lirasının miktarına göre sınırlayacaksın, ardından da halka “sana hizmet veriyoruz”, diyeceksin.

Ve halkın, halk için, halk tarafından “hizmet” yöntemini aklının bile ucundan geçirmeyeceksin.

Sonra başkanlığın elinden alınıp, kayyım belediyeyi işgal ettiğinde, halka “gel bizi kurtar” diyeceksin.

Olmuyor. Halk seni, beni değil, kendini kurtarmayı düşündüğü gün halk adını hak ediyor.

Halkın inisiyatifiyle, halk için, halk tarafından belediye hizmetlerini örgütlediğimiz gün, rejim bu hizmetlerin üstüne oturmaya kalktığında, o halk, kendi eserini, emeğini, fedakarlığını koruyacaktır.

Elbette HDP’li seçilmişlerin tümü bu aymazlığın içine yuvarlanmış değil. Zaten sorun da sadece seçilmiş Belediye Eşbaşkanları sorunu değil. Bu sorun halk örgütlenmesinin sorunu. Örgüt sorunu. Örgüt bu anlayışla kazandığı belediyelere yön vermediği zaman, seçilmişlerin yapabileceği fazla bir şey yoktur.

Belediyeler borç batağında. Seçilmişlerin kaderi İçişleri Bakanının iki dudağı arasında. Belediye bütçesi Erdoğan’ın elinde. Bunlar seçilmişleri istedikleri zaman hapse atabilir, belediye bütçesini öylesine kırparlar ki, sen çalışanların maaşlarını bile ödeyemez hale düşersin.

Çare nedir?

Çare yalnız Kürdistan’daki yerel yönetimler için değil, İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Adana, Antakya belediyeleri için Apocu anlayıştır.

Her belediye sınırları içinde özellikle Kürt gençliğinin saflarında, PKK Önderi’nin tabiriyle “parasız çalışacak üç kişi” her zaman bulunur. Bu üç kişi yarattıkları örnekle, üçyüz genci harekete geçirir. Bunlar için yatıp kalkacakları barakaları gönüllüler bir gün içinde inşa eder. Bir kollektif mutfak kurarsın. Gönüllüler yemeği kendileri pişirir, kendileri yer. “Bir lokma, bir hırka” diyerek “emek müfrezeleri” örgütlenir. Omuzlarında kazma kürek yolları yaparlar; kanalizasyonları kazarlar. Varsın kayyımların işe alıp da yargı baskısı yüzünden tasfiye edilemeyen parazitler yan gelip yatsın. Gönüllüler Belediye işlerinden fırsat bulduklarında, halkın onarım gerektiren evlerini ücretsiz onarır. Hasadını kaldırır. Damını aktarır. Gönüllü hemşireler kreşlerde bebeklere bedava bakar. Doktorlar mesai sonrası ev ev sağlık taraması yapar.

Velhasıl-ı kelam, halk belediyeciliği “parasız çalışacak üç kişiyle” başlar, sonra büyük, dışarıdan bakanlar gönüllülerin “belediyecilik” yaptığını sansa bile, bu hareket gerçekte “komünal toplumu” inşa yolunda birer dev adıma dönüşür. Tıpkı Kürdistan’ın yeniden doğuşu “üç kibrit”le nasıl başlamışsa öyle…

Her mahallede aşevleri kurulduğunda fakir fukara, garip gureba, KHK’li mağdur, babası zindandaki çoluk çocuk üç öğün yemeği bu aşevlerinde yer. Başını yastığa koyduğunda mışıl mışıl uyur, çünkü aç karnına insanı uyku tutmaz.

Daha söylenecek çok şey bulunur. Lafı uzatmanın anlamı yoktur.

23 Haziran’da Kürt seçmen İstanbul’da, faşizmin amansız sultası altındaki Türk halkının yardımına koşacak. Bu tamam. Kürdistan’da kayyımlardan kurtarılan Belediyeler için ise herkesin külahlarını önüne koyma zamanıdır. “Borçtan” yakınmak, kendini “beçare” ilan etmek yurtseverin, devrimcinin işi değildir. Devletin belediyeye bahşedeceği TL’ler değil, halkın gönüllü emeği biricik kuvvettir. Bütün değerleri, yediğimiz, içtiğimiz her şeyi, bütün yolları, köprüleri, binaları insan emeği kurar.

Bir Mela dostum dedi ki, “Allah bizi yarattı, biz de bu dünyadaki hayatı yaratırız, sırt üstü yatıp, rızkını ne Allah’tan ve ne de devletten, hele belediyeden bekleme, Allah’ın verdiği emek gücünü kullan; Allah Rahmandır, emek günahtan arındırır, çalışmak ibadettir, Allah çalışanı sever…”

Daha ne diyeyim. İmamoğlu’na parasız oy vereceksin; kendi belediyene de parasız emek ver…

İstanbul’da sandık başına, Kürdistan’da kazma-kürek başına!..

Yazarın diğer yazıları