21. yılında korsanlıktan işgalciliğe

ABD-İsrail, sayın Öcalan’ı, Türk sömürgeciliğine esir olarak hediye etmek üzere, burjuva devletler hukukunda bile olmayan korsanlıkla ele geçirdi.

MGK’nın etkin olduğu faşist rejim, sayın Öcalan’ın esir alınmasına yalnızca sevinmekle kalmadı. Biraz şaşkınlık içinde ama uluslararası birleşik karşıdevrimin, Kürt Özgürlük Hareketi’ne (KÖH) karşı ”büyük” zaferi olarak algıladı. Tabii aynı zamanda bütün devrimci harekete karşı da… Bu nedenle zindanlarda F tipi tecrit saldırısını, katliamcı vahşeti o koşullarda devreye soktu.

15 Şubat ve açılan dönem, KÖH ile devrimci harekete karşı uluslararası birleşik karşıdevrimin önemli bir darbesiydi ama kesin zaferi asla değildi, sonraki süreçte sömürgeci faşizm bunu anlayacaktı.

ABD’den Türkiye faşizmine ve siyonist İsrail’e, birleşik karşıdevrim, bölgeyi yeniden ABD hakimiyetindeki sisteme tam bağlama üzerine birleşirken, Türkiye faşizminin önündeki devrimci engellerin tasfiyesi savaşını da sertleştirdi.

Fakat ne bölgede tam başarı kazanabildi, dahası savaşları kaosla sonuçlanırken, Rojava devrimini karşısında buldu. Ne de, Türkiye faşizmini engelsiz istikrara kavuşturabildi. KÖH yeniden direnişi yükseltirken, devrimci hareket de mücadelesini sürdürebildi. Direnişinin yanı sıra demokratik alanda da önemli mevziler kazandı.

Faşizm İmralı ve F tipi tecrit zindancılığıyla da istediğini kazanamadı. Devrimci tutsaklık mücadele mevzisi olmaya devam etti.

Türkiye faşizmi kısmi bir gerilemeye de uğradıktan sonra, Erdoğan liderliğinde, soykırımcı ve gözüdönük, çürük ve çapsız bir faşizmi dayatarak sonuç almak istiyor. Bu aynı zamanda Türk burjuvazisi ve devletinin, esneme kabiliyetini de yitirerek, yenilgisinin çok ağır olacağı bir kaderi kendi eliyle benimsediğinin de kanıtı.

Türkiye faşizmi, bununla yetinmedi. Suriye gerici içsavaşını örgütleyerek, ordusunu işgale seferber etmeye can atarak, siyonizmin İslamcı versiyonu, Enverciliğin güncel türevi olarak hareket etti. İflas edince de bu kez Rojava devrimini ve Kürt özgürlüğünü ezmek üzere işgallere başvurdu, fiili ilhakla sürdürmek istiyor.

Şimdi ise çetelerini korumak üzere ve dahası işgalciliğini en geniş alanda sürdürmek için İdlib savaşını kızıştırıyor. Libya savaşına bulaşıyor. Üsler kuruyor. Burnu savaş belası arıyor. Gücü yetmeyince Trump’ın ABD’sinin kollarına atılıyor.

Suriye Baas rejimi ve Rusya ile İran, Erdoğan faşizmi eliyle Rojava devrimini yenilgiye uğratarak kendilerine en az hakla mahkum duruma sokmak istediler. Bunun için –aralarında nüansla- Erdoğan faşizminin sömürgeci ilhakçı işgallerine yol verdiler.

Suriye Baas rejimi, Baba Esad, 9 Ekim’de, savaşı tırmandırır endişesiyle Kürt Özgürlük Hareketi’nin lideri Öcalan’ı misafir etmeye son vermişti. Oğul Esad ise önce İhvancı Erdoğan aracılığıyla ABD ve Batılı emperyalist dünyaya giriş kapısı açmak istemişti. Öyle ki, ortak hükümet toplantıları, Benelüx tipi ortaklıklar denemeleri işin tuzu biberi olmuştu. Ne ABD ve Avrupa emperyalistleri, ne de Erdoğan, bu bujuva iyiniyete hüsnüniyet gösterdiler. Savaş çanlarını Suriye ve Baas rejimi üzerinde çaldırdırdılar, politik islamcı ve Batı yanlısı savaş çetelerini yüzbini aşkın mevcutla yıkıcı savaşa seferber ettiler.

Şimdi Erdoğan, Baas rejimi ve Suriye’ye de yeniden savaşı tırmandırma naraları atıyor. İşgalin meşru hakkı olduğu küstahlığını kusuyor. Rusya’dan bir süre daha işgale izin koparmaya çalışıyor.

Şimdi rejim savaşın tutuşma tehditiyle karşılaşmıyor, kendisine dayatılan yıkıcı gerici savaşın tam içinde. Eğer ayakta kaldıysa, yardımcı olan ama askeri bağımlılık altına da alan Rusya, müttefiği İran dışında, Rojava devriminin IŞİD’i yenilgiye uğratması ve geniş alanı Erdoğan’ın islamcı ve paralı çetelerinden koruması sayesindedir.

Ama burjuva karekteri ve devrim korkusu, Esad’ın Erdoğan’ın işgallerine devrim alanında göz yummasına yolaçtı. İdlib’de anlaşmayla çekilmesi gereken Erdoğan’ın savaşını karşısında buldu. Burjuva emperyalist kurtlar dünyası sahtekar ve acımasızdır.

Bütün bunlar bir kez daha gösteriyor ki, 15 Şubat korsanlığını örgütleyen emperyalist-siyonist faşist güçler, işbirliği ve rekabet yapan diğer burjuva dünya, halklara yalnızca yıkım, savaş ve ölüm getirdi.

Ama Öcalan’ın liderliğindeki KÖH, enternasyonal devrimci hareket, özgürlüksever demokratik güçler, halklarımızın ve bölge halklarının özgürlükçü geleceğinin mücadelesini verdiler, devam ediyorlar. İmralı ve F tipi zindandaki yoldaşlarımız özgürlükçü geleceğimizin yol göstericileri olmaya devam ediyorlar.

Ölüm Orucunu sürdüren Grup Yorum sanatçıları, halk savunmanları, ortak mücadelenin direnişçileridir, güç verelim.

Yarın, 15 Şubat korsanlarının ve Erdoğan zindancısının değil, bizimdir yoldaşlar!

Yazarın diğer yazıları