23 Haziran Sonrası…

Cihan DENİZ

23 Haziran’da İstanbul’da alınan sonuçlar kuşkusuz çok önemlidir. İktidar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybederek her açıdan ciddi bir darbe almıştır. İstanbul’un neredeyse yüzde onu bulan bir fark ile kaybedilmesi iktidar açısından sonun artık başladığı anlamına gelmektedir.

Ama şu anda bir an duralım ve şu soruyu soralım. İstanbul’da seçimler neden yenilendi? Her şey seçimin yenilenmesi durumunda AKP’yi daha ağır bir yenilginin beklediğini işaret ederken, hele de elinde 5 yıl boyunca tepe tepe kullanabilecekleri “oylarımız çalındı” gibi bir argüman varken neden seçimler ertelendi diye sormadan edemiyor.

Daha önceki bir yazımızda seçimlerin yenilenmesi kararını alarak iktidarın son bir kumar oynadığını söylemiştik. Ama bu kumar iktidar açısından olabilecek en olumsuz koşullarda ve zamanda oynanmıştı. İktidar kaybedeceğinin çok açık olduğu bir oyuna girdi. Bu son, iktidar çevreleri tarafından da gayet iyi biliniyordu. Seçimden sonra yandaşların yaptığı açıklamalar da gelen sonun bilindiğini ortaya koymaktadır.

O zaman olan ne?

AKP, iktidar ve iktidar nimetlerine olan mecburiyeti ve zaafı kullanılarak adeta birileri tarafından kaybedeceği ve sonrasında da iktidarının sonunu getirecek bir yola sürüklenmiş gözükmektedir. Seçimlerin yenilenmesi, AKP açısından bir çıkış imkanı olmaktan ziyade onun sonunu getirecek bir tuzak işlevi görmüştür. İktidarın gözü İstanbul’un kaynakları ile kamaştırılmış ama bu arada üzerine bastığı son meşruiyet zemini olan sandık ayaklarının altından kayıp gitmiştir. 23 Haziran seçimleri, belediye başkanlığı seçimleri olmaktan çıkarılarak adeta iktidarın oylandığı bir referanduma dönüştürülmüş ve çıkan sonuç iktidar açısından üzerini ne kadar örmeye çalışırlarsa çalışsınlar derin bir meşruiyet krizi doğurmuştur.

Dolayısıyla, her alanda derin bir kriz ile yüz yüze olan ama daha da önemlisi artık kendi iç birliğini bile koruyamaz bir duruma gelmiş AKP, önüne atılan İstanbul seçimlerinin yenilenmesi yemini yutarak adeta oltaya takılmış bir balık haline gelmiştir. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın artık son kaçınılmazdır. Ömrü oltayı tutanların insafına kalmıştır. Bundan sonra başına gelecekler bu oltayı tutanların gelecek planlarında mevcut iktidara bir rol biçip biçmediğine, biçtiyse bunun nasıl bir rol olduğuna bağlıdır. Oltanın ipi ne zaman çekilecek, iğnenin ucunda sallanan balık yenmek üzere eve mi götürülecek yoksa yaşamasına izin verilip tekrar suya mı atılacak bunların hepsini yaşayarak göreceğiz. Kesin olan, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır.

Bu durumun bizler yani Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında barış ve demokrasi mücadelesi veren güçler açısından önemi daha büyüktür. Coğrafyamız taşların bir daha asla aynı yere dönmemek üzere yerinden oynadığı bir kaotik sürece girilmiştir. Bu sürecin başlaması açısından Kürdistan’da ve Batı’da iktidara kaybettirmeyi hedefleyen Kürt aklı kilit bir rol oynamıştır. Kürtlerin stratejik aklı ve bu stratejiyi hayata geçiren taktik zekası olmasaydı bugün şahit olduğumuz hiçbir şey yaşanamazdı. Şurası çok önemlidir ki, Kürt Aklı sahte bir umuda kapılıp, bir beklentiyle oy vermemiştir. Tersine, Kürt Aklı, kendi iradesini hayata geçirmek önündeki engelleri ortadan kaldırmak, iktidarı zayıflatmak için stratejik bir şekilde oyunu kullanmıştır.

Fakat önemli olan bir sürecin başlatılmasından çok bir sürecin nereye evrileceği ise bu noktadan itibaren artık yeni sürecin stratejisini oluşturma zamanı gelmiştir.

İlk hedef başarılmıştır. Yani AKP sonrası sürecin kapısı aralanmıştır. Ama öyle gözüküyor ki kimileri Kürt Aklı’nın bu kapının eşiğinde kalmasını ve bundan sonrasının “Türk Aklı” ile devam edilmesini istemektedir. Adeta Kürtlerden kendi açtıkları kapıdan girmemesi istenmektedir. Bu anlamıyla, Kürt Aklı’na kurucu değil destekleyici bir aktör olarak bakılmaktadır.

Bu, 23 Haziran sonrası süreçte Demokratik Siyaset alanını bekleyen en büyük tehlikedir. Bu tehlikeyi bertaraf etme noktasında demokratik siyaset alanına büyük görevler düşmektedir. Bu bağlamda, yapılması gereken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın son mektubunda da belirttiği gibi, birbirinin yerini alma mücadelesine girişmiş iki güç arasından birinin ardına yedeklenmek değil ama seçimlerin kapısını araladığı yeni süreçlerden ezilenler açısından en büyük kazanımları elde etme amacıyla üçüncü yolun yani en geniş demokrasi ittifakının en güçlü şekilde inşa edilmesidir.

Sonuç olarak iktidara seçimlerin yeniletilmesi, AKP sonrası sürecin kapısını açmıştır. Bu kapının açılmasında Kürt Aklı kilit bir rol oynamıştır. Ama asıl önemli olan bu noktadan sonra Kürt Aklı’na biçilen edilgenliği kabul etmeyip sadece Türkiye ile sınırlı olmamak üzere tüm Ortadoğu coğrafyasına barış, demokrasi ve adalet getirecek mücadeleleri daha da yükseltmektir.

Ama bir soru hala cevapsız kaldı.

İktidarı seçimin yenilenmesi yoluna itip ona kaybettiren kim?

Oltayı tutuna eller kime ait?

Bu sorular, başka bir yazıda yanıtlanmak üzere bir köşede durmaya devam etsin.

Yazarın diğer yazıları