25 Kasım’ı özgürlükte ısrar ederek karşılıyoruz

Dünya genelinde ve özelde Ortadoğu’da kaos ve krizin derinleştiği bir dönemden geçiyoruz. Kapitalist güçlerin kaos ve krizi hem yapısal yaşadıkları, hem de bu kaos aralığından kendi çıkarlarına göre kar sağlama arayışında oldukları bir dönem bu. Diğer yandan ezilenler adına ise yani kadınlar, halklar, toplumsal kesimler açısından ise kendi öz çözümleri temelinde bu kaos ve kriz aralığından çıkma arayışları yoğunlaşıyor.

Faşizmin farklı versiyonları ile kendini kurumlaştırma ve alternatif arayışları şiddet-savaş yolu ile baskılayıp, soykırım politikalarını uyguladığı bu süreçlerde, egemen sistem güçleri de açık ve gizli yollarla faşizmi desteklemektedirler. Şiddet, katliam, inkar ve soykırım saldırılarının sahibi olan ulus-devlet sisteminin, bir kez daha kadın, halk, toplum, doğa, kısaca yaşam düşmanı bir sistem olduğunu görmekteyiz.

Tarih boyunca iktidarcı-devletçi-ataerkil sistemlerin toplumsal hakikate karşı sürdürdüğü savaşın ve şiddet kültürünün en başta gelen hedefi kadınlar olmuştur. Toplumsal hakikatin kadın iradesi, düşüncesi etrafında alternatif bir sistem oluşturma gücünü bildiklerinden dolayı, ilk saldırı hamleleri özgürlükçü toplumsal hareketlerle birlikte kadının yarattığı öncülüğe dönük devreye konulmuştur. 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’nü yaratan gerçeklik de bu olmuştur. Dominik Cumhuriyeti’nde iktidarda bulunan faşist diktatörlüğe karşı mücadele eden devrimciler arasında yer alan Mirabel kardeşler, faşizm karşısında diz çökmeyen, teslim olmayan kadın direniş kimliğini temsil etmişlerdir. Faşizmin tüm açık ve gizli baskı, gözaltı, tehdit yöntemleri karşısında mücadele duruşlarından vazgeçmeyen Mirabel kardeşlerin katledilmesi kadın direnişi karşısında faşizmin yaşadığı korkunun ifadesi olmuştur. Bu korku bugün de daha da katlanarak devam etmektedir. Çünkü Mirabel kardeşlerin yaşam ve direniş kültürleri bugün Kürdistan’ın dört bir yanında yaşatılmaktadır.

O dönemde birçok ülkedeki diktatörlüklerle bağı olan ABD, bugün de faşizmle olan ortak politikalarına devam etmektedir. Bugün ‘Trump yönetimi’ olarak yansısa da, kapitalizmin küresel gücü olarak hegemonyasını sürdürmek isteyen ABD, bir devlet politikası olarak geçmişten bugüne dek demokrasiden çok anti-demokratik yönetimleri desteklemiş, kirli ekonomik-siyasi pazarlıklarını sürdürmüştür. Bugün Rusya devleti de kapitalist güç oluşumu içinde hegemonyasını arttırma yarışında ABD’den geri kalmamaktadır. Dünya halk mücadeleleri açısından, sistemin bu iki gücünden birinin desteğini alma çabası veya zorunluluğu, bugün gereklikliğini derinden hissettiğimiz ‘3. çizgi duruşu’nun inşasını hep zorlamış, ya da engellemiştir. Bugün Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesi, 3. çizgi duruşunun inşasında ve bu yolda yürümede önemli adımlar atmıştır. Ulus-devlet sistemi karşısında demokratik ulus projesini yaşama geçirme mücadelesini nefes nefese yürütmektedir. Açıktır ki, halklar, ezilenler mevcut hegemonik güç dengesini gözetmekle birlikte, buna mahkum olmadıklarını görebilmektedirler. Bunun en güçlü dayanağı kadın özgürlük mücadelesi ve özgür-eşit demokratik toplum inşası olmaktadır.

Faşist Erdoğan ve çetelerinin Kürdistan’ı işgal saldırıları ve soykırım politikası karşısında Rojava Kürdistan’ında temsil edilen 3. çizgi direnişçiliğinin en önemli karakteri kadın özgürlüğüne dayalı toplum inşasının esas alınmasıdır. Türk devletinin ve çetelerinin işgal saldırılarında en çok hedeflenen direnen kadınlar olmuştur. Suriye Gelecek Partisi Eşbaşkanı Hevrîn Xelef, Yadê Aqidê, YPJ’li Amara şahsında Kürdistan ve Ortadoğu’da yeniden başkaldıran özgürlük paradigmasına karşı vahşi bir saldırı yapılmak istenmiştir. Her üç kadın şehidimiz, aynı Mirabel kardeşlerin temsil ettikleri çizginin duruşuna, sözüne, eylemine öncülük etmişlerdir. Bu üç kahraman kadın direnişçi, Ortadoğu kadın direniş kültürünü, evrensel kadın direniş kültürüyle bir kez daha hem buluşturmuş, hem de yükseltmiştir. Her üç yiğit kadın, erkek egemenlikli sistemin kirli, korkak, çirkin, kanlı yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Böylesi bir sistemin hiçbir ulus-devletinden, kurumundan yaşamın inşa edilemeyeceğini, ancak ve ancak kendi öz direniş ve sistemimizle bunu sağlayabileceğimizi bizlere göstermişlerdir.

25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü, faşizmin temsil ettiği savaş, soykırım, doğa ve toplum kırımı politikalarına ve saldırılarına karşı ayağa kalkma günüdür. Mirabel kardeşlerden Hevrîn, Amara, Yadê Aqidê’lere kadar, 25 Kasım’ın ruhuna uygun bir şekilde 3. özgürlük çizgisinde savaş, şiddet ve soykırım politikalarına karşı, kendi özgücümüzle faşizmi yenmek onlara vereceğimiz en doğru cevap olacaktır.

Yazarın diğer yazıları