25 milyonluk Kürdistan’da, üç-beş kişi…

Kürtlerin kişiliğinde yargılanan Selahaddin Demirtaş‘ın davası bir başka güne. Türklerin, beton blokları, dev araçlara yükleyip savaş mevzii niyetine, Rojava sınırında dolaştıranların şantaj gösterleri de bir başka güne kalsın…

Geçen yazının devamı olarak, soykırımlarla halkların anasını ağlatan Türklerin, “Kürt analarının göz yaşına mateme durma“ gösterisi bakalım, biz.

Gülünç her şey. Dünyada oynanan “insaniyet“ tiyatrosunun bütün aktörleri de, bu gülünç oyunun aktörleridir. Çünkü, her şey yalan, onların dünyasında. Para ediyorsa, insanlık da satıyorlar.

Misal, Hitler Yahudi ve Romanların kanlısı bir ırkçıydı. Çıkar savaşında, birden bire suçluluğunu keşfettiler. Güney Afrika’nın siyahi halkını insandan saymayan bir avuçluk beyaz azınlık, çaptan ve gözden düşürülüp cezalandırıldılar.

Ama, alçaklığın evrensel tarihinin kaydettiği ve en azgın ırkçılık örneği Türkler, el üstündedir. Oysa onlar, Hitler’le paralel zamanda, arı ırk keşfi için, insan kafa tasları çapını ölçüyorlardı. Vatandaş diye diye çembere aldıkları Ermenilerin, Rumlar, Süryani-Asuri ve Kürtlerin soyunu kurutmak, toprakları, kültürlerine el koymak için, onları sıram sıram kurşuna dizip kılıçtan geçiriyor, bebeklerini süngü ucunda oynatarak keyiflerini getiriyorlardı

 Atatürk sofrasında yiyip içenlerden Falih Rıfkı Atay, Hitler’in 50. yaş gününde, Türklerin kendisi için ilham kaynağı, Atatürk’ün de “öğretmeni“ olduğunu söylediğini yazıyordu.

Ama Hitler’in küllerini savuran dünya, ona ilham verenleri BM ve NATO’ya alarak mükafatlandırıyordu. Irkçılığa karşı direnen Kürtler ise dün eşkıya idi. Bugün terörist…

Canını, ruhunu, erdemini sevdiğim dünyasına, ne diyeyim ben!..

Dil yasaklamak, eşi görülmemiş ve affedilmez bir terör örneğidir. Ama Kürtlerin dili yasaktır. Sokakta Kürtçe konuşanlar kurşunlanıyor.

Ve bu dünyanın (kapitalizm) yasalarında, mülkiyet kutsaldır. Kürdün mülkiyet hakkı bir yana, karnını doyurma özgürlüğüne bile sahip değildir, o. Dağları, ekilip biçilen arazileri kendisine yasaktır.

İnanmıyorsanız gidin, bakın Hakkari köylerine. Un, şeker, çay dahil, her türlü gıda ürününün köylere girişi ölçülü, gram ve kilo hesabıyladır. Kontenjanı aşan bir gram şekere, çaya, yarım kilo una, ilk barikatta el konuyor.

Türkler, devlet olarak tarih sahnesine çıktığı 1920’lerden beri Kürt, kendi ana yurdunda insandan bile sayılmıyor. Türk istediğini öldürme keyfine sahiptir. Roboskî’de olduğu gibi katillere, “sen ne yaptın?“ diye soru da sorulmuyor. Suç üstü yakalanan katiller karakolda, olmazsa mahkemede aklanıyor. Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak, Silopi ve diğer katliam ile yıkımların tutanağı ile tutulmadı. JİTEM’in kırımları beraatle taçlanıyor…

Hırsız, Kürtlerin evinde efendi. Seçilmişlerin kazanım ve makamları çalınıp talan ediliyor, kendileri hapsediliyor. Cezaevleri Kürt seçilmişlerle dolu…

Bu yeni değil. Kürtler ortaya çıktığı günden beri böyle. O günden bu yana da Kürtler, çaresizliğin çaresi olarak, tüfeğin kundağı ardında.

1920 yılında, Ankara’da kurulan parlamentoya, atanmışlar yerine seçilmişleri gönderen Koçgiri, Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa çetesinin baskınına uğramıştı. Atatürk’ün emrine karşı çıkmak isyandı. Çetelere karşı direnişin “Kumandarı“ olan Alişan beyin torunları, taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmamakla övündükleri Dersim’in, “lebaleb cesetle dolu“ dedikleri Zilan’ın çocukları bugün, cephelerde “Kumandar“dır, savaşçıdır.

Çünkü, yer yüzündeki bütün ulusal hareketlerde olduğu gibi, mücadeleye destek bir onur meselesi, kurtuluş davasıdır. O nedenle, Alişan’ın, ardından gelen Şeyh Said, İhsan Nuri Paşa, Ferzende ve Said Rıza’dan beri, her Kürt gönüllü olarak ulusal kurtuluşa destek sağlıyor.  1984’den beri toprağa düşen her savaşçının yeri de, yedekteki gönüllü tarafından dolduruluyor.

Ama, yeri ve zamana ayarlı olarak, kılıktan kılığa giren, hatta insani ”dürf”e bile bürünen ırkçı, Kürdün onurlu duruşunu yadsıyor. Para, ev, iş vaadi ile bazı aileleri kışkırtıp evlatlarının zorla cepheye sürüldüğünü işliyor, kurtuluş hareketi aleyhine çevirmeye çalışıyor.

Aileleri, her ne ilgisi varsa, HDP Amed il binası önünde protesto gösterisine zorluyor.

Ama olmadı. Kürtleri diri diri yakan, İstanbul boğaz köprüsünde, kendi askerini de yatırıp boğazını kesen barbarın oyunu tutmadı. Kimse halkının mücadelesi, evladının onurlu duruşuna ihanet etmedi.

Ortaya dökülen onca para ve hizmet vaadine karşılık, 25 milyonluk Kuzey Kürdistan’da, 3-5 kişi bile toplayamadı, Amed’de HDP il merkezinin önünde. Gerillaya esir düşmüş asker, polis yakınlarını toplamada bile başarılı olmadılar.

Bunun üzerine, çaptan düşmüş, tekaüt olmuş, ama kızına iş, damasına ihale arayan artist eskilerini, iş bulmaya çalışan dizi oyuncularını, çengi-çalgıcıları, feri sönmüş dansöz ve şarkıcıları, mafyanın gölgesinde alana saldılar.

Hırsız, arsız, talancı takımı, katiller oligarşisi ile çengi-çalgıcılar bir arada insan, insani görünmeye çalışıyor. Ama olmuyor. Elleri kan içinde. Kanlı elden insan ve insaniyet çıkmaz!..

Yazarın diğer yazıları