3. dünya savaşına karşı 3. dünya direniş mücadelesi

İnsanın varoluşu, doğanın gelişim, değişim, kendini yeniden yaratım süreçlerinin önemli bir varolma aşamasıdır. Doğa ve evren, her varlıkta olduğu gibi ama farklı boyutlarıyla insanda kendini görür, işitir, düşünür, hisseder. Birinci doğa dediğimiz evrenin gezegenimizdeki varoluşu, bir zincir gibi insanla birlikte uzanır yaşama ya da kendine. Doğa, yaşamdır, yaşam da doğadır aynı zamanda. İnsan, kendini var ettiği, var kıldığı doğa ile kurduğu ilişki, bağ, akışkanlıkla, yine onunla bütünleşmesiyle yaşamla da doğru, adaletli, coşkulu, anlamlı bağ kurar.

Bazen deriz ya, ‘doğallığını kaybetmiş insan vb’… Varlık zemininden, hakikatinden, doğadan kopmuş olanda yaşam hakikatini, canlılığını, yaratıcılık ruhunu da bulamayız. İnsandaki özgürlük arayışı, doğadan, yani yaşamdan kopuşa dur demek içindir. İnsan, doğayı, yaşamı kimlikleştirirken, bağını güçlü tutarken onu ‘kadınla’ ve ‘ana kadınla’ bir tutmuştur. Onunla özdeşleştirmiştir. Onunla ifade etmiştir. İkinci doğa denilen toplumsal sistem, toplumsallık kadının varlığı, katılımı, düşüncesi, üretimi ile algılanmıştır.

Ana kadın gerçeği doğayla bir tutulurken sadece doğurganlıkla değil, toplumsallığı yaratma, koruma, yaşama ve yaşatma ilkeleri üzerinden kutsal kılınmıştır. Kadındaki ana kimliği sadece biyolojik bir özellikten de öteye, düşüncenin, dilin, duygunun, maddi ve manevi anlamları ve değerleri doğurması, doğallığını ve yaşam kaynağı olmasıyla bilinmiştir.

Kadına kaybettiriş tarihi içinde kadının salt biyolojik doğurganlık özelliğiyle sınırlandırılması, toplumsal ana olma gücünden, rolünden uzaklaştırılması insanın doğadan, ya da kendi doğallığından çıkarılmasını da ifade eder.

Egemenlikçi zihniyetin insanın birey ve toplum olma gücüne en çok saldırdığı noktalardan biri de kadının bu toplumsal yaratım gücü olmuştur. Insanın özgür toplumsallık temelinde kendi doğallığını, doğal gelişim ve değişim aşamalarını yaşamasına bu temelde engel olmak istemiştir.

Bugün AKP-MHP faşizminin saldırdığı analarımızın, kadınlarımızın direniş içinde yüklendikleri rol, bu anlamda insanın doğayla, yaşamla koparılmak istenilen bağlarını sağlamlaştırmayı ifade etmektedir. Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesinde evlatlarını bedel olarak vermiş analar, kadınlar, kendi çocukları üzerinden toplumu oluşturan insanı korumak, yaşatmak için direnmektedirler.

Analarımızın direniş gerçekliğine doğru anlam ve değer vermek hepimizin görevidir. Nasıl ki, binlerce yıl önce insan, kadınla, onun toplumsal ana kimliğiyle, emeğiyle kendi doğalitesini, varlığını ve özgürlüğünü yaşamışsa, bugün de kadın direnişi, analarımızın direnişi doğa anayla, yaşamla yeniden bağ kurmamız içindir.

Açlık grevleri sürecinde faşizmin saldırılarına karşı tek başlarına da olsalar yaşamda, yaşatmakta ısrar etmeleri, kayyum darbelerine karşı marşlar, türküler eşliğinde direnmeleri, cesaretin öncüleri olmaları, kadına, ana kadın kimliğine dayatılan kaybediş tarihine karşı da büyük bir öfkeyi, isyanı, boyun eğmemeyi göstermiştir bizlere. Zalimler bilirler; kadın, toplumsal yaratım gücüne kavuştuğunda, özgür nehirler olup akar herkesin yüreğine, ruhuna, bedenine…

Zalime, zulme, köleliğe karşı içindeki öfkeyi, isyanı, başkaldırmayı susturduğunuz an’da bir kadını öldürmüş olursunuz. Onu doğasından, toplumsal gücünden, öz güveninden koparırsınız. Kadını özgürlük mücadelesinden, özgürlük arayışından alıkoymak, en büyük zulümlerden biridir. Demokratik, ahlaki ve politik bir toplumun ilk ilkesi, varoluşunun temeli olan kadının toplumsal alanda, toplumun doğal gelişim ve değişim sürecine aktif katılımının önündeki engelleri kaldırmaktır. Adına ister aile, ister erkek, ister geri özellikler, köleleştiren ilişkiler diyelim, ya da ister kurallar, yasalar, gelenekler diyelim… Kadının özgür toplum inşasına katılımının önündeki engelleri önce herkesin öncelikle kendi zihniyetinde, ruhunda, bakış açısında, duygularında, yaşamında aşması önelidir.

Bugün egemen-sömürgeci devletlerin saldırıları, kirli ittifakları 3. dünya savaşını tüm boyutlarıyla sürdürmektedirler. Bu savaşın en temel hedeflerinden birinin başkaldıran kadını tekrar kafese kapatmak olduğunu biliyoruz. Kadınlar, analar kadar toplumun da bir bütünü ile kafeslenmeyi kabul etmemesi Kürdistan halk devrim sürecinin amacıdır. 3. dünya savaşına karşı 3. dünya direniş mücadelesini de kadın örgütlülüğünü, direnişini, analarımızın onurlu direniş duruşu temelinde yükselterek gerçekleştireceğimizi bilmemiz önemlidir.

Yazarın diğer yazıları