3. Havaalanı inşaatındaki işçi isyanının gösterdikleri

Saray’ın kalemşörleri peşi sıra dizilmiş İstanbul 3. Havaalanı şantiyesindeki kölelik koşullarına isyan eden işçilere saldırıyor. Uzman bilirkişi edasıyla “fikir, görüş, yorum” diye köşelerine taşıdıklarının ağza alır yanı yok. Örnek olsun diye yazmaktan bile utanıyorum. Sadece birinden alıntı yapacağım; “Bu itler, bitlendik diyorlarsa gazı sıkıp içindeki şeytanı çıkartacaksınız.”

İnsan irkiliyor elbette, “Nasıl bu kadar kötü olabilirler” diye düşünüyor. Bu sözüm belki de yazıyı okuyanlara “naif” gelecek. Sömürgeci faşist, kapitalist devletin ne olduğunu bilmek ile bunun veçhelerinin en berbat biçimleri ile günlük hayatta karşılaşmak aynı olmuyor. Görmek, duymak, tanık olmak, okumak, yaşamak insanı irkiltiyor. Çünkü kanıksamak, alışmak, olağan görmek, kabul etmek istemiyorum, istemiyoruz. Çünkü bu bataklıkta insan kalmaya devam etmek, bataklığı kurutmak istiyoruz.

Yazdıkları, çizdikleri insanlığa dair en küçük bir belirti taşımıyor. Ayrıca kraldan çok kralcı kesilmişler. Saray’a kapı kulu olma yarışındalar. Saray iktidarı ile elde ettiklerini kaybetmek istemiyorlar. Çünkü Saray iktidarı yıkıldığında kendileri de altında kalacak. Ancak çok açık ki, ne bu kapıkullarının yalan, dolan ve iftiraları ne de Saray’ın asker, polis ve adliyelerinin şiddeti, işçilerin isyanının dünya aleme gösterdiği gerçeklerin üzerini örtemez.

Nedir bu gerçekler?

Birincisi; diktatör Erdoğan’ın “Türkiye’nin vizyonu, dünyayı kıskandıran proje” diye övündüğü inşaat sahasında işçiler, kelimenin gerçek anlamında kölelik koşullarında çalışıyor; bir tek ayaklarında pranga yok. İşçi ölümleriyle anılan şantiye alanında direnişin olduğu gün bile yaşanan iş kazasında iki işçi yaralandı. Can kaybı yüzlerle ifade ediliyor. Zaten, doğru düzgün tutulamayan istatistikler bile, tüm iş kollarında iş cinayetlerinin AKP iktidarı döneminde arttığını gösteriyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Ağustos ayı raporuna göre, en az 180 işçi yaşamını yitirdi. Yılın ilk sekiz ayında ise bin 290 işçiye iş yerleri mezar oldu. AKP döneminde 21 binin üzerinde işçi, iş cinayetlerine kurban gitti. Bu konudaki bir başka veri de OHAL döneminde iş cinayetlerinin yüzde 14 oranında arttığı yönünde. Sessiz sedasız işçi ölümlerinin yaşandığı yerlerden biriydi havalimanı şantiyesi. İşçilerin bu isyanı, iktidarın ve medyasının sessizlikle örttüğü bir gerçeği hatırlatmış oldu.

İşçilerin 15 maddelik talepler listesi de sömürü ve vahşeti gözler önüne seriyor. Bir kez daha hatırlayalım: “Eyleme katılan işçiler işten atılmayacak. Habersiz şekilde işten atılanlar işe iade edilecek. Servis sorunu çözülecek. Yatakhane, lavabo, banyo temizlikleri düzenli olarak yapılacak, tahtakurusu sorunu çözülecek. Revir personelinin işçilerle ilgilenmesi, gerekli sağlık malzemelerinin temin edilmesi sağlanacak, işçilere dönük aşağılayıcı muamele engellenecek. Maaşların tamamı hesaba yatırılacak, elden maaş ödemesi yapılmayacak. Geçmişe dönük ödenmeyen ücretler ödenecek. İşçi ve formenler aynı yemekhanede yemek yiyecek. Sorunlara sebep olan İGA yetkilileri görevden alınsın. Taleplerin kabul edilmesi durumunda basın karşısında okunacak. İş cinayetleri engellensin. 6 aydır maaşları yatırılmayan işçilerin –memleketlerine gidenler de dahil- ödemeleri yapılsın. Bayram ikramiyeleri ödensin. Azerbaycanlı işçilerin bulunduğu ekibin başı Selim Öztürk’ün yarattığı mağduriyet dolayısıyla işten atılsın. İşçi kıyafetleri verilsin.”

İşçilerin bu temel ve insani taleplerini kabul etmeyen patronlar ise AKP/Saray iktidarı ile yakınlığıyla biliniyor. İnşaat ihalesini alan, Cengiz-Limak-Kolin-Mapa-Kalyon Ortak Girişim Grubu… Bazı isimler yabancı gelmeyecektir elbette. Cengiz Holding’in sahibi Mehmet Cengiz, HES, otoyol, hızlı tren gibi çok sayıda ihaleyi alan ve Saray’a yakınlığıyla bilinen bir patron. Diğerleri de Cengiz Holding’ten farksız değil.

Dolayısıyla da AKP/Saray iktidarı, işçi isyanını, “bir sermaye devleti” olarak bastırmak için şiddeti devreye soktu. İktidarın, direniş karşısındaki bu tutumu, içinde bulundukları gerçeği de açık etti. Korktular, Saraylarının yükseldiği zeminin sarsıldığını hissettiler.

Direnişin ilk günün gecesi olanları hatırlayın. Şantiyeye panzerler sokuldu, işçilerin kaldığı yatakhaneleri polis ve jandarma bastı. 500’ün üzerinde işçi gözaltına alındı. Direnişe önderlik eden işçiler, İnşaat-İş Sendikası üyeleri günlerce gözaltında tutuldu, şiddete maruz kaldı. İşçilerden 24’ü tutuklandı.

İşçi isyanı, ezilenlerin biriken öfkesinin her an farklı biçimler alabileceğini de gözler önüne serdi. Çünkü, insanların canına tak etti. Yoksulluk, işsizlik, gelecek kaygısı gibi nedenlerle son aylarda yaşamına son veren insanların sayısı hiç de az değil. Bu ölümler, sadece “ruh sağlığının bozulması” olarak açıklanamaz. Tek başına bu intiharlar bile toplumdaki sosyal ve ekonomik duruma dair de çok önemli bir veri sunuyor. Bugün canına kıymayı bir “kurtuluş yolu” olarak seçen emekçilerin, yoksulların, en alttakilerin, değiştirici ve yıkıcı gücünün her an açığa çıkabileceğinin göstergesi değil mi havaalanı inşaat sahasında yaşananlar?

Öyle ise havanın işçiden, emekçiden, ezilenden yana dönmesi neyi hatırlatıyor?

Bir düşünün.

Kendinizi iyi hissetmiyor musunuz?

Yazarın diğer yazıları