3 kadın ve Almanya’nın sınavı


Almanya Gündemi

Geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın bir dizi temasta bulunmak üzere Almanya’ya geldiğine değinmiştik. Ziyaret hem Türkiye basını, hem de Almanya basını tarafından ilgiyle izlendi. Alman basını Erdoğan’ın ziyaretine yönelik çeşitli analizlerde bulundu, ki aslında analizlerin neredeyse tamamı bunun bir seçim ziyareti olduğu yönündeydi. Ziyaret öncesi Erdoğan’ın görüşme sırasındaki tavırları da merakla beklenen gelişmeler arasındaydı.
Erdoğan aslında sürpriz olmadığı üzere -tabiri caizse- uysal bir tavır sergiledi. Hatta Başbakan’ın Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’le arasında geçen bir diyalog oldukça ilginçti. Özkök, Başbakan’a, “Sayın Başbakan çok iyi görünüyorsunuz” şeklinde methiyeler diziyor. “Yumuşak bir üslupla konuştunuz. Böyle konuşunca daha güzel ve etkili oluyor” diye devam ediyor. Başbakan Erdoğan, “Ben hep böyle konuşuyorum ama anlamıyorlar” şeklinde yanıt veriyor. Genelde mahalle kabadayısı üslubuyla tanınan, tavırlarında özgüven patlaması yaşayan Başbakan Erdoğan’ın sergilediği ‘uysal’ tavır, elbette ki kendisinin belirttiği gibi süreklilik içeren bir davranışı değildi. Ayağının tozuyla döndüğünde internete sansür getirmeyi hedefleyen yeni yasa lehine yaptığı konuşmada, bu üslubuna bizi özlettirmeden geri döndü.
Görüşmelerde her iki tarafta rollerini iyi oynadı. Merkel resmi görüntüsünü korurken, retçi üslubu tamamen nezaket kuralları çerçevesindeydi. Türkiye’nin AB üyeliği sürecini ucu açık olan bir süreç olarak değerlendiren Merkel, beklendiği üzere Türkiye’nin tam üyeliğine dair tereddütleri olduğunu söyledi. Kısacası Merkel iyi niyet söylemlerini tekrarladı. Suriye’de mülteci konusunda ise katkılarından dolayı Türkiye’ye övgüler dizdi. Aslında basında çokta yer verildiği gibi bir tersleme durumu yok.
Merkel ile görüşme kadar, Berlin konuşması da merakla beklendi. Erdoğan entegrasyon ve asimilasyon polemiğine bu kez girmekten kaçındı. Onun yerine dost Almanya ülkesinde yaşıyor olmaktan gurur duyulmasını istedi.
17 Aralık operasyonları ile beli bükülen Erdoğan, Almanya ziyaretini sert tavırlarından, ödün vererek tamamladı.
Almanya yeni döneminde dış politikalara daha çok yönelerek yoluna devam edecek. Zira Ortadoğu meselesi söz konusu olduğunda, Türkiye’nin de rolü göz önüne alınacak olursa, Almanya Türkiye’ye sadece nezaket eleştirileri yaptı, eleştrilerini sınırlı tuttu. Türkiye’ye sırtını dönmedi. Yine basına yansıyan bir habere göre Almanya istihbaratı Suriye’ye giden Alman vatandaşlarının her geçen gün artığını belirtti. Bu durum endişe yaratırken, Suriye’ye geçiş ülkesi olan Türkiye’den de işbirliğini arttırması istendi. Almanya dış politikaları gereği, Türkiye’nin de stratejik konumu düşünüldüğünde, Türkiye’den vazgeçmesi pek mümkün görünmüyor.
Almanya’da Türkiye’ye ilişkin başka bir gelişme de haftalık yayınlanan Der Spiegel Dergisi’nin bu Pazartesi yayınlanan “Und Gott bewahre” (Allah korusun) başlıklı yazısı oldu. Konuya dair ön haberi okuduğumda, sabah hemen dergiyi alıp okumaya başladım. Zira yazıda çok farklı bir şey yok. Yazı Paris’te öldürülen 3 Kürt kadın siyasetçi cinayeti ile ilgiliydi. Başlık ise internete düşen görüntülerde MİT görevlisinin “… en ufak bir hata Allah muhafaza. Çünkü bizim için sen önemlisin…” sözlerinden esinlenmiş. 2 sayfalık geniş haberde Paris cinayeti ile ilgili bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılan bilgiler (konuyla ilgilenenler için yalnızca elde edilen bilgilerin toparlanmış hali) sıralanırken, özellikle vurgu yapılan nokta ise -ki haberin en ilginç bölümü-, cinayet sonrasında ortaya çıkan MİT belgesi. Hatta belge eğer sahte ise bile, yanılabilecekleri kadar, sahici bir belge olduğu vurgulanıyor. Bu şüphe neticesinde, haberde MİT ile Alman güvenlik birimlerinin ilişkilerinin dondurulduğu iddiasına yer veriliyor. Kürt sorunu sözkonusu olduğunda Türkiye ile paralel bir politika izleyen Almanya’nın güvenlik birimleri, Türk istihbaratının PKK militanlarını AB ülkeleri içinde infaz ettirebileceği şüphesi ile alarma geçiyor. Der Spiegel’in iddiasına göre, bundan sonra bilgi paylaşımında kişilere ait bilgiler aktarılırken özel bir hassasiyet gösterilerek, bilgi paylaşımı askıya alınacak.  
Ömer Güney’in Almanya’da yaşamış olması başlı başına bu ülkeye bir sorumluluk yüklüyor zaten. Zira Güney’in buradaki ilişkileri de sorgulanmalı. Haberde de belirtildiği gibi, Alman makamları onu Türk milliyetçisi olarak biliyor. Bunun yanında MİT belgesinde adı geçen Uğur Kaan A. kısa bir süre önce Almanya’ya geliyor. Bu nedenle Almanya’nın bilgi paylaşımını dondurması dışında, daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.

Yazarın diğer yazıları