30-40 gün sonra ne olabilir?

Önder Öcalan ile yapılan görüşmenin sonuçları demokratik siyasetin gündeminde önemli bir yer buldu. 22 Mayıs’ta yapılan görüşmede 30-40 gün sonra yaşanacak durumların sürece dair fikir vereceğini belirtti.

İstanbul seçim sonucu ve bir haftalık bir süreci anlatan bu 30 40 günlük zaman dilimi, AKP’nin kaderinin de çizileceği takvim olacak.

Tüm anayasal ilkeleri ve kurumsal kimlikleri de çiğneyerek seçimleri yeniden yapma kararı alan AKP’nin kazanmak için başka göze alacağı bir şey kalmadı. Bundan dolayı her türlü hileyi, kandırmayı, hırsızlığı, yolsuzluğu yapacağı kesindir. İktidarlar, ancak kazanmak için bir seçimi iptal edebilir.

Kazanmak için AKP’nin bu son haftalarda yaptıklarına bakarsak, 31 Mart seçimlerinde kullandığı yöntemleri, dozunu arttırarak sürdürdü.

Tüm toplumu kendi faşist sömürgeci iktidarının karşısına düşman olarak koymaya devam etti. Bu listede hep baş düşman olarak merkeze konulan Kürtler, yine baş düşman sıfatını almaya devam etti. Kürtler üzerinde uygulanan soykırım, siyasal saldırılar, aralıksız sürdürülen operasyonlar, arazi yasakları, ekolojik yıkımlar, sokak ortası katliamları, ev baskınlarıyla başlatılan işkence sistemleri… Kürtlere yapılan faşist uygulamalar fazlasıyla arttı. Bunda AKP’nin İstanbul’u AKP’ye kaybettiren Kürtlere olan öfkesi belirleyicidir.

Yine bununla birlikte seçim kozlarını arttırmak için son yıllarda kullandığı şiddeti arttırmayı, tüm Türkiye halklarını terör şartlandırması karşısında AKP’ye el pençe divan etmeye de yöneldi. AKP-MHP birlikteliği giderek zehirli bir birliktelik olurken, bunu telafi etme çabasındaki AKP, güney Kürdistan işgaline umut bağladı.

Güney Kürdistan’a yapılan ve ‘pençe’ adı konulan işgal saldırısı da bu kapsamda bir seçim yatırımıdır. Öyle dijital savaş oyunlarına benzer isimler koymak da faşist Türk işgalciliğini cazip kılmaya ve mutlu etmeye yetmeyecektir. Kürdistan’da halk savunma güçleri pençe olmaya heveslenen elleri kıra kıra faşizme geri adım attıracaktır.

Türkiye’nin Efrîn’de, Cerablus’ta, Bab’da çetelerle yaptığını tüm Ortadoğu ülkelerinde yapmak istediğini, bu kapsamda, devletin sınırlarını devletin sınırları dışında korumayı hedeflediği, bunun için de işgal operasyonlarını genişlettiğini belirtmek zor değil. Bu kapsamda sürdürülen işgal operasyonunun Türkiye’nin işgalciliğini güvenceye alma ve seçim için milliyetçi oyları toplamayı hedeflediği görülmektedir.

Güney Kürdistan’a yapılan işgal saldırısının en kritik yanı, güneyli güçlerin operasyon karşısındaki acizlikleridir. YNK ve KDP sömürgeci Türk işgalciliği karşısında sessiz midir? Aslında KDP ve YNK’nin tutumunu sessizlik olarak adlandırmak, kimi çıkarlar için sömürgeciliğe boyun eğen ilkel milliyetçiliği aklamak olur. Başurê Kurdistan halkının yurtseverliğine hakaret eden KDP-YNK tutumu giderek Kürt halkı nezdinde çürümekte, siyasal bir dejenerasyonu yaşamaktadır. Bu başaşağı düşüşü önleyebilecek olan tek şey, salt kişisel, ailesel ve partisel çıkarları bir tarafa bırakmak, Kürtlerin ulusal birliğine saygı göstermek ve işgalcilerin işbirlikçisi-destekçisi konumunda olmaktan çıkmaktır.

HPG, hamlesel eylemlerini sürdürüyor, işgalci Türk ordusuna büyük darbeler vuruyor ve bölgesel özsavunma güçlerine ilham veriyor.

Yıllardır KDP-YNK’nin boyun eğdiği, varlığını kabullendiği ancak Şeladizê halkının serhildan ruhuyla yakıp yıktığı, kovduğu işgalci karakollara karşı onurlu Başurê Kurdistan halkı ve gençliği eylem yaptı. Başur özsavunma güçleri adına işgalci Türk karakollarına yapılan eylem de giderek artacak gibi görünüyor. Sözde örgütlü güç olan KDP-YNK’nin yapamadığını Başur Özsavunma Güçlerinin yapması, Başur halkı içinde alternatif bir gücün ortaya çıktığını da gösteriyor.

Bir anlamda, güneye seçimi kazanmak için işgale gelen AKP-MHP zihniyetinin, Kürtler içinde yeni örgütlenmeleri ortaya çıkardığını, ilkel milliyetçi güçlerin ulusal duyarsızlıkları karşısında büyük duyarlılık yaratan iradenin de bu vesileyle ortaya çıktığını belirtmek gerekir.

Tüm bunlarla birlikte AKP seçimi kazanırsa ne olur?

İstanbul, bir dünya şehri olarak yine AKP’nin post-ustalık çağı sömürüsüne açılır.

Yeni bir fetih hareketi adı altında sömürü düzeni yenilenir, haramilerin saltanatı biraz daha sürebilir.

Yeni vakıflar ve dinsel istismar kurumları açılarak istismar epey yükseltilir.

Kadınlar daha fazla, daha aleni ve daha kolay katledilir.

Ancak bir şey daha var. AKP seçimleri kazansa dahi son birkaç aydır yaşadığı itibar kaybından sonra cebren ele geçireceği İstanbul seçimiyle dahi belini doğrultamayacak. 3 ay boyunca yaşadığı acıyı unutamayacak. İktidarın meşruluğu tartışılacak, yıpranacak ve 31 Mart’ta başlayan geri sayım kartopu-nartopu edasında hızlanarak sürecek.

Bunun karşıtı olarak, eğer AKP İstanbul seçimlerini kaybederse ne olur?

Verilecek cevapları tümden sıralamak zor, ancak tek temel yanıt şu olabilir. AKP faşizmi yıkılacak, demokratik uluslaşmaya giden yola girme olasılığı oluşacak. Önder Öcalan’ın görüşmesinde ifadelendirdiği birkaç cümleyle oluşan umut, Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda gerçek olma şansına kavuşacak.

Yazarın diğer yazıları