31 Mart seçimleri

Cihan DENİZ

31 Mart seçimlerinde, Kürdistan’da kayyımlara son verme Batı’da ise AKP-MHP faşist bloğunu geriletme stratejisi şeklindeki Kürt siyasi aklı, gerek seçim kampanyası sırasında ve gerekse de seçimde yaşanan her türlü baskı, karalama ve usulsüzlüğe rağmen büyük bir başarı kazanmıştır. Tam da bu başarı nedeniyle gerek iktidarın gerekse de güdümündeki medyanın en önemli gündem maddelerinden biri de nafile bir şekilde HDP’yi seçimin kaybedeni olarak göstermeye çalışmaktır.

Şırnak gibi Kürt direniş tarihi açısından büyük öneme sahip, yaşanmış acıların hala çok taze olduğu bir şehrin kaybedilmesi, ne nedenle ve ne şekilde olursa olsun, kuşkusuz çok can acıtıcıdır. Şırnak gibi daha önce elimizde olan yerleri neden kaybettiğimiz üzerine, kolaycılığa kaçmadan, en başta kendimizi ameliyat masasına yatırıp mutlaka düşünmek zorundayız. Kendi eksiklerimizi ve yetmezliklerimizi mutlaka tespit edip bunların özeleştirisini vermek ve gerekli adımları atmak her türlü zorluğa rağmen mücadelesinden bir adım geri atmayan halklarımıza karşı borcumuzdur.

Tüm bunlar çok can acıtıcı olsa da, büyük resme baktığımızda göreceğimiz başarısızlık değil ama Kürt siyasi aklının zaferidir. Kürdistan’da kayyum siyaseti iflas etmiştir. Tüm baskılara, engellemelere ve akla gelmeyecek hilelere rağmen kayyumlar tarafından gasp edilen belediyeler birçok yerde önceki seçimlere kıyasla daha da fazla oy alınarak geri kazanılmıştır. Bunların yanı sıra özellikle Kars ve Iğdır’daki başarı çok önemlidir. Bir kültüler mozaiği olan Kars’ın alınması, başka her yerde birbirinin gözünü oyan siyasi partilerin sırf HDP kazanmasın diye adaylarını çekip MHP’yi desteklediği ve yine bir kültürler mozaiği olan Iğdır’ın kaybedilmemesi aslında HDP’nin savunduğu farklı kültürlerin, inançların ve halkların barış içinde kardeşçe bir arada yaşayabileceği siyasetinin sadece Kürtler arasında değil ama bölgedeki diğer halklar arasında da karşılık bulduğunu göstermektedir. Kars ve Iğdır, HDP’nin gittiği hattın doğru olduğunun ve bu hatta ısrar ve yoğunlaşmanın daha da büyük sonuçlar doğuracağının en güzel kanıtıdır.

Batı açısından da Kürt siyasi aklının zaferi, HDP’yi ve Kürtleri görmemek için gözlerini kör etmeyi bile göze alacak kadar yandaş olan kesimlerin bile inkar edemeyeceği bir gerçektir. Kürtler büyük oynamış ve AKP-MHP faşist bloğuna büyük kaybettirmiştir. İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya’yı kaybetmek, iktidar açısından büyük bir ekonomik gücü kaybetmenin ötesinde simgesel açıdan da çok önemlidir. Özellikle de İstanbul’un kaybedilmesinin AKP için taşıdığı simgesel anlam çok açıktır. Kendileri açısından çıktıkları yolun ilk önemli virajı olan İstanbul’un kaybedilmesinin iktidar cenahında yaratmış olduğu hayal kırıklığı büyüktür.

Diğer yandan, mevcut ve her geçen gün daha da derinleşen ekonomik krizin ortasında bu şehirlerin kaybedilmesi, zaten giderek daralan pastadan AKP’nin yandaşlarına daha az pay vermesi demektir. Bu ise AKP içindeki çatlakların büyümesine ve tahmin edilemeyen bir hızla AKP’den kopuşlara neden olabilecek bir sürecin tetikleyicisi olma potansiyelini taşımaktadır; ki bunun işaretleri seçimin hemen sonrasında gelmeye başlamıştır.

Seçim sürecine damgasını vuran beka tartışması ışığında AKP-MHP ittifakı ile ifadesini bulan Beyaz Türk faşizmi ile Yeşil Türk faşizmi arasındaki birliktelikteki güç dengesinin Beyaz Türk faşizmi lehine daha da bozulması şaşırtıcı olmayan bir gelişme olacaktır. Bu sonuçlar AKP’yi daha da fazla MHP’ye muhtaç hale getirecek ve onun siyasetinin bir aracı haline indirgeyecektir. İktidarın korunması adına, gerçek sorunların üzerini örten sahte beka demagojisi hız kesmeden devam edecektir. İçeride ve dışarıda Kürt düşmanlığı siyaseti daha da azgınlaşarak devam edecektir. Dolayısıyla, 31 Mart seçimlerinden çıkan sonuçlar AKP-MHP bloğunun siyasi gücünü geriletmiştir. Ama bu, baskıcı ve inkarcı politikalardan vazgeçecekleri anlamına gelmemektedir.

Dolayısıyla, 31 Mart seçimlerinde elde elden sonuç, nihai bir zafer değildir. Kürt siyasi aklı iktidarı her açıdan bir kaos aralığına sokmuştur. Kaos aralığı, mevcut düzenin temellerinin sarsılmaya başlayarak yeni fırsatların ortaya çıkması demektir. Bu kaos aralığından nasıl çıkılacağı verilecek mücadeleye bağlıdır. Kaos aralığı sonunda coğrafyamıza halkların özlemini duyduğu barışı, demokrasiyi, özgürlüğü getirecek olan Ankara veya İstanbul’da belediyenin AKP’den CHP’ye geçmesi değil ama seçim sonrası Türkiye’de ortaya yeni koşullar altında halkların vereceği mücadele olacaktır. Bu nedenle, şunun bunun yaptıklarına veya yapmadıklarına bakmadan kendi barış, demokrasi ve özgürlük mücadelemize odaklanmamız gerekmektedir. Kuşkusuz bunun da en acil gündem maddesi, tam da bu hedeflerle cezaevlerinde başlayan ve her geçen gün daha fazla can alan cezaevlerindeki tecrit karşı başlayan açlık grevleri ve direniştir. 31 Mart seçimleri ve sonuçları bizlere tecridin sona ermesi için verilen mücadeleyi unutturmamalıdır.

Sonuç olarak, 31 Mart sonrasında bizleri zorlu ama bir o kadar da büyük kazanımlar vaat eden bir süreç beklemektedir. 31 Mart seçimleri iktidar bloğunda önemli bir gedik açmıştır. Coğrafyamız için güzel günler müjdeleyen bir sürecin kapısını aralamıştır. Bu kapıyı sonuna kadar açıp açmayacağımızı, bu sürecin sonunda ne elde edeceğimizi veya ne kaybedeceğimizi vereceğimiz mücadele belirleyecektir.

Yazarın diğer yazıları