31’inde üçüncü kez vekilliğe aday

22 yaşından beri Hamburg Eyalet Parlamentosu’nda yer alan Cansu Özdemir, meclisin en genç beş vekilinden birisi. Almanya’nın ilk Kürt Fraksiyon Eşbaşkanı da olan Özdemir, yeniden seçilirse Kürtlerin, kadınların, gençlerin, göçmenlerin ve yoksulların sesi olmaya devam etmek istiyor.

DÎLAN KARACADAĞ

Genç siyasetçi Cansu Özdemir, Hamburg’da 23 Şubat’ta yapılacak eyalet parlamento seçimlerinde Sol Parti’nin 1. sıra adayı. Dokuz yıldır parlamentoda, 2015’ten bu yana da Hamburg Sol Parti Fraksiyon Eşbaşkanı olan Özdemir, 3. kez milletvekilliği seçimleri için yarışacak. Yapılan anketlerde en popüler adaylar içerisinde 3. sırada yer alan vekil, Kürt ve Kürdistan sorunlarının yanı sıra, yabancı düşmanlığı, konut, eğitim, sağlık, engelliler vb. konularda aktif çalışmalar yürütüyor. 31 yaşındaki siyasetçi, yaklaşan seçimler öncesi sorularımızı yanıtladı.

3. dönem vekilliğine hazırlanıyorsunuz. Hamburg’da gençler siyasette yeterince görünür mü?

Hamburg Parlamentosu’nun yaş ortalaması 52,6. Parlamentonun en genç 5 milletvekilinden biriyim. 26 yaşında Fraksiyon Eşbaşkanı seçilmemle Almanya’nın ilk Kürt Fraksiyon Eşbaşkanı olarak tarihe geçtim. Parlamentoda kadın vekil oranı yüzde 38. İstatistiklere göre parlamentolarda ağırlıkta orta yaş üstü erkekler yer alıyor. Ancak dünya çapında sürdürülen “Fridays for Future” iklim hareketinin eylemlerinden de anlaşılıyor ki gençler yeni bir sistem için mücadeleye öncülük ediyor. Parlamentolar gençleşmeli, çeşitliliği artmalı ve ağırlıklı kadın parlamenterlerin olduğu bir yer olmalı.

22 yaşında milletvekili seçildiğimde, ilk hedefim göçmen kökenli gençleri siyasete teşvik etmekti. Bunu başardığıma inanıyorum. Geçtiğimiz yıllar, politik çalışmalarıma çok sayıda genç, özellikle de öğrenciyi dahil ettim. Birçoğu yanımda staj yaptı. Yılda iki kez Federal Meclis’e siyasi geziler düzenledim ve her seferinde en az 50 genci yanıma aldım. Bazen aileleriyle sorun yaşayan ve destek bekleyen veya tavsiye isteyen genç kadınlar da gelir. Tüm bunlar ve bana verdikleri güven çok değerli. Artık gençlerden oluşan bir ağım var ve onlardan çok şey öğreniyorum.

Almanya’nın ikinci büyük kenti olan Hamburg, AB’nin de en büyük 6. metropolü. Bir liman olan kentin temel sorunlarını nasıl tarif ediyorsunuz?

1,8 milyondan fazla nüfuslu, kozmopolit olan kente her yıl milyonlarca turist geliyor. Hamburg, aynı zamanda anti faşist örgütlülüğün güçlü olduğu bir kent. Mesela vatandaşların çoğu YPG/YPJ ile dayanışma içerisindedir. Yüzlerce kültürün buluştuğu yer.

Diğer taraftan sosyal sınıflara bölünmüş bir kent. 42 bin milyoner, buna karşılık sosyal yardıma muhtaç 50 bin çocuk, 2 binin üzerinde de evsiz var. 2007-2008 mali krizinden sonra Doğu ve Güneydoğu Avrupa’dan Hamburg’a gelenlerin sayısı giderek artarken, fakirlik ve sokakta kalanların sayısı da arttı. Geçtiğimiz yıl sokakta kalan 6 kişi yaşamını yitirdi. Çoğu mülteci 20 bini aşkın kişi kamp vb. barınaklarda kalıyor. 32 bin kişi ise uzun süredir işsiz.

2011-2019 arası kiralar yüzde 21 arttı. Hamburg, ayrıca yaşlı nüfusuyla yoksulluğun da başkenti. Giderek daha fazla emekli yoksulluk içinde yaşıyor. Orta ve düşük gelirli aileler için günlük yaşam kolay değil. Vatandaşların yarısı geleceklerini finanse edememekten endişeli.

Parti olarak bu sorunlara çözüm politikalarınız neler?

Hamburg sakinleri için en önemli konu, artan kiralar. Berlin’de olduğu gibi kiralara yasal olarak üst sınır getirilmesini talep ediyoruz. Bu, kiraların önümüzdeki 5 yıl içinde artmaması anlamına geliyor. Hamburg sakinlerinin neredeyse yarısı sosyal konutlara bağımlı. Hükümet paha biçilmez konutlar inşa etmeyi bırakmalı. Yeni binaların yüzde 50’si sosyal konut olmalıdır. Sağlık da bir lüks haline geldi, hızla iyileştirilmeli. Akut vakalarda dahi insanlar saatlerce bekletilebiliyor ve çoğu zaman ağrı kesici verip geri gönderiliyorlar. Kentin yoksul bölgelerinde  çok daha kötü. Personel eksikliği de etkili. Sağlık merkezlerinde uzun bekletilmeksizin hastalara hizmet sunulmasını talep ediyoruz.

Daha az araç kullanımı için toplu taşıma araçlarının geliştirilmesi ve ücretsiz olması gerekiyor. Bu hem cüzdanı hem de iklimi koruyacaktır. Kentteki yoksulluğu ortadan kaldırmak için kapsamlı bir stratejiye ihtiyacımız var. Barınma ve iyi bir sağlık hizmeti hakkı ile onurlu yaşlanma hakkı güvence altına alınmalıdır. Yıllardır bunun için savaşıyoruz ve Parlamento’da sosyal adaletin sesi olmaya devam edeceğiz.

Sol Parti’nin Hamburg Parlamentosu’ndaki durumu nedir? Önümüzdeki seçim için nasıl bir hedef belirlediniz?

Temsil edilen 6 fraksiyon içinde tek sol muhalefet partisiyiz. 2015 seçimlerinde yüzde 8.4 oy oranıyla 11 sandalye kazandık. Daha sonra bir vekilimiz SPD’ye geçti. Parti olarak birçok konuda farklı duruş sergiliyoruz. Birkaç örnek vermek istiyorum:

Hamburg Limanı’nda her yıl binden fazla bomba, tüfek ve diğer savaş ekipmanlarıyla dolu konteyner gemisi, karayolu araçlarına yüklenir. Aileleri savaş bölgelerinde yaşayan vatandaşlar bundan endişe duyuyor. Dolayısıyla limanın silah ihracatına kapatılmasını talep ediyoruz.

Parlamentodaki partiler, zenginleri daha zengin etmek isterken, biz toplumsal adalet için mücadele ediyoruz. Çocuk ve yaşlıların yoksulluğunu görmezden geliyorlar. Yoksullukla mücadele konusunda ciddi olsalardı, asgari ücreti 14 Euro’ya çıkarır ve sosyal yardım (Hartz 4) yaptırımlarını ortadan kaldırırlardı.

Mevcut anketlere göre bu seçimde yüzde 11 ile 13 arasında bir oy alacağımız öngörülüyor. Bu CDU’yu da geçerek 3. sıraya geçebileceğimiz anlamına geliyor.

Siyasal mücadelenizi sadece parlamentoyla sınırlı tutmamanız toplumsal değişimi nasıl etkiliyor?

Siyasetçilerin çalışmalarını parlamento ile sınırlandırmalarını tuhaf buluyorum. Siyaset parlamento dışında olur; sokaklarda, ilçelerde, parlamentonun dışında olan her yerde. Tüm alanlarda uzmanlarla birlikte çalışıyorum. Parlamento dışındaki kişilerin bilgi ve deneyimleri olmadan onları temsil etmem söz konusu değil. Sosyal problemler ancak kolektif çözülebilir, çözümler de öyle. Örneğin, engelli insanlar üzerinde çalışıyorum. Engelli vatandaşlar ve uzmanların aylık toplanacağı bir çalışma grubu oluşturduk. Birlikte parlamento girişimleri ve etkinlikler için fikirler geliştiriyoruz.

Ortak eylemler benim için her zaman çok önemlidir. Her zaman işimin önemli bir parçası olmuştur. Etkinlikler ve konferanslar için Almanya ve Avrupa’da çok seyahat ediyorum. Birçok Kürt ailesi bana kapılarını açtı. Kendimi hep evden birisi gibi hissettim. Bu, olağan bir durum değil aslında. Bu aileler bende önemli iz bıraktı, çok şey öğrendim ve bu vesileyle onlara teşekkür etmek istiyorum.


Kürt vekiller ağı

Artık Almanya’da çok sayıda Kürt milletvekili var. Gelecek hedefim, onlarla ortaklaşa ve örgütlü bir şekilde hareket etmek ve siyasi projeler geliştirmek. Bunun için de ülke çapında bir Kürt milletvekili ağı kurmak istiyorum. Örgütlü olarak daha hızlı ve etkili tepki verebilir ve birlikte hareket edebiliriz.


Tehditler sindiremedi güçlendirdi

2011’de Kürtlerin özgürlük mücadelesini haklı gördüğünüz, Kürtlerin refahı için çalışmalar yürüttüğünüz gerekçesiyle Hamburg Anayasayı Koruma Dairesi (LfV) tarafından “PKK ile yakınlık içinde” olduğunuz belirtildi. Hala LfV’de hakkınızda bu şekilde kayıt var mı?

Milletvekili seçildikten iki gün sonra Alman istihbaratı bana karşı karalama kampanyası başlattı. Daha önceleri Yeni Özgür Politika’da muhabir ve Hamburg’daki Kürt Kadın Meclisi’nin Eşsözcüsü olarak çalıştım. Kadın Konseyi ile “namus cinayetleri”, zorla evlendirilmeler ve başlık parasına karşı kampanyalar düzenledik. Aynı zamanda Türkiye’de savaş ihlallerine karşı eylem organizelerinde yer aldım.

LfV’nin beni ‘tehlikeli’ olarak gösterip hedef haline getirmesi gözetim amaçlıydı. Hemen ardından Türk faşistleri tarafından ölümle tehdit edildim. Tam o sırada LfV, artık beni izlemeyeceğini, verilerimi sildiğini bildirdi. Tabii bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum. Her durumda Anayasayı Koruma Dairesi görmezden gelmeyi seçiyor, çünkü diktatör Erdoğan’ın isteği bu yönde. Ama bunlar beni susturamadı. Kimliğimin, duruşumun arkasındayım.

PKK bayrağının göründüğü bir fotoğraf paylaştığınız için size ceza kesildi. Türk faşistler tarafından da sürekli tehditlere maruz kalıyorsunuz. Kürt ve sol bir vekil olmanın zorluklarından bahseder misiniz?

Klasik bir milletvekili hayatım hiç olmadı. Bir yanda Türk faşistlerinin ölüm tehditleri, MİT’in çevremdeki faaliyetleri, öte yandan Alman hükümetinin bana uyguladığı baskılar. Düşünün, Alman Parlamentosu’nun seçilmiş bir üyesisiniz, iki MİT ajanının gözetimi altındasınız, bilgilerim Türk devletine sızdırılıyor, babamı işyerinde ve beni ofisimde ziyaret ediyorlar.

Alman güvenlik makamlarına durumu iletiyorum ancak hiçbir şey değişmiyor. Ortaya çıkardığım MİT ajanlarından biri hafif bir ceza alırken diğeri cezasız dolaşıyor. Bu ikisi buzdağının sadece görünen kısmıydı. Hükümet tüm bunları izlemek yerine milletvekillerini ve vatandaşlarını yabancı istihbaratlarının casusluk ve saldırıları karşısında korumaya almalı. Kurbanı fail gibi göstermemeli. Yasal açıdan bakıldığında bir milletvekilinin çalışmaları kısıtlanmamalıdır.

Ancak ben hakkımı başından beri alamıyorum. Artık Türkiye’ye gidemiyorum, bu da bir parlamento üyesi olarak çalışmalarımı kısıtlıyor.

Yüksel Koç’a suikastın önlenmesi, Kürt toplumu ve kamunun desteği ve arka çıkmasıyla oldu. Alman güvenlik makamları işlerini yapmadıkları gibi ortaya çıkarılanları örtbas etmek için hep çabalıyor.

Faaliyetlerim her zaman Türk ve Alman hükümetinin gözüne battı. Roboskî’ye gittim; evlatlarının parçalanmış bedenlerini toplayan annelere şahit oldum. Bunu raporlayıp federal hükümetinin insan hakları görevlisine teslim ettim; ancak o alaycı bir tavırla PKK silahları bıraksaydı bunların olmayacağını iddia etti. Yine 2013’te Ahmet Türk’ün de bulunduğu bir otobüste Newroz’a yolculuk ederken Türk askeri tarafından dövüldüğüne şahit oldum. 2014’te Türk ordusunun desteğiyle DAİŞ tarafından düşürülmek istenen Kobanê sınırındaki Suruç’a gittim. Êzîdî kadın ve kız çocuklarının yaşadığı zulmü ve Kürt kadın savunma birimli YPJ’nin başarılı mücadelesini parlamentoya taşıdım. Kısa bir süre sonra, DAİŞ taraftarları Hamburg’daki Kürt Derneği’ne saldırdı ve birkaç kişiyi yaraladı.

Eylemler düzenledim, Kürdistan ile dayanışma için bir ağ oluşturdum. Benim bu çabalarımı kamuyla paylaşmam hiçbir zaman hoşlarına gitmedi. Yıllarca süren araştırmalar sonucunda Türk istihbarat yapılarını ve Almanya’daki kriminal ile islamcı bağını ortaya çıkarmam hoşlarına gitmedi. Beni sindirme ve korkutmak için kapımın önünde Türk faşistleri nöbet tutuyordu. PKK yasağının kaldırılmasını isteyen ve Alman hükümeti ile Erdoğan’ın silah kardeşliğini eleştiren bir parti hoşlarına gitmiyor.

Birçok kez beni sindirmeye çalıştılar. İki kez savcılığın isteği doğrultusunda hakkımda dava açıldı. Twitter üzerinden yaptığım paylaşımlarda YPG ve PKK bayrağı göründüğü için yargılandım. İtiraz dilekçemi verdim. Hukuki tüm haklarımı kullanacağım ve bu davanın peşini bırakmayacağım. Çünkü bu davalar Cansu Özdemir’e değil duygularını, fikir ve isteklerini temsil ettiğim herkese açılmıştır.

Başarınızın sırrı nedir?

Baskı ve sorunlara karşı en iyi cevap, örgütlü, kararlı ve başı dik olmaktır. Kürt bir kadın olarak, başımı dik tutarak hep bu yolda yürüdüm. Bazı durumlarda üzerimde çok fazla baskı hissediyorum. Ancak bu durumlarda Kürt feministler aklıma gelir ve onların yorulmadan sürdürdükleri mücadeleleri düşünürüm. Bu bana daima güç vermiştir.

Genç yaşta Sakine Cansız’la tanışma şansım oldu. Onun mücadelesi ve direnişi beni şekillendirdi. Asla korkmadım ve korkmayacağım. Beni korkutmak için yapılan her girişim beni daha da güçlendirecek. Bana karşı yürütülen kampanya ve davalara rağmen en popüler ilk üç aday arasına girmemi engelleyemediler.

Popüler olmak için hiçbir şey yapmadım, inançlarımın peşinden gittim. İlk dönemlerimde beni görmezden gelen diğer partiler bugün bana saygı duyuyorlar.

Tüm deneyimler ve karşılaşmalar beni şekillendirdi.

Çok sık öfke, umutsuzluk hatta bayılma hissine kapıldım. Örneğin Roboskî’deyken… Suruç’ta Kürt savaşçıların cesetlerinin sınır ötesine nasıl taşındığını gördüğümde… Beni en çok etkileyen Êzîdî soykırımıydı. Aile, kadın ve genç kızlarla yaptığımız görüşmelerde bir insanın neler yapabileceğini anladım. Orada ilk kez sinirlerim bozuldu ve ağladım. Ruhumu acıttı. Kürt kadınların, YPJ’nin ve Rojava’daki kadın devriminin mücadelesi ise beni gururlandırdı. Daha fazla özgüven verdi.

Yazarın diğer yazıları

    None Found