35 yıllık savaşın sonuçları ve 36. yıl direnişi

Selahattin ERDEM

PKK’nin 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli eylemleriyle başlattığı gerilla savaşı 35. Yılını dolduruyor. Her ne kadar başka biçimlerde de tanımlanıp yorumlansa da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Kürdistan İşçi Partisi-PKK arasında otuz yıldır kesintisiz bir savaş yaşanıyor. Gerçi söz konusu bu savaş daha önceki yıllara ve yüzyıllara da dayanıyor.

19. Yüzyıl boyunca da Osmanlı İmparatorluk Yönetiminin Kürdistan’a askeri seferler düzenlediği ve Kürdistan’da çatışma ve kan akımının kesilmediği biliniyor. Yine Türkiye Cumhuriyeti Yönetimlerinin neredeyse tek ve temel sorun olarak Kürt sorununu görüp, Kürtleri soykırıma uğratabilmek için Türkiye’nin tüm iç ve dış imkânlarını seferber ettiği bilinen bir gerçek oluyor.

Fakat son 35 yıldır yaşanan savaşın durumu ve sonuçları biraz farklı. Gerçi burada da esas saldıran güç faşist-soykırımcı TC zihniyet ve siyasetidir.

Daha önceki saldırılara karşı direnişte olduğu gibi, 12 Eylül 1980 askeri-faşist darbesi temelinde geliştirilen soykırımcı saldırı karşısında da Kürt direnişi ortaya çıkmıştır. Ancak hem faşist-soykırımcı TC saldırılarının durumu ve hem de buna karşı gelişen Kürt direnişinin durumu biraz daha farklıdır. Bu dönemin TC saldırılarının daha çok dış destekli, kendi içinde de son derece planlı ve örgütlü bir özel savaş saldırısı olduğu açıktır. Buna karşı PKK direnişi de, önceki Kürt direnişlerine göre çok daha bilinçli, planlı ve örgütlü modern bir Kürt direnişi olarak gelişme göstermiştir. Bu nedenle, önceki direnişler gibi kısa sürede yenilip ezilmemiş, tersine uzun sürece yayılarak zafer umutlarını hep canlı tutmuştur. Bu durum yaşanan çatışmayı çok daha derinlikli kıldığı gibi, uzayıp gitmesine de yol açmıştır.

Şimdi söz konusu savaşın 35. Yılı dolarken, herhalde savaşın tarafları kendi açılarından yeni ve bütünlüklü bir durum değerlendirmesi yapacaklardır. Zaten başta Kürdistan ve Türkiye kamuoyu olmak üzere tüm dünya bu durumu ve 35 yıllık savaşın sonuçlarını tartışmaktadır. Bu sefer daha derinlikli ve somut bir tartışma ve değerlendirme yaşanacağa benzemektedir.

AKP’nin 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimlerinde yaşadığı ağır yenilgi bu duruma yol açmaktadır. Çünkü mevcut AKP çöküşü ile birlikte, Türkiye bir kez daha ciddi bir yönetim sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’deki Kürt halkını inkâr ve imha zihniyeti ve siyaseti bir kez daha çıkmaz ve çözümsüzlük içine girmiştir. Türkiye’de çok daha derin bir yeniden yapılanma arayışı gündeme gelmiştir.

TC Yönetimlerinin son 35 yılda Türkiye’nin tüm iç ve dış imkânlarını PKK öncülüğündeki gerillayı ezmeye ve özgürlük mücadelesini bastırmaya seferber ettiği tartışma götürmez bir gerçektir. 35 yıl boyunca Türkiye’nin tüm bütçesi, insan gücü, stratejik önemi, beyni, itibarı ve hatta geleceği söz konusu savaşta kullanılmış ve kelimenin tam anlamıyla tüketilmiştir.

Gerilla öncülüğündeki Kürt halk direnişi karşısında 12 Eylül rejimi bir kez 2000’lerin başında Ecevit başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin çöküşüyle tükenmiş, sistemi yeniden onarsın ve yaşatsın diye mevcut AKP iktidarı gündeme getirilmiştir. Ancak Kürt direnişi karşısında bir kabadayı gibi kendisine çok güvenen AKP iktidarı da çökmüş, böylece 12 Eylül rejimini onarma yaklaşımı da sonuç vermeyerek ikinci tükeniş yaşanmıştır. AKP çöküşü, PKK öncülüğündeki Kürt özgürlük mücadelesi karşısında 12 Eylül rejiminin ikinci, TC sisteminin ise üçüncü tükenişi olmaktadır.

Peki bu durum nereye gidecek ve nasıl sonuçlanacaktır? Türkiye, insanların yaşayamadığı ve adeta açlıktan ölüm sınırında olduğu bir ülke haline gelmiştir. Ekonomik kriz artık dayanılmaz noktaya ulaşmış, Türk parası yeniden pul olmuştur. Liradan altı sıfır atarak parayı pul olmaktan çıkarmaya çalışan AKP, yeniden pul devrine dönüşmekten kurtulamamıştır. Peki bu durumun nedeni nedir? Bazıları bunu, Türkiye’nin de içinde yer aldığı kapitalist sistemin yapısal krizine bağlıyorlar.

Evet onun etkisi de var, fakat Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin esas nedeni kesinlikle bu değil, Türkiye’deki ekonomik krizin esas nedeni tam 35 yıldır Kürdistan’da yaşanan kesintisiz savaştır. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, “Siz bir merminin, bir füzenin kaça mal olduğunu biliyor musunuz?” diyerek bu gerçeği çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. TC bütçesinin yüzde doksanı savaşa harcanmaktadır. Çok açık ki, yaşanan ekonomik krizin temel nedeni savaştır, Kürt halkı üzerinde uygulanan soykırımdır.

Kuşkusuz söz konusu savaşın nedeni de Kürt halkını yok sayan ve yok etmeye çalışan faşist-soykırımcı zihniyet ve siyasettir. Bu zihniyet ve siyasetin sahibi de, küresel süper gladyo tarafından yönetilen Devlet Bahçeli ve çevresidir. Tayyip Erdoğan pragmatizmi, iktidarda kalabilmek için bu zihniyet ve siyasete adeta yılana sarılır gibi sarılmıştır. Kemalist devlet ulusçu zihniyet ve siyaseti bir türlü aşamayan CHP, nalına da mıhına da vuran bir tutumu sürdürüp gitmektedir. Kısaca Türkiye’nin kafası karışıktır. 35 yıllık savaşın sonuçları ciddi bir biçimde zorlamakta ve yeni bir şeyler gerektiği hemen herkes tarafından dillendirilmektedir. Ancak bu yeni şeyin ne olacağı konusunda bir zihin açıklığı ve birliği bir türlü oluşmamaktadır. Sonuçta Kürt karşıtı faşist-soykırımcı ulus-devlet milliyetçiliğinde fit olunmaktadır. Özellikle faşist şef Devlet Bahçeli’nin tehditleri adeta herkesi bu noktada hizaya getirmektedir.

İşte böyle bir ortamda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ve HDP’nin “Barış ve demokratik çözüm” çağrıları, topluma gelip geçici bir umut vermekten öteye şimdilik geçememektedir. İlerde durumun nasıl olacağı ise şimdiden bilinememektedir. Dolayısıyla söz konusu çağrıları hemen gerçekleşecek somut şeylermiş gibi ele almak, pratik politika açısından yanılgı yaratmamalıdır. Günümüzde işleyen gerçek siyasi süreç AKP-MHP faşizminin yürüttüğü topyekûn özel savaş saldırısıdır ve bu da topyekûn antifaşist direnişi gerektirmektedir. Topyekûn antifaşist demokrasi direnişi ile Devlet Bahçeli zihniyeti ve siyaseti kırılmadıkça demokratik siyasi çözüm gerçekleşmeyecek ve 35 yıllık savaşıp sürüp gidecektir.

Kuşkusuz 35 yıllık savaşın Kürtler açısından da çok önemli bir bilançosu vardır. Kürtler neredeyse 50 bine yakın şehit vermişler ve çok ağır acılar yaşamışlardır. Ellerindeki her şeyi mevcut gerilla savaşına ve özgürlük mücadelesine sevk etmişlerdir. Elbette Kürtler açısından da 35 yıllık savaşın bilançosu ağırdır, ancak çok önemli kazandırdıkları da vardır. Son 35 yılda Kürdistan’da varlık ve özgürlük adına elde edilen tüm kazanımların ardında 15 Ağustos 1984 gerilla atılımı ve 35 yıllık gerilla ve halk direnişi vardır. Modern ulusal-demokratik bilinç, özgür yaşam ruhu ve tutkusu, öncü parti, gerilla ve halk örgütlülüğü, Bakur’da ulusal diriliş devriminin gerçekleşmesi, kadın özgürlük devriminin başlaması, Başur ve Rojava Kürdistan parçalarındaki kazanımlar bu temelde elde edilmiştir. Kazanımların tarihi anlam ve önemi dikkate alınırsa, ödenen bedelin ve yaşanan acının boşa gitmemiş olduğu rahatlıkla görülür.

Tarihi 15 Ağustos Gerilla Atılımının 36. Yılına işte böyle bir ortamda girilmektedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve HDP yeni bir barış ve çözüm umudu yaratmaya çalışsa da, TC’ye hakim olan zihniyet ve siyaset mevcut haliyle hem karmaşıktır ve hem de faşist-sömürgeci-soykırımcı çerçeveyi aşamamaktadır. Dolayısıyla Kürt düşmanı zihniyet ve siyaset aşılamamakta ve demokratikleşme gelişmemektedir. Bölge ve dünya egemenliği de Türkiye’nin demokratikleşmesine izin vermemektedir. Dolayısıyla 36. Yılda da savaşın sürmesi ve Kürt direnişinin tarihi rolünü oynamaya devam etmesi en güçlü olasılıktır. Özellikle Kürtler başta olmak üzere tüm devrimci-demokratik güçler bu gerçeği görmek ve 36. Yıl direnişine daha güçlü hazırlanmak durumundadır. Bu temelde 15 Ağustos gerilla atılımının ölümsüz komutanı Mahsum Korkmaz şahsında tüm atılım şehitlerini saygıyla anıyor, özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten herkese üstün başarılar diliyoruz.

Yazarın diğer yazıları