4 Nisan bir halkın doğumu

Açlık grevi direnişçisi Mustafa Sarıkaya: İmralı koşullarında 20 yılı geçti. Hepimizin ona karşı borcu var, sorumluluğumuz ve görevimiz var. Bu vesile ile herkesi Önder Öcalan’a karşı sorumluluğunu yerine getirmeye çağırıyoruz. Önder Öcalan’a karşı olan borç, Özgür Kürdistan’a karşı borçtur. Özgür ülkeye, vatana, özgür yaşama duyulan bir borçtur, herkesin borcudur.

BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecride karşı Leyla Güven öncülüğünde başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerine Strasbourg’dan ses veren 14 yurtsever devrimcinin eylemi 109. gününde devam ediyor. Öcalan’ın 70. doğum günü nedeniyle açıklamalarda bulunan eylemciler, yaşının 70, tecridin 20. yılında olduğuna dikkat çekerek, artık özgürlüğünün sağlanmasının zamanının geldiğini belirttiler. Eylemcilerden Mustafa Sarıkaya ve Dilek Öcalan, Öcalan’la ilgili anılarını paylaşırken, diğer eylemciler Öcalan’ın Kürt özgürlük mücadelesini nasıl adım adım inşa ettiğini ve özgürlük bilincini nasıl ortaya çıkardığını dile getirdiler.

Mustafa Sarıkaya: Bir halkın doğumu

Önder Öcalan şahsında tarihsel insanın kendisinden başlayarak bir değişim gerçekleştirmesinin neye yol açabileceği, bir kez daha ispatlanıyor. Sadece halk tarihimizin baş aşağı gidişini, yok oluşa gidişini, kimlik ve onur yitimini durduran bir kişilikten bahsetmiyoruz. İnsanlığa, bölge halklarına da umut, moral, ilham, cesaret veren ama en önemlisi de umut yaratan bir önder kişilik söz konusu.

Onun doğumu bu anlamda ”bir halkın doğumu” anlamına geliyor. Sadece fiziksel bir doğumdan bahsetmiyoruz. Esas olan tarihsel bir kişiliğin doğuşudur. 4 Nisan dolayısıyla şunu demek, herhalde abartılı olmaz. Kürt halkına ”Doğum gününüz kutlu olsun” demek lazım. Şimdi de evrenselleşiyor.

Karşılaşmam 1981’de Filistin sahasında oldu. Bulunduğumuz kamp ortamını ara sıra ziyarete geliyordu. Orada tanıma şansı buldum. Tabi arkasından gittiğin ”Önder” dediğin bir kişi ile karşılaşınca doğal olarak, davranışları ve hareketleriyle daha ilgiliydim. Zaman geçtikçe onun içsel yoğunluğunu da gözlemliyordum. Düşünsel, felsefik, ideolojik yolculuğunun nerede ve nasıl başladığını ve onda ne gibi değişikliğe yol açtığını görmeye çalışıyordum ve bunu anlamlandırmaya çalışıyordum. Gözlemlerle bunu anlamak mümkündü, elbette. Üzerinde tartışmaların olduğu bir konudur, özne biçim uyumu. Özne ne ise, biçim odur çünkü.

Dolayısıyla düşündüğü gibi yaşayan, hareket eden, yansıtan ve bütün bu kişiliği dışarı yansıyan biriydi. Önderlik muazzam bir uyumdu. En önemlisi de budur. Bu belki insanlara çok basit gelebilir ama bugünkü insana baktığımızda, çok temel bir sorun. İnsanlar, düşündüğü gibi yaşamıyor veya düşündüğü şeyler büyük oranda çarpıtılmış olduğu için, doğru bildiği şeylerin çoğunluğu yanlış aslında.

Ve tabi en çok da dikkat çeken şey, inandığı ve düşündüğü şeyi 24 saat yaşamasıydı. Birçok insanın başaramadığı şeyi, Önder Öcalan’da görmek mümkündü. İnsan bir parça devrim, bir parça düzen, bir parça büyük ve küçük toplumsallığı yaşayabiliyor. Önder Öcalan’da ise tepeden tırnağa bir toplumsallık yansır, bunu ilk karşılaşmada bile görmek mümkündü. Bu açıdan, birçok şeyi aşan bir kişilikten bahsediyoruz.

Dayatmalara karşı mücadele yürütebilirsiniz ama en büyük mücadele alanı, insanın kendi içinde. Önder Öcalan’ın bunu çok muazzam yürüttüğünü, şimdi daha iyi kavrıyorum.  Sürekli kendisini doğuran, hiçbir zaman kendisini yeterli görmeyen, hep kendini aşma ile meşgul olan bir kişilik. Zaten büyük Önderlikler de böyle doğar.

Tabi aynı zaman da hepimiz de onun azabıyız, yüküyüz. Bu da bir gerçek. Yani belki de her Kürt bireyi ya da insanlık adına mücadele yürütenlerin bir parça daha güçlü şekilde omuzlaması gereken yükleri hep o omuzladı. Bu da herkesin az omuzlamasından kaynaklanıyor. Bu açıdan onu kendisinin de ifade ettiği muazzam yalnızlığa mahkum ettik. Ama kendi yalnızlığında da muhteşem bir toplumsallık üretebilen bir kişilik.

Önderlikle çok kısa diyaloglarımız oldu. Birgün kampta bir inşaat yapılıyordu. Tüm arkadaşlar inşaat ile uğraşıyorlardı. Pazar günüydü. Pazar günü yarım gün tatildi kampta. Eğitimlere, yarım gün ara veriliyordu. Dolayısıyla tüm arkadaşlar da kampta bir şeylerle uğraşıyordu. Kampta yaşı en küçük olan bendim. O zaman 16 yaşındaydım. Beni çok fazla zora sokmamak için Önderliğin korumalığını verdiler. Bir silah verdiler bana. Önderlik bazı arkadaşları çağırıp özel sohbetler yaparken, yaklaşık 4-5 saat onun korumalığını yaptım. Sohbet bitince de yürümek istedi. ”Yürüyebilir miyiz?” dedi. ”Siz bilirsiniz” demiştim. Kampın dışına doğru bir kaç km yürüdük. O anda, aklımda kalan benim korkularımdı. Lübnan karışık bir coğrafya. Ve büyük bir sorumluluk bana verilmişti. O da Önderliğin korumalığıydı. Güvenliğini sağlayamama korkusuydu yaşadığım.

Yol boyunca sürekli bir yoğunlaşma halindeydi. Sessizdi, derin düşüncelere dalmıştı. Tabi ağır bir sorumluluktu bana verilen. Kendisine söyleyemiyordum ama aslında geri dönmek istiyordum. Bereket versin sonra bir komutan arkadaş farketmiş olacak ki, koşa koşa geldi. İlk işim, silahı hemen onun kucağına atmak oldu. Uzaklaşmıştık gerçekten kamptan. Böyle bir anım var.

Tüm halkımıza, tüm insanlığa, ”Reber Apo’nun doğum günü kutlu olsun” diyorum. 70. yaşına girdi. Bu bize ağır geliyor. İmralı koşullarında 20 yılı geçti. Hepimizin ona karşı borcu var, sorumluluğumuz ve görevimiz var. Bu vesile ile herkesi Önder Öcalan’a karşı sorumluluğunu yerine getirmeye çağırıyoruz. Hiçbir zaman şahsi bir istemi olmadı. Dolayısı ile Önder Öcalan’a karşı olan borç, Özgür Kürdistan’a karşı borçtur. Özgür ülkeye, vatana, özgür yaşama duyulan bir borçtur, herkesin borcudur. Daha ciddi bir muhasebe yapmak gerekiyor. Herkesin borcunu nasıl ödeyeceğinin hesabını yapması gerekiyor. Çağrımız da bu temeldedir.

Dilek Öcalan: Öncelikle Önderliğin 70. yaşı, bütün Kürt halkına kutlu olsun. Önderliğin doğumu, bin yıllardır sürdürülen asimilasyona, soykırıma karşı, bir bütün Kürt kimliğinin yok sayılmasına karşı, bir doğuş olarak gerçekleşti.

Önderliğin ailesinde erkek çocukları, sayı olarak fazla olmadığı için doğumu çok önemseniyor. Önderliğin doğumundan önce iki kız doğuyor, sonra Önderlik dünyaya geliyor. Erkek çocuğun dünyaya gelişi, farklı bir heyecana, farklı bir sevince neden oluyor. Çok beklenen bir çocuk. Çünkü babasının daha önceki evliliğinden 9 tane erkek çocuğu doğuyor ve hiçbiri yaşamıyor. Sadece tek bir kız çocuğu kalıyor. Erkek çocuk özlemi ile babası tekrar evleniyor. Bu evlilikten dünyaya gelen ilk erkek çocuk, Önderlik oluyor. İsmini daha önceki dedelerden birisinden alıyor, ”Abdullah”.

Kendisinin de dile getirdiği gibi çocukluğundan başlayarak toplumsal kalıpları sorguluyor ve bunları kendisiyle daima tartışıyor. Örneğin, eril sistemi yani erk sistemini daima eleştiriyor. Ailenin ilk erkek çocuk oluşunu ve ailenin erkek varlığını önemseyişini hep tartışıyor. Erkekliği, erk olarak yaşamıyor. İktidar çözümlemesinin temelini buradan ele alıyor.

Önderlik, 20 yıldır İmralı Adası’nda rehin durumda. Bu süreç ve öncesinde yoğunlaşması, ağırlıklı olarak kadın özgürlüğü üzerinedir. ”Değişim ve dönüşüm ancak kadının özgürleşmesiyle mümkün olur” demiştir. Çocukluk arkadaşı Elif var mesela. Bu örnek Önderliğin kadın özgürlüğü üzerine düşünmesinin en önemli örneği olmuştur. Birlikte oyun oynadığı Elif erken yaşta evlendiriliyor. O dönemlerde, bir erkek çocuğun bir kız çocukla oynamasına bile abesle bakılıyor. Arkadaşı evlendikten sonra bile birlikte oyun oynuyorlar.

Önderlik en son babasının vefatı döneminde taziyeye arkadaşlarıyla geliyor. Fazla kalamıyor. 1979 yılının sonlarında ülkeyi terketmek zorunda kalıyor. Önceki süreçte de hem okul yaşamı hem de parti kurma çalışmalarının yoğunluğundan kaynaklı fazla köye gelemiyor. Bu yüzden aile ile fazlaca anıları yok. Babasının ölümünden sonra aile ile iletişimi fazla olmamış. Aile ile görüşmeleri İmralı sürecinden sonra başlıyor. Suriye’de yaklaşık 20 yıl zaman geçiriyor. Tabi aile çok geniş bir aile değil. Ailesi kendi halinde köyde yaşayan bir aile. Ekonomik anlamda da imkanları kısıtlı bir aile. Ve bu da ailenin kendisiyle görüşmesi önünde bir engel teşkil etmiş. Ayrıca aile üzerinde devletin büyük bir baskısı söz konusu. Bununla birlikte Önderlikle aile ilişkisini ele aldığımızda çokça anı yoktur.

Benim Önderliği görmem ise müzakere dönemlerine denk geldi. Önceden annem görüşmelere tek başına gidip geliyordu. Köy yaşamındaydım, farklı şeyler yapamıyordum, imkânlar kısıtlı. Ayrıca okul yaşamı, liseyi bitirdikten sonra bitmiş oluyor. Üniversite için başka kente gitmek gerekiyordu, bu da ekonomik bir zorluk demekti o dönemler. O zaman Önderlik benim ne yaptığımı sorunca annem, ”Okulu bitirdi, evde köy işleri ile uğraşıyor” diyor. Önderlik kızıyor bu duruma ve öneri de bulunuyor. ”Amed’de çalışıp öğrenim hayatına devam etsin”, diyor. Ondan sonra yaşamım değişti. Annem ciddi sağlık sorunları yaşıyordu, neredeyse yılda bir defa görüşmelere katılabilir durumdaydı. Anneme refakatçi olarak katılmam koşuluyla, Adalet Bakanlığına İmralı heyeti aracılığıyla başvurumuz gerçekleşti. Ben daha doğmadan önce Önderlik Türkiye’den çıkmak zorunda kalıp Suriye’ye geçmişti.

Görüşmeye girdiğimiz ilk anda zaman planlamasını Önderlik yaptı. Saatine bakarak yarım saati iyi kullanmamız gerektiğini söyledi. Bu süreyi kullanma biçimini, yaşam disiplininin bir yansıması olarak görüyorum. Bu süre içerisinde bizlere moral veren kendisiydi. Morali yüksekti, espriler yapıyordu elbette kızgınlıklarını da dile getiriyordu. O dönemin sürecine tekabül eden gelişmeleri soruyordu. Okumak çok farklı ama diyalog ile kendisini dinlemek çok farklı. Konuşmalarında yaşama dair birçok perspektif alabiliyordum. Ben öncesinde Amed’de, Mersin’de, Ankara’da kaldım, üniversite süreci yaşadım, kendisinin kitaplarını okudum. Ama Önderlikle yaptığım bu görüşme ve diyalog bende başka bir etki bıraktı ve değişim yarattı. Bendeki özgüveni arttırdı, topluma bakış açımı çok değiştirdi.

Görüşmenin ilk anından itibaren dikkatimi çekti. Önderliğin saygı anlayışı, sevgi anlayışı çok farklıydı. Öyle bir insan ile tanışmamıştım. Benimle konuştuğunda insana verdiği değer ve önemin farkına vardım. Şahsımda kadın özgürlüğü değerlendirmesi yapıyordu. ”Senin okumanı istedim, mücadeleye katılmanı istedim. Eğer benim mücadele anlayışımı yürütmek istersen şunları yapmalısın” diyordu. Her ince detayı örnekleyerek, kendi aile yaşamından örnekler vererek detaylandırıyordu. ”Kadın neden özgür olmalıdır, kadın neden mücadele etmelidir, kadın neden mücadelede yer almalıdır?” bütün bunları hem ailemizden gözlemlerle hem de farklı örneklerle anlatıyordu. Benim üzerimden kadın sorunu ve özgürlüğü konuşuldu, ilk temas olduğu için beni çok etkiledi. Önderlik çok toplumsal, kazanımcı yaklaşıyordu.

Nimet Sevim:

Bu doğuş, özgür insan felsefesinin doğuşudur. Özgür insanın direniş tarihinin en önemli noktalarından biridir. Bu doğuş, özgür yaşamın inşa edildiği, özgürlüğün bir yaşam olarak toplumsal sistem ve düşünceye kavuşmaya başladığı gün anlamına geliyor. Bu doğuş, özgür kadının ve gençliğin doğuşu anlamına geliyor. Devletçi uygarlığın karşısında, demokratik özgürlükçü toplumun en önemli direniş halkasının doğumu anlamına geliyor. 4 Nisan Önder Apo’nun doğum günü, Kürdistan’da direniş ve yeniden oluş ruhuyla bütün Kürdistan ve Ortadoğu halklarına kutlu olmasını diliyorum.

Kardo Bokani:

Tarihe bakarsak ortalama 3 bin 300 yıl önce Hz. İbrahim bir devrim yapıyor. O döneme kadar insanlar, çocuklarını kurban ediyorlardı. Hz.İbrahim bir koyun götürüp diyor ki, ”Bundan sonra çocuklarınızı kurban etmeyin bir keçi kurban edin.” Bu bir devrimdir tarihte. Serok Apo ise yeni bir devrim yapıyor bu konuda ve diyor ki ”Koyun da, inekte kurban etmeyin. Doğduğum günde, ağaç ekin.” Önderlik kısaca, ”yaşamı sonlandırmayın yaşam yaratın” diyor. Bunun kendisi bir devrimdir. Ekolojik bir devrimdir. Serok Apo’nun felsefesi, insanın doğa ile yeniden barışmasını esas alan bir felsefedir. Böyle büyük, önemli bir devrimcinin doğum günü başta Kürt halkı olmak üzere, tüm insanlığa, ezilen halklara toplumlara ve ezilenlere kutlu olsun.

Mohamad Ghaderi:

Serok Apo’nun doğum günü, tüm Kürt halkına kutlu olsun. Düşman şunu iyi bilsin, hiç bir yerde kazanamadı. Ne Kürdistan’da kazandı ne de devrimci kazanımlarımızı bitirebildi. Hiçbir yerde kazanamadı, kazanamayacak. Bizler şehitlerimizin ruhu ile direniyoruz. Onlar, bizim yüreğimizde yaşıyor. Halkımıza sözümüz yineliyoruz; bir adım geri atmayacağız.

Agit Ural:

Serok Apo’nun 70. doğum bütün halkımıza kutlu olsun. Tüm halkımız belediyelere gidip ağaçlar alsın ve Kürdistan Özgürlük Şehitleri adına birer ağaç diksin. İnanıyoruz ki bu yıl Önderliğimizin, halkımızın, ülkemizin özgürlük yılı olacaktır. Tüm toplumlara ve halklara saygı ve selamlarımı iletiyorum.

Ekrem Yılmaz:

Özgürlük ve onurlu yaşam isteyen, başta geleceğin çocukları ve özgürlük isteyen anneler olmak üzere bizler için, Önderliğin doğum günü çok önemli ve anlamlıdır. Önderliğin doğum günü, bizler için bir ışıktır, o ışık özgürlük yolunun kapısını göstermiştir. Biz Kürtler onun felsefesi, yol ve yöntemi ile bu seviyeye geldik. Önderliğin doğum gününü kutluyorum. Bir daha dünyaya gelsem yine onun felsefesi ve yolunda giderim. Son nefesime kadar bu ideolojiyi, yaşamı takip edeceğime söz veriyorum.

Nurgül Başaran:

Herşeyden önce tüm değerlerin bileşkesi, Reber Apo’nun doğum gününü kutluyorum. Devrimci ruh ve duruşun tümü, Önderliğimizde hayat bulmuştur. 4 Nisan, kendisiyle bir toplumu doğurmuştur. Önderliğimizle beraber tüm Kürt halkının doğum gününü kutluyorum.

Deniz Sürgüt:

Önderliğin doğum günü tüm insanlığa kutlu olsun. Önderlik bir şahıstan öte halkımıza, insanlığa mal olmuştur. Önderliğin doğum günü halk olarak kefeni yırtıp, özgürlüğe yol aldığımız tarihtir.

Kerem Solhan:

Eylemimizin 109. günündeyiz. Bu eylemde benim için en büyük kazanım, Önderliği daha iyi anlamam oldu. Önderliğin ne kadar yüce ve kutsal biri olduğunu daha iyi anladım. Onu anlamak birlikte yaşamak demek. Önderlik özgür yaşamın garantisi demektir. Doğum gününü kutluyorum. Halkımızın doğum günüdür bu gün.

Ayvaz Ece:

Biz Kürt halkı için yaşam Önderlikle daha da anlamlı hale gelmiştir. Onun için yaşam bizim için daha da kutsal bir anlam taşıyor. O bütün yaşamını halkımızın özgürlüğü için ortaya koydu. Onun doğumunu uyanan bir halkın doğum günü olarak görüyorum. Başta Önderliğimiz olmak üzere, halkımızın doğum gününü kutluyorum. Bijî Serok Apo. Berxwedan Jiyane.

Yüksel Koç:

Başta Başkan Apo olmak üzere tüm insanlığın bu önemli gününü kutluyorum. Başkan Apo devletin bitirmeye çalıştığı, meftadır dediği Kürt halkını diriltti. Kürt halkını insanlıkla tekrardan buluşturdu. Dünya ilerici insanların da Önderidir. Biz de kendisine layık olmak ve bunun gereğini yerine getirmek için mücadele ediyoruz.

Ramazan İmir:

Önderliği tarif edecek en iyi cümle ”Özgür yaşamdır”. 4 Nisan günü de benim için budur. Önderliğin doğum günü benim için ”Özgür Yaşam”ın filizlendiği gündür. 4 Nisan Önder Abdullah Öcalan’ın doğum günü, benim yaşam felsefemin, bakış açımın, özgür düşüncemin, fikir bütünlüğümün de doğum günüdür. Halkımızın, dünyanın dört bir yanında ve Kürdistan’da direnenlerin, yoldaşlarımın, tüm halkların bu önemli gününü kutluyorum.

Yazarın diğer yazıları

    None Found