4 yıl sonra Suriyeli kadınlar Kobanê’de buluştu

5 Ekim günü Kobanê’deydim. O kentin yüzü ve ruhu herkesi kendisine çekiyor. Nefes almak isteyen, direniş ve başarma kararlılığını pekiştirmek isteyen herkesin yüzünü döndüğü bir kent. Bu yüzden önemli buluşmalara, kararlaşmalara ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Kobanê özellikle seçiliyor ve kadınlar daha çok tercih ediyor bu kentte bir araya gelmeyi ve buluşmayı.

Bundan 4 yıl önce birçok farklı halka, inanca mensup insanın DAİŞ karanlığına karşı Kürtlerle birlikte omuz omuza direndiği, sadece Kürtlerin değil tüm dünya halklarının kenti haline gelen Kobanê’de, bu kez de Suriyeli kadınlar bir aradaydı. Suriye’nin geleceğini, demokratik ve özgür yeniden inşasını tartışmak ve kadın direnişiyle açığa çıkan kadının örgütlü iradesine tüm Suriyeli kadınları dahil etmek, ortak bir güç haline gelmek için bir aradaydılar.

Suriye Kadın Meclisi’nin çağrısı ve organizasyonuyla Suriye’nin Halep, Şam, Lazkiye, Tartus, Suweyda, Rakka, Derazor ve Kuzey Doğu Suriye’nin tüm kentlerinden Ermeni, Süryani, Türkmen, Arap ve Kürt kadınların buluşması ve kucaklaşması görülmeye değerdi.

Her biri savaşın yaratmış olduğu yıkımlar içerisinde hala dimdik ayakta kalmayı başarmış ve umudunu hiç yitirmemiş kadınlardı. Tıpkı Kobanê gibi yasını ertelemiş, yaşamın en canlı renklerini kuşanmış, biriktirdikleri acıların hüznüne teslim olmayı reddetmiş ‘ yapacak daha çok işimiz var’ der gibi yaşamı yeniden kadın eksenli özgür ve eşitçe örmeye kolları sıvamış kadınlardı. “Özgür geleceğimiz acılarımızdan ve bizlere yaşatılanlardan süzülüp gelecek. Biz getireceğiz, kalıcı hale getireceğiz. Hiç kimse bizden daha fazla nasıl yaşamak istediğimizi ve nasıl bir yaşamı tercih ettiğimizi bilemez. Biziz bu yaşamın, sistemin ve toprakların asıl sahibi” sözleri herkesin dilindeydi. Gözleri umuda, özgürlüğe çağırıyordu her birinin.

Kadınların ortak bir lisanın olduğunu o salonda bir kez daha fark ettim. Her biri farklı bir dilden kopup gelen sözcüklerin hiçbiri kadının kalbinin ve gözlerinin dili kadar etkili değildir. Yüreklerinden, gözlerinden okudum çoğunun ne demek istediğini. Bazen de çevirmenler yardımıma koştu.

Aslen Urfalı olan Ermeni soykırımından kurtulup Suriye topraklarına yerleşen, burada doğup büyüyen ve şu an 57 yaşında olan Girê Sipî kentinde yaşayan Losiyan Matosyan, “Ana yurdum Ermenya. Urfa’dan gelmişiz. Ama Suriyeliyim. Bu topraklar benim” diyerek söze başlıyor.

Toplumsal cinsiyet kalıplarının kadınlara çizmiş olduğu sınırlara isyanı büyüktü Losiyan’ın. “Kimse bizi sadece bir erkeğin eşi ve anne olarak göremez. Bizler yaşamın her alanındayız. Bizim olduğumuz her yer başka bir güzelleşiyor. Burada Kürt, Türkmen, Süryani ve Arap kızkardeşlerimizle göstermiş olduğumuz direniş, bunu ispatladı. Bir arada durduğumuz sürece, daha güçlü ve büyük bir değişimi tetikleyebiliriz. Ülkemizin demokratik özgür geleceği de biz kadınlara Suriye’nin yeni anayasasında tanınacak haklarla belirlenecektir” diyen Losiyan, ellerini omuzuma koyarak “bakma yaşlandığıma, bizi çok daha zorlu bir mücadele bekliyor” dedi.

Kürt kadınlarının DAİŞ karşısında göstermiş oldukları mücadele ve Kuzey Doğu Suriye Özerk yönetimi içerisindeki aktiflikleri tüm Suriyeli kadınları çok etkilemiş. Bu yüzden söz alan her bir kadın her şeyden önce bu gerçeğe vurgu yapıyor. Tıpkı Lazkiyeli Doktor ve aktivist Menar Dib gibi: “Biz tüm kadınların onur ve gurur kaynağı oldular. Kürt kadınlarıyla yan yana olduğumuzu göstermek için geldik. Onların yürütmüş oldukları mücadeleyle başımız dik. Kürt kadınları tüm kadınlar adına direndi, mücadele etti. Kendimize daima örnek alacağız.”

Tarsus’tan çalıştaya katılan hukukçu ve aynı zamanda aktivist olan Rihab İbrahim Suriye’nin özgür ve demokratik geleceğini tartışan 200 kadını bir arada görmenin mutluluğunu gizleyemeyenlerdendi. Kendine güvenen bir duruşu olsa da, bu buluşmadan sonra daha güçlü olduğunu söylemekten çekinmiyor.

Rihab, “Suriye’de 7 yıldır devam eden savaş boyunca kadınlar olarak hem ruhsal, hem psikolojik, hem bedensel hem de fiziki olarak öldürüldük. Tüm yaşadıklarımıza karşı hızlıca örgütlenmemiz ve birliğimizi sağlamamız gerekiyor. Kadın mücadelesine inanmamız ve güvenmemiz gerekiyor” diyor ve kadın hakları lehine değişmesi gereken yasalara, bu yasaları çıkaran gericiliğe işaret ediyor.

“Suriye’de çok ağır bedeller ödedik, şimdi de demokratik ve özgür bir Suriye’nin yeniden nasıl inşa edileceğine çalışmamız gerekiyor. Eğer Kuzey Suriye’de kadınlar demokratik, eşit ve özgür bir sistemin yeniden inşasına öncülük ediyorsa ve bunu sağlamışlarsa, bu Suriye’nin diğer kentlerinde de sağlanabilir. Kuzey Suriye de Suriye’nin bir parçasıdır. Onlar nasıl toplumsal gerilik ve zihniyete karşı mücadele edip başarı elde edebilmişlerse biz de bunu başarabilir ve buradaki sistemi Suriye’nin genelinde kalıcı hale getirebiliriz.

Savaşların kuşkusuz olumsuz yönleri çok fazla. Ama olumlu yönleri de var. Örneğin bu savaş vesilesiyle Kürt kadınlarını daha yakından tanıdık. Kürt kadınlarını birçok açıdan kendimize örnek alıyoruz.

Suriye’yi kimse parçalayamayacak ve Suriyeli kadınları da. Kentlerimizin hepsini yeniden inşa edeceğiz, yaşamımızı yeniden özgür ve demokratik bir temelde öreceğiz. Buna gücümüz var ve kendimize güveniyoruz” diyen Rihab Suriye’nin özgür geleceğine yoğunlaşan tüm Suriyeli kadınlara adına da konuşuyordu.

Herkes elini çekse ve Suriyeli halklara, kadınlara bıraksalar Suriye’nin geleceğini Ortadoğu ve tüm dünyaya model olabilecek bir sistemin yeniden inşasını yaratabilecek potansiyele sahipler. Özgür, eşit ve demokratik bir geleceğe dair kararları kadınlar almalı. Çünkü onların vicdanı, bu çağın en çok ihtiyaç duyduğu tüm iyilik, güzellikleri barındırıyor. Barışı, kardeşliği ve özgürlüğü temsil ediyorlar.

Yazarın diğer yazıları