40 günde 5 insan öldürtünce olacağın…

Son bir ayda Türkiye’de beş insan polisin ve askerin şiddeti nedeniyle hayatını kaybetti; 18 yaşındaki Medeni Yıldırım, 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, 20 yaşındaki Mehmet Ayvalıtaş, 22 yaşındaki Abdullah Cömert, 26 yaşındaki Ethem Sarısülük…

Ethem’i, Medeni’yi, Ali’yi, Mehmet’i, Abdullah’ı devlet öldürdü.
Başbakan “müdahale talimatını ben verdim” diyerek şiddet uygulayan polise sahip çıktı. Başbakan ölüme neden olan müdahaleye sahip çıkıyor.
Bütün bu ölümlerde devlet ve hükümet manipülasyon yaptı. Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna polisin öldürdüğü Ali İsmail Korkmaz için “Kendi arkadaşları da yapmış olabilir” dedi.
Medeni Yıldırım için, Lice Kaymakamı Özer Özbek “Vurma varsa eğer kendilerini de vurmuş olabilirler” dedi.
Gezi Parkı’nda polis şiddetinin yol açtığı olayların ilk gününden başlayarak hükümet çevreleri “dost kuvvetler, zello çetesi, dış mihraklar, faiz lobisi” deyip duruyorlar.
Başbakan Erdoğan, Lice için “Lice olayı da sıradan bir olay değil, dayandığı yer esrar, hintkeneviri olayıdır. Kalekol, karakol, bunların hepsi hikaye” dedi. Kaymakam, Vali ve Başbakan kamuoyunu yanıltmaya çalıştılar.
Melih Gökçek, Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yere üzerinde “Değerli Türk Polisi Ankara sizinle gurur duyuyor” yazılı bir pankart astırttı. Hükümet şiddet uygulayan polisleri prim dağıtarak ödüllendirdi.
Bir hükümet katilleri kolluyor ve onları yargı önüne çıkarmıyorsa, bu durumda yaşanan ölümlerin sorumlusu olmuyor mu?
İstanbul Valisi Mutlu, Mehmet Ayvalıtaş’ın öldürülmesinden sonra olayı “ferdi bir hata” olarak niteledi. Mehmet’in öldürülmesini ferdi bir hata olarak açıklayan Vali Mutlu acaba Mehmet’in elinde silah olsa ve bir askeri-polisi hedef alarak öldürse ne derdi?
Buna da ferdi bir hata der miydi?
Medeni Yıldırım’ın kuzeni Oktay Yıldırım “Savunmasız insanları öldürüp sonra yine bizi suçluyorlar. Buna sadece Lice değil, İstanbul, İzmir, her yerden tepki geldi. Aile olarak tek isteğimiz gerçeğin ortaya çıkması.”
Ali İsmail Kormaz’ın babası Şahap Korkmaz “Ali gazdan kaçarken onların bulunduğu sokağa giriyor. Gaz atan çevik kuvvetlerle eli sopalı grup arasında kalıyor. Oğlumu o kadar vahşice dövüyorlar ki… Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne sevki yapılmış.
Oradaki doktorlar Ali’ye şöyle bir bakıp, ‘Seninki adli vaka, git karakolda ifade ver öyle tedavi olursun’ demişler. Ali ısrar edince, ‘Omzunda ezik var. Sen eve git, bu morluklar geçer’  demişler. Halbuki başına darbe aldığını da ifade etmiş” diyor.
Kepazelik ve kirlilik diz boyu.
Halkın sokağa çıkmasını terörize edenler Mısır’da yaşanan asker şiddetine “hayır” diyorlar. Oysa aynısını kendileri yapıyorlar.
Bu kadar mı ikiyüzlü olur insan!
Ramazan ayı boyunca iftar sofralarında adaletten, insan hayatından, mazlumdan, haktan bahsedecek olan yöneticilere bakın Ali’nin annesi ne diyor: “Yatacak yeriniz, tutacak eliniz, bakacak yüzünüz yok! Tuttuğunuz oruç değil, kan sofrasında iftar açıyorsunuz.”
Hükümet üyelerinin hayatını kaybedenlerin ailelerinden halellik isteyecek yüzleri olacak mı?
Abdullah Cömert’in babası Edip Cömert yaşananları ilk günden izleyen herkesin paylaştığı ortak bir gerçeği anlatıyor: “Polisler zor kullanmasaydı böyle olmayacaktı. Polisler zor kullanınca çocuklar kaçmak istediler, çocuğuma hem gaz bombası hem kurşun vurdular.”
Polisler önce zor kullanarak kitleyi provoke ettiler ardından uyguladıkları şiddet ile yüzlercesini yaraladılar, birden çok kişiyi öldürdüler.
İnsan hayatına saygısını kaybeden bir hükümet her şey olur ama adil ve hümanist olamaz.
Ceberutluk ve şiddet her yerdedir.  
Bu ceberut devlet demokratikleşmeden zorbalık sona ermez.
Zorbalığın sona ermesi ve demokratikleşmenin sağlanması özgür ve demokrat zihinler ile mümkün.

Yazarın diğer yazıları