42. yılda  daha güçlü savaşacağız

 Öz savunma sistemimizi geliştireceğiz, başkasından beklemeden herkes evini, köyünü, mahallesini, sokağını, kasabasını, tarlasını, mıntıkasını, şehrini savunacak bir eğitim ve örgütlülüğe ulaşacak. Bir de gerektiğinde kahramanca savaşmak üzere cesur ve fedakar davranacağız, her türlü saldırı karşısında onu kıracak, boşa çıkartacak bir askeri duruşu, eylemi, 7’den 70’e kadın-erkek tüm toplum olarak göstereceğiz.

SALİH DOĞAN

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, PKK’nin 42. yılında daha güçlü savaşacaklarını belirtti. Kalkan, ‘’Doğru anlamak, yeterli örgütlenmek, büyük bir cesaret ve fedakarlıkla düşmanın anladığı dilden her yerde ona karşı mücadele etmek ve direnmek gerekiyor’’ dedi. Kalkan’ın ANF’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

‘’On yıldır devam eden dördüncü stratejik dönemin doğru anlaşılması ve başarılı uygulanması büyük önemini korumaya devam ediyor. Bu dönemin stratejik çizgisi de devrimci halk savaşı stratejisi olarak tanımlanıyor. Peki, Devrimci Halk Savaşı Stratejisi nedir? Neyi amaçlıyor, kimler tarafından yürütülüyor, kimleri hedefliyor, hangi yöntemleri kullanıyor? Ne tür ilişki ve ittifaklara dayanıyor? Öncelikle Devrimci Halk Savaşı Stratejisi’nin anlaşılması gerekiyor.

1 Haziran 2010’dan itibaren başlayan dördüncü stratejik dönem olan Devrimci Halk Savaşı Stratejisi’ni, ikinci stratejik dönemdeki ‘Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisi’ ile karıştırmamak gerekiyor. Evet, savaş her ikisinde de var, yine gerilla her ikisinde de var. Bazı kavram ve yöntemler her iki dönemde de ortaklık arz ediyor, ama temel değişiklikler vardı. Peki bu değişiklikler nedir? Bir tanesi, PKK’nin 2003’ten itibaren gerçekleştirdiği paradigmasal değişimdir. Paradigma değişimi PKK’nin hem savunma anlayışında hem de Kürt sorununun çözümünü öngören ideolojik-siyasi çizgisinde öneli değişiklikler yapmıştır.

Ulus devlet ideolojisinden kopuş

Peki bu değişiklikler nelerdir? PKK devlet endeksli iktidar odaklı bir parti olmaktan çıkmıştır. Dolayısıyla Kürt meselesinin çözümünü yeni bir devlet kurma hedefinden çıkarmıştır. Ulus devlet ideolojisinden kopmuştur. Devlet ulusu çizgisine karşı Demokratik Ulus çizgisini geliştirmiştir. Demokratik Ulus çizgisi nedir? Bir alanda yaşayan bütün toplulukların, bütün farklılıkların kendilerini özgürce örgütleyerek demokratik konfederalizm çizgisinden demokratik birlik içerisinde yaşama çizgisidir. Buna demokratik özerkliğe dayalı Demokratik Konfederalizm diyoruz.

Demokratik Konfederalizm, farklılıkların kendilerini özgürce örgütlediği ve demokratik özerklik temelinde özgürce yaşamlarını sürdürmesi oluyor. Demokratik Konfederalizm ise demokratik konfederal ilkeler çerçevesinde birlik ve dayanışma içerisinde yapmalarını ifade ediyor. PKK böyle bir paradigmasal değişim yaşamıştır. Bu anlamda devrimi bir devleti yıkıp bir başka devlet kurmak olarak algılamamaktadır. Tam tersine devleti sınırlandırarak demokrasiyi yani demokratik toplum örgütlülüğünü büyütmeyi, geliştirmeyi, devrimci gelişme olarak öngörmektedir. Bunu da devlet + demokrasi ilkesi biçiminde formüle etmektedir. Hangi yöntemle olursa olsun sürdürdüğü mücadeleyle amacı devleti sınırlandırmak ve küçültmek, demokrasiyi yani demokratik toplum örgütlülüğünü büyütüp geliştirerek toplumun kendi kendini özgürce yönettiği bir siyasi-ahlaki durumu ortaya çıkartmaktır.

Bu bakımdan son on yıldır yürütülen Devrimci Halk Savaşı Stratejisiyle gerçekleştirilmek istenen Kürt sorununun çözümü kesinlikle devlet + demokrasi temelindeki bir çözümdür.  Bununla birlikte askeri yaklaşımında da önemli bir değişiklik olmuştur. Savaş ve savunma anlayışı değişmiştir. Önder Apo şöyle ifade etti: “Dünyayı yenecek gücümüz olsa da hiç kimseye saldırmayacağız, dünya birleşip üzerimize gelse meşru ulusal demokratik haklarımızdan asla vaz geçmeyeceğiz.” Devrimci savaş anlayışı bu ilke temelindeki bir duruştur. Buna esas olarak öz savunma da dendi.

Dolayısıyla öz savunma PKK’nin yeni paradigmasının temel savunma çizgisidir. Gerilla mücadelesiyle oluşturmak, yaratmak istediği esas savunma sistemidir. Gerillanın önüne toplumun öz savunma temelindeki eğitimini, örgütlenmesini ve yönetimini koymaktadır.

2009’dan itibaren AKP yönetimindeki TC topyekun faşist-soykırımcı saldırıyla PKK’yi imha ve tasfiye edip Kürt soykırımını gerçekleştirmeyi önüne hedef koyunca, PKK’de işte böyle bir paradigmaya dayalı olarak Devrimci Halk Savaşı Stratejisiyle söz konusu imhası saldırıları başarısız kılmayı hedeflemektedir. Devrimci Halk Savaşı demek öz savunma savaşı demektir. Gerilla savaşı demektir. Faşist-soykırımcı saldırganlığı gerilla ve öz savunma gücüyle kırmak, böylece toplumun Demokratik Ulus çizgisinde kendisini özgürce örgütleyip demokratik konfederal yönetimini sürdürmesinin önünü açan, zeminini yaratan ve onu savunan bir güvenlik durumunu yaratmak demektir. Örneğin 2005-2010 arasındaki dönemde öncelikli mücadele biçimleri demokratik siyasetin meclis çalışmaları, kitlelerin sokak eylemleri, İmralı ve Oslo görüşmeleri olurken 1 Haziran 2010’dan sonra Dördüncü Stratejik Dönem temelinde Devrimci Halk Savaşı Stratejisiyle yürütülen demokratik çözüm mücadelesinin öncelikli temel mücadele biçimleri gerilla ve öz savunma savaşları ve direnişleri olmuştur. Dağdaki gerilla savaşı, şehirdeki öz savunma savaşı, ovalardaki savaş, şehir direnişleri ve eylemleri gerilla tarzında gelişen eylemler olmuştur. 2005-2010 arasında temel mücadele yöntemleri 1 Haziran 2010’dan sonra ikincil, üçülcül sırada gelen tali duruma düşen mücadele yöntemleri haline gelmişitr.

Paradigmayı anlamada yetersizlikler yaşanıyor

Son on yıldır yaşanan günümüzde de değişik biçimlerde devam eden hata ve yetersizliklerin neler olduğu konusuna daha açık ve net cevaplar verebiliriz. Burada öncelikle şu hususlara dikkat çekmek gerekiyor:

  • Birincisi, paradigma değişimi anlama ve özümsemede ciddi biçimde yetersizlikler, yüzeysellikler, darlıklar yaşanıyor. Daha doğrusu eski paradigmada kalma, iktidarcı ve devletçi çizgiyi esas alma, kurtuluşun, özgürlüğün devlet ve iktidarla sağlanacağına inanma yaklaşımı, anlayışı şu veya bu şekilde zihinlerde etkili oluyor. Bunun kolay değişmediğini, aşılamadığını görüyoruz ve anlıyoruz.

Burada işin garip tarafı şurası oluyor: Kuşkusuz iktidar ve devlet sahipleri ellerindeki imkanı bırakmamak için Önder Apo’nun geliştirdiği yeni paradigmayı doğru bulmayabilirler, anlamazlıktan gelebilirler, reddedebilirler; fakat hiç devlet ve iktidar sahibi olmayan, hep devlet ve iktidar tarafından ezilmiş ve sömürülmüş bulunan, hatta Kürtler gibi devlet ve iktidar gücünün soykırıma tabi tuttuğu bir toplumun kurtuluşu bu kadar çok devlet ve iktidarda görme eğiliminde olması, bu kadar devletçi yaklaşıma sahip çıkması gerçekten doğru ve anlaşılır değildir. Burada sadece zayıfın güce öykünmesinden söz edilebilir, güç sadece devlet ve iktidar olarak görülmektedir. Devlet ve iktidar gücünün de tarihsel olarak da geliştirdiği işgal, istila ve soykırımlar altında iyice zayıf düşürdüğü bir toplum, var ve özgür olmak istiyorsa ancak bunun güçle olacağını doğru bir biçimde görmektedir.

Paradigma değişiminin anlaşılması, özümsenmesi  zorunludur. Çünkü biz bir mücadele yürütüyoruz. Bu mücadeleyi niçin yürütüyoruz? Hangi amacı gerçekleştirmek için yürütüyoruz? Amacımızı doğru anlamazsak, bilmezsek, o amaca bizi ulaştıracak yol-yöntemi de doğru belirleyemeyiz. Bu işin ‘nasılına’ doğru cevap veremeyiz. ‘Hangi örgütle mücadele yöntemlerini kullanmamız gerekir?’ sorusunu doğru cevaplayamayız. Onları doğru cevaplayabilmek için öncelikle hangi amaca ulaşmak istediğimizi doğru ve yeterli bilmemiz gereklidir.

Bu noktada Önder Apo net ifade etti. “Kürt sorununun ulus devletçi çözümü yoktur” dedi. Ulus devlet sistemi yani küresel kapitalist hegemonik sistem, Kürt sorununun ulus devletçi çözümüne kapalıdır. Bu sistem Kürdistan’ı bölüp parçalamış Kürdü inkar etmiş ve imha ediyor. Kürleri, Ermenileri, Asuri-Süryanileri, Rumları soykırıma alan sistem bizzat küresel kapitalist sistemin kendisidir. Dolayısıyla o sistemden çözüm yoktur. O halde alternatif sistem yaratmak gerekiyor. İşte demokratik uygarlık sistemi, demokratik konfederalizm sistemi aslında alternatif sistemdi ve böyle bir alternatif sistem Kürt sorunun çözümünü kadın özgürlük sorunu başta olmak üzere diğer toplumsal sorunların çözümünü getirecek tek yol ve yöntemdi. Bu gerçeği iyi görüp anlamak kesinlikle gerekiyor. Sadece Kürdistan, Kürt ulusu devlet olursa var, devlet olmazsa yoktur diye bir şey kesinlikle doğru değildir. Toplum ayrı devlet ayrıdır. Ülke ayrı devlet ayrıdır. Kürdistan ülkesi var olur, Kürt ulusu var, ama bu devlet olmayabilir. Ulus-ülke devletle eşit özdeş kesinlikle değildir. Bu bakımdan da ‘devlet olmadan Kürt sorunu çözülemiyor, Kürtler özgür olamıyor, Kürtler örgütlenip kendi kendini yönetemiyor, Kürt öz yönetimi ortaya çıkmıyor’ denemez.

Öz savunma oluşmadı

  • İkincisi, on yıl önce öngörülen ve ilan edilen, gerçekleştirdik denen stratejik değişimin doğru ve yeterli yapılamaması konusudur. Dikkat edelim 2010’dan günümüze kadar birçok alanda öngördüğümüz mücadele yöntemleriyle 2005-2010 yılları arasındaki temel mücadele yol ve yöntemleri arasında hiçbir farklılık yoktur. Temel mücadele ve örgütlenme biçimlerinde değişiklik yapılmamıştır. Hala demokratik siyasetin meclisi esas alınıyor, kitle eylemleri esas alınıyor, hala görüşmeler esas alınıyor, hala bekleniyor İmralı’da görüşmeler olsun, bizi o görüşmeler kurtarsın. Herkesin gözü ve kulağı İmralı’da ‘acaba bir görüşme olmaz mı, üçüncü stratejik dönemin gerekleri yerine gelmez mi!’ beklentisi yaşanıyor. Dikkat edilirse temel mücadele ve örgüt çalışmasında değişiklik olmadı.

Gerillaya sahip çıkan, öz savunmayı geliştiren, bütün mahallelerde, sokaklarda, kentlerde, kasabalarda, ovalarda, dağlarda toplumun tümünün eli silah tutan tüm kesimleri kadın-erkek öz savunma bilinciyle eğiten,  örgütleyen, düşman saldırdığında her türlü saldırıya karşı kendini savunma gücünü gösteren ve pratikleştiren bir gelişme ortaya çıkmadı. Tutuyor, yakalıyor alıp herkesi götürüyor. Hiçbir direnç yoktur. Polis istediği kişiyi istediği yerde tutukluyor götürüyor. İstediğini vuruyor ve kırıyor. Hiçbir savunma yoktur. Aslında Kuzey Kürdistan’daki duruma bakın öz savunma diye hiçbir şey yoktur. Çünkü böyle bir bilinç ve örgütlülük yoktur, böyle bir çizgi esas alınmadı. Devrimci Halk Savaşı Stratejisine girilmedi. Onun gereklerine göre bir bilinç, yurtsever tutum, örgütlülük ve eylem çizgisi öngörülmüyor. Kurbanlık koyun gibi adeta boynunu saldırıya uzatma var. Dahası yakınma, şikayet etme var. ‘Baskı oluyor, terör var’ diye hep konuşma var. Konuşarak, şikayet ederek, yakınarak, var ve özgür olacağımızı sanıyoruz. Böyle olamaz. Burada temelde kesinlikle ciddi bir yanlışlık vardır.

Bu bakımdan aslında evet on yıldır ‘stratejik değişim’ diyoruz. Devrimci Halk Savaşı Stratejisinden söz ediyoruz ama hareket ve halk olarak bütün alanlarda ve söz konusu stratejik değişimi, bilinçle örgütlülükte ve eylemde yeterince gerçekleştirmiş değiliz. Bazı yerler bu değişikliği hiç kabul etmiyor. Bazı yerler söz olarak söylüyor pratikte yapmıyor. Bazı yerler kısmen yapıyor tümden yapmıyor. Halbuki stratejik değişimin gerekleri zamanında yapılsa AKP-MHP faşizmi şimdiye kadar çoktan düşer ve kırılırdı. Birçok yere giremezdi, birçok alan kurtarılmış ve özgür alan olurdu. Bu kadar toplum ezilmezdi, bu kadar toplum tutuklama yapamazdı. O çeteler faşist polisler bu kadar saldıramazlardı.

Bu konuda hareket olarak, onun yönetimi olarak bizim de ciddi sorumluluklarımız kuşkusuz vardır. Devrimci Halk Savaşı Stratejisini yeterince çözümleme, analiz etme, Devrimci Halk Savaşı Stratejisi düşüncesini derinliğine geliştirip başta kadınlar, gençler olmak üzere toplumu bu strateji temelinde eğitip örgütleyen bir çalışmayı geliştiremedik. Her yerde bu çizgiyi hakim kılamadık. Çünkü kendi içimizde de belirttiğim muğlaklıklar, stratejik değişimi yeterince yapamama durumları yaşandı.

Gerçekçi olmalıyız, hayallerden kurtulmalıyız

Aslında Önder Apo teorik değerlendirmelerini yaptı. 41 yıllık mücadele pratiğinin tecrübeleri neyi nasıl yapmamız gerektiğini bize öğretti. Devrimci halk savaşı gerçeğine çok o kadar yabancı da değiliz. 40 yıldır gerilla temelinde direnen bir hareket ve halk konumundayız. O halde düşmanımızı tanıdık, koşulları gördük. Var ve özgür olmanın nasıl mücadele etmekle mümkün olduğunu bizzat yaşadığımız pratik tecrübelerden öğrendik. O halde somut ve gerçekçi olmalıyız. Hayallerden, beklentilerden kendimizi kurtarmalıyız. Kendimizi acındırarak, zayıflık göstererek, ona-buna yalvararak bir şey elde edemeyeceğimiz, var ve özgür olamayacağımızı bilmeliyiz. Geriye tek yol kalıyor, doğru anlamak, yeterli örgütlenmek, büyük bir cesaret ve fedakarlıkla düşmanın anladığı dilden her yerde ona karşı mücadele etmek ve direnmektir. O bir saldırıyorsa en az bir eylemle de onun saldırısını kıracak bir cevabı ortaya çıkartmak kesinlikle gereklidir.

Bu anlamda toplumun da gerçekleri görüp anlamamada, bunun gerektirdiği mücadele yol ve yöntemlerine yönelmede zayıflıklar var. Yurtseverlik çizgimiz bu anlamda esnedi. Demokratik siyasetin meclise dayanan barışçı siyasi söylemleri çok fazla etkili ve egemen oldu. Geçen on yıllık süre içerisinde gerçekten de süreçleri doğru anlayıp yürütmede de ciddi sorunlar oldu.

Devrimci Halk Savaşı Stratejisiyle mücadele etmediğimiz için faşist-soykırımcı zihniyet ve siyaseti yıkamadık. Eğer gerçekten stratejik değişimi hızla yapsak, Devrimci Halk Savaşı Stratejisinin gereklerine göre örgütlenip o temelde öz savunma savaşını her yerde geliştirseydik, şimdi Erdoğan yönetimi kırk defa yıkılmıştı, yerle bir olup tarihin çöp sepetine atılmıştı. Öyle yapamadığımız için ömrü uzadı.

Dikkat edelim Başur’a saldırıyor, Rojava’ya saldırıyor. Aslında tüm bunlara hiç giremeden Bakur’da Erdoğan yönetimini yıkmak, o faşist-soykırımcı zihniyet ve siyaseti tarihin çöp sepetine atmak mümkündü. Fakat doğru stratejik anlayış içerisinde olamamak, doğru politikaları belirlememeyi, doğru taktikleri izlememeyi, dolayısıyla imkanları fırsatları başarıyla değerlendiren, pratikler geliştirmemeyi ortaya çıkardı. Bunu görmemiz lazım. Bu temelde de özeleştirel bir yaklaşım içerisinde kesinlikle olmamız gereklidir.

Cellatan umut beklenemez

Kürdistan, Kürt toplumu sürekli saldırılara uğramış son yüz yıldır da Kürdistan bölünmüş, Kürtler yok sayılıyor, dört başı mamur bir soykırımla yok edilmek isteniliyor. Bu bir gerçektir. Biz bu durumdayız. Böyle bir durumda, var ve özgür olmak istiyorsak o halde ne yapmamızı ve nasıl yapmamız gerektiğini iyi bilmeliyiz. ‘Amerika bizi niye kurtarmıyor, Avrupa bizi niye kurtarmıyor, Rusya bizi niye kurtarmıyor’ demenin hiçbir anlamı yoktur. Bunlar zaten Kürdistan’ı bölüp bu hale getirmişler. Bu soykırımcı düzeni bunlar kurmuşlar. Soykırımcıdan, cellattan umut beklenemez, kurtuluş öngörülemez. Burada yanılgı ve yanlışlık var. ‘Niye AKP-MHP saldırıyor? Niye CHP saldırıyor? İran ya da DAİŞ saldırıyor’ diyoruz. Bu güçler soykırımcıdırlar. Zihniyet ve siyaset olarak böyledirler ve saldırıyorlar, saldıracaklar. Bunu bilmemiz lazım. Tarihsel gerçeklik budur. Evet, bugün diyebiliriz ki nesil olarak biz bundan sorumlu değiliz, kim bunu yaratmış? Tarihsel geçmiş eleştirilebilir, ama ders çıkartılırsa o eleştiri-özeleştiri olur ve başarı getirir yoksa bir anlamı olmaz. Ne kadar eleştirsek de bugün somut gerçeklik ve realite budur. O halde var olmak ve özgür olmak istiyorsak bunun gereklerine göre hareket edeceğiz. Bunun gerekleri de işte Demokratik Ulus çizgisinde bilinçlenmek, örgütlenmek ve direnmekten geçiyor. Önder Apo buna “Savaşan halk gerçekliği” dedi. Aslında Devrimci Halk Savaşı bir stratejik yaklaşım 2015’te demokratik siyasi çözümü TC, AKP yönetimi kabul etseydi kongreyi toplayıp PKK’nin strateji değişikliğini Önder  Apo isteyecekti, “hazırlık yapın” bile dedi. Strateji değiştirilebilir, ama şunu bilelim ki, bu dünya iktidarcı ve devletçi sistem, kapitalist modernite düzeni, erkek egemen zihniyet ve siyaset Kürde var olma ve özgür yaşama şansı tanımıyor. Kürdü yok etmek istiyor. O halde var ve özgür olacaksak her şeyimizle buna karşı mücadele edeceğiz. Duygumuzla, ruhumuzla, düşüncemizle, bilincimizle, örgütlülüğümüzle, eylememizle, yaşam tarzımızla; işte buna Önder Apo “savaşan halk gerçekliği” dedi. Gerçekten de direnen bir halk gerçekliği içerisinde olmamız gerekiyor. Kürdün var ve özgür olması direnen halk gerçekliğine öz savunma temelinde kendini eğitip örgütleyip yaşatmasına bağlıdır. Ancak bizi var ve özgür hale her türlü saldırı karşısında kendimizi savunacak bir bilinci, örgütlülüğü, donanımı, cesaret ve fedakarlığı edinmemiz gerçekleştirir. Başkasından var olmak ve özgür yaşamak istemeyiz ve elde edemeyiz de. Özgürlük kendi elimizde, varlık kendi elimizde, eşitlik kendi elimizde, buna uygun bir örgütlenme ve mücadele tarzı geliştireceğiz ve sağlayacağız.

Bu mümkündür, ama bu gerçekleri kabul etmek, bunun gerektirdiği biçimde kendini eğitip örgütlemek ve mücadele ettirmekle mümkündür. Buna gücümüz yeter, Kürt insanı yiğittir, cesurdur, fedakardır, direngendir, savaşçıdır, doğru bilinçlense, öz savunma bilinciyle herkes örgütlense; kendi köyünde, kendi ailesinde eli silah tutan herkes kendini eğitse, örgütlü olsa, bir saldırı geldiğinde asla geri adım atmazsa, orayı savunmak için her türlü direnişi geliştirse kesinlikle başarılı olur. Öz savunma budur. Bilmem Amerika gelsin savunsun, Rusya hava sahasını kapatsın, saldırsın; olmadı gerilla gelsin, saldırsın. Birkaç bin genç bizim güvenliğimizi sağlasın demememiz lazım. 7’den 70’e bütün toplum savaşçı olmalıyız. Öz savunmacı olmalıyız. Kendimizi askeri eğitim ve örgütlenmeye tabi tutarak gerektiğinde düşman saldırdığında bir gerillacı olarak savaşmalıyız. Kendi topraklarımızı korumak için bunu yapmalıyız. Saldırı olmazsa da kendi yaşamımızı sürdürmeliyiz.

Demek ki, ekonomik, sosyal, kültürel yaşamımızın hepsi öz savunma temelinde olmalıdır. Kendi güvenliğimizi ve savunmamızı kendi gücümüzle sağlamamıza dayanmalıdır. Böyle olursa ancak varlık ve özgürlük mücadelesini kazanabiliriz. Her türlü işgalci saldırılar karşısında kendimizi savunabiliriz. Çünkü işgalciye vurabiliriz. Örneğin Rojava’ya işgal giriyor. Girebilir silahı çoktur, diyelim ki onu kullandı işgal etti, ama sende orada örgütlüysen kendi yerindir işgalciye gece gündüz karnını deşerek bilmem yakıp-yıkarak yaşayamaz hale getirip kovabilirsin. Ama bunu öngörürsen, buna göre hazırlanırsan bu mümkündür. Yoksa buna göre hazırlanmaz, böyle örgütlenmezsen elbette bu mümkün olmaz. Bunlar bakımından gerçekten de hareket olarak hem yeni paradigmayı hem de Kürdistan’da var ve özgür nasıl olunur sorusuna cevabı doğru ve yeterli anlama temelinde vermeliyiz. Anlam gücümüzü geliştirmeliyiz. Toplumu doğru eğitmeliyiz. Toplum olarak somut gerçeklikleri iyi görmeliyiz. Özgürlük ancak kendi güvenliğini, savunmasını yaptığı koşulda olur. Öz savunmaya bağlıdır. Öz savunma öz güç demektir. Başkalarının güvenlik sağlamasıyla var da olunmaz özgür de olunmaz. Öyleleri o durumda ancak köle olunur, işbirlikçi hale gelinir, o durumlarda teslimiyet gelişir. Öyle değil de var ve özgür olalım diyorsak o halde kendi güvenliğimizi, kendi savunmamızı kendimiz yapacağız. Bunun için de kendimizi ideolojik, siyasi, askeri temelde eğiteceğiz örgütleyeceğiz. Öz savunma sistemimizi geliştireceğiz, başkasından beklemeden herkes evini, köyünü, mahallesini, sokağını, kasabasını, tarlasını, mıntıkasını, şehrini savunacak bir eğitim ve örgütlülüğe ulaşacak. Bir de gerektiğinde kahramanca savaşmak üzere cesur ve fedakar davranacağız, her türlü saldırı karşısında onu kıracak, boşa çıkartacak bir askeri duruşu, eylemi, 7’den 70’e kadın-erkek tüm toplum olarak göstereceğiz. Bu kesinlikle gereklidir.

42. PKK  yılına girerken hareket ve halk olarak paradigmasal ve stratejik yaklaşımımız, anlayışımız böyle olmak durumundadır. Bu konulardaki anlayış ve tutum eksikliğimizi, yetersizliğimizi, yanılgılarımızı, kesinlikle aşmamız, gerekli değişim ve dönüşümü sağlamamız, kendimizi düzeltip yeterli kılarak doğru bir özgürlük ve demokrasi çizgisinde Devrimci Halk Savaşı Stratejisini doğru anlamış ve onun gereklerini doğru yerine getiren bir temelde mücadele etmeliyiz ve kazanmalıyız. Böyle olursak mutlaka kazanırız diyoruz.

42. PKK yılını bu temelde karşılıyoruz, herkesi de böyle karşılamaya ve 42. yılda Önderlik ve Parti çizgimizi daha doğru anlamaya, bu çizgide daha güçlü savaşmaya ve daha büyük kazanmaya çağırıyoruz.’’

Yazarın diğer yazıları

    None Found