433 Spartalı

“Bu suça ortak olmayacağız” mottosuyla çatışmalı sürecin sona ermesini, ölümlerin durdurulmasını isteyen, hükümetin silahlı çözüm üretirken, operasyonlar yaparken başvurduğu yöntemleri onaylamayan, yaşanan ağır insan hakları ihlallerine bir aydın olarak göz yummayacaklarını söyleyen ve hükümete sorunların çözümü konusunda silahlı ve çatışmalı çözüm dışında bir çözüm bulmasını öneren 11328 akademisyen hakkında “Terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla bir soruşturma açılmıştı. Aslında sadece soruşturma açılması ile yetinilse belki hukuk sınırları içerisinde bir uygulama olarak makul görülebilirdi. Öyle ya akademisyenler bağımsız mahkemelere gider, yaptıklarının örgüt propagandası olmadığını söyler, bir aydın olarak, ülkenin üniversitelerinde bilgi üreten insanlar olarak böyle bir soruna duyarsız kalamayacaklarını dile getirirlerdi. Ölümü durdurmanın, barış iklimi geliştirmenin, silah dışında çözüm üretilmesini sağlamanın da bir akademik üretim olduğunu söylerlerdi. Eğer akademiler, iktidarların arka bahçesi olmak yerine iktidarların yanlış uygulamalarına itiraz edebilen,  ülkenin önemli sorunlarına çözüm üretebilen yerler olmayı başarabilselerdi, bugün “Kürt sorunu” diye adlandırılan sorun çoktan bir çözüm yoluna girmiş, ülkenin insanları bu kadar acı yaşamamış olur, ülkenin kaynakları bu kadar anlamsız bir savaşa harcanmamış olurdu. 

Ama kazın ayağı öyle değildi. Soruşturmalar bağımsız yargı tarafından değil bizzat iktidarın başı tarafından verilen talimatla hatta linç talimatıyla başlatıldı. Yargı, koşar adım bu talimata uydu. Başta medya olmak üzere tüm sivil resmi kurum ve kuruluşlar eliyle akademisyenler baskı altına alındı. Çok sayıda akademisyen işten atıldı, tehdit edildi, kapılarına faşizm dönemlerinin alameti farikası olan çarpı işaretleri kondu. Çarpı işaretinin ağır bir ölüm tehdidi olduğunu, bu ülkede az çok muhalefet etmiş herkes çok iyi bilir. 

    Şimdi benzer bir durum sinemacılar için hayata geçirilmeye çalışılıyor. Hangi sinemacılar için? Bu akademisyenlere destek amacıyla bildiri yayımlayan 433 sinemacı hakkında. İddia, “suçu ve suçluyu övmek”. Ortada bir mahkeme kararıyla tespit edilmiş bir suç yokken, yani ortada bir suç yokken suçu ve suçluyu övmekten soruşturma açılması zaten bir garabet durum iken asıl amaç akademisyenlerin maruz kaldığı linç iklimine sinemacıları da dahil etmek. Şimdi sinema sektöründe, bu bildiriye imza atanları işten çıkarma, yeni yapılacak işlere dahil etmeme, kültür bakanlığının film çekmek için verdiği yapım desteğinden faydalandırmama, bu sinemacıların çektiği filmlerin vizyona girmesine, seyirciye ulaşmasına engel olma faaliyetleri hız kazanacaktır. İstanbul emniyet müdürlüğü, sinema meslek birliklerine gönderdiği yazıyla bu bildiriye imza atan sinemacıların iletişim bilgilerinin verilmesini isteyerek de bu meslek birliklerini üyeleri nazarında ihbarcı durumuna düşürmeyi ve örgütlülüğü dağıtmayı hedefliyor. Yoksa emniyet müdürlüğü bu insanlara ulaşmak için neden meslek birliklerine ihtiyaç duysun ki? 

Bütün mesele şudur aslında: Akademisyen, yazar, gazeteci, sanatçı, sinemacı gibi halk üzerinde etkisi olabilecek, ülke meselelerine iktidar odaklı siyaset dışında çözüm önerileri geliştirecek kesimleri susturmak. İktidar karşısında siyaset alanında muhalafet edecek güçler, kitlesel tutuklamalarla zayıflatılmışken, ana muhalefet partisi dahil tüm sözüm ona muhalefet partileri iktidarın  yedeği haline getirilmişken sanatçıların, aydınların söyleyeceği sözler altın değerindedir. Yapılacak şey daha çok birlik, daha çok dayanışma ve daha çok örgütlenmedir. 433 sinemacı, 433 müzisyen, 433 ressam yani daha çok 433 Spartalı yaratmaktır.

Yazarın diğer yazıları