7 bin beyaz tülbent ve 1 Mayıs’ın kızıl bayrağı: Tecride son 15’lere hayat

Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) bir isim listesi yayınlandı. Şöyle: Bakırköy Kadın Kapalı Zindanı:

NESRİN AKGÜL

ŞÜKRAN AYDIN

ZOZAN ÇİÇEK

Gebze Kadın Kapalı Zindanı:

ARDIL ÇEŞME

ASLI DOĞAN

Van Yüksek Güvenlikli Zindanı:

AHMET ANIĞI

ÖZHAN CEYHAN

VEDAT ÖZAĞAR

İHSAN BULUT

EROL ÇELİK

Amed D Tipi Zindanı:

ENGİN AKHAN

ENVER DURMAZ

AHMET TOPKAYA

A. HALUK KAPLAN

FERHAT TURGAY

Siz yarın 1 Mayıs alanlarında toplanmışken, bu 15 PKK’li ve PAJK’lı kadın ve erkek “Ölüm Orucu”na başlamış olacak. Bu 15 insan, yürüttükleri “açlık grevini” bir üst ve “son” aşamaya taşıyorlar. Ağır “açlık grevi” sürecinden sonra 15’lerin önünde artık sayılı haftalar hatta günler var sadece…

Neden ölüme gidiyorlar?

Bunun yanıtını yayınladıkları deklarasyonda verdiler. Buradan benim anladığım ise şu: 15’ler, kendilerinden geride kalacak olan Leyla Güven, zindanlardaki 7 bin açlık grevcisinin yeniden yaşama dönmeleri için son çareye başvuruyorlar. Yoldaşlarını kurtarmak için kendi hayatlarını feda ediyorlar. 15’ler ölüme adım attıklarında, binlerce açlık grevcisinin öne sürdüğü “tecride son” hedefine ulaşılacağını umut ediyorlar.

Ölümlerine devletin sevineceğinden elbette eminler. Ama ölümleriyle vicdanların, ülke ve dünya kamuoyunun harekete geçeceğine inanıyorlar. Belli ki 15’ler hala insanlığın vicdanından umutlarını kesmemiş.

Onlara bu ölüm yolculuğunda ne diyebiliriz?

“Ölmeyin” diyebilir miyiz?

Bunu dediğim anda 15’lerin acıyla gülümseyeceğini adım gibi biliyorum: “Sen bile bizi ancak ölüm döşeğimizdeyken hatırladın” diyeceklerini duyar gibiyim. Bana soracaklar, tecridi kırmak için senin elinde “ölüm orucu”ndan daha etkili, daha inandırıcı, daha sonuç alıcı bir direniş yöntemi var mı? Varsa Leyla Güven’in açlık grevine başladığından bu yana geçen zaman içinde “ölüm orucundan” daha etkili, daha inandıcı, daha sonuç alıcı bir direnişle binleri ölüm yolculuğundan geri döndürmeyi neden hala başaramadın?”

Böyle diyecekler.

Ne yanıt verebilirim?

Onları “ölümden” vazgeçmeye nasıl “teşvik” edebilirim?

Elimde böyle bir “teşvik” imkanı yok.

Ben ve hepimiz, böyle bir “çaresizlik” içinde başımızı öne eğip 15’lerin kararına insani bir “itirazı” kalbimize gömmek zorunda kaldığımızda, utanç verici bir sessizliğe gömüldüğümüzde, hiç ummadığımız çevrelerin “ölümü teşvik” suçlamasıyla karşı karşıya kalmaktayız.

“Ölümden vazgeçirmeyi teşvik etmekte çaresiz” kalan bize “ölümleri teşvik etme” ithamı, bu insanların “örgüt emriyle” ölüme sürüklendiğini iddia etmeye eşittir.

İşte bu yaklaşım bugün 15’lere, yarın binlerce açlık grevcisine “ölümden öte köy yok” dedirtecek olan en vicdansız yaklaşımdır.

“Tecrit’in kırılacağına dair” en küçük bir işaretin olmadığı şu günlerde, PKK “sesiniz duyuldu, açlık grevine ve ölüm orucuna son verin” deseydi, direnişçiler PKK’ye “bu kararınıza Önderlik ne diyor?” diye soracaklardı.

Bu soru karşısında cevabı olmayan PKK de, işte tıpkı bizim gibi, ölüm eşiğindekiler karşısında saygıyla susmak zorunda kalıyor.

Binlerin ölümünü istemeyenler, benim gibiler, aydınlar, kamuoyu, HDP ve PKK, ölümleri önlemek için şimdi bir tek umut taşıyor: İmralı’da Öcalan’ın konuşması ve açlık grevindekileri bağrına basarak, onları hayata yeniden döndürmesi umudu. Bilin ki, “hayatı ölümü göze alacak kadar seven” direnişçiler de yeniden hayata dönebilmek, yeniden demokrasi için, özgürlük için, refah için mücadele edebilmek, önlerinde uzanan yaşam yolunun devam etmesi için bizlerle aynı umudu beslemekte.

Bu umudun düşmanı AKP-MHP faşist diktatörlüğüdür. Hemen her gün avukatların ve ailenin yaptığı başvuruları hukuku, kendi anayasasını, kanunlarını, yönetmeliklerini alçakça çiğneyerek reddeden rejim, zindanlardan çıkacak tabutları akbabalar gibi bekliyor.

İşte bu bekleme karşısında bizler, ölüm yolcularını sadece saygıyla karşılamak ve çaresizce susmakla kalamayız. Direnişçilerin zafere ulaşacağını, bu zaferin ülke içinde “beyaz tülbentli annelerin” eylemleriyle, ülkede imkan bulunan her yerdeki direnişlerle, uluslararası alanda meydana gelen dayanışma hareketiyle, İsveç Parlamentosunda olduğu gibi artık hükümetler düzeyinde artan tepkilerle her geçen gün yaklaşmakta olduğunu, açlıkla pençeleşenlere manevi bir gıda olarak duyurmalı ve gelişmeleri hızlandırmak için varımızı yoğumuzu ortaya koymalıyız.

İlk adım 1 Mayıs’tır.

Annelerin “7 bin ana sütü gibi beyaz tülbentine” şehitlerin kan rengiyle “15’ler ölmesin” diye yazalım.

Yazarın diğer yazıları