8 Mart ruhuyla 16 Nisan’a

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geliyor. Kürt kadınları kutlama startını daha Mart başından itibaren vermiş bulunuyor. Her yerde o yerin özelliklerine uygun kadın etkinlikleri geliştiriliyor. Bu yıl 8 Mart etkinlikleri “Özgür Yaşam Kadın Direnişiyle Kazanacak” sloganı ile yapılıyor. Kuşkusuz bu durum, aynı zamanda “Her türlü kölelik de kadın direnişiyle yok olacak” anlamına geliyor. Kadın direnişinin her türlü köleliği yok ederek özgür yaşamı kazanacağı inancıyla tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyor, özgürlük mücadelesinde başarılar diliyoruz.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da 8 Mart etkinliklerinde Kürt kadınları daha görünür ve öncü konumda bulunuyor. Kuşkusuz bu durumda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği jineoloji (Kadın bilimi) belirleyici rol oynuyor. Yine Kürdistan özgürlük mücadelesi içinde kadın özgürlük hareketinin öncü düzeyinde örgütlenmesi ve eylem geliştirmesi bu sonucu doğuruyor. Özgürlük bilinciyle donanan kadın özgür toplumun öncüsü ve yaratıcısı oluyor. Kürdistan Özgür Kadın Hareketinin böyle zorlu ve anlamlı mücadele içinde yaşamını vermiş binlerce şehidi var. Berivanları, Beritanları, Zilanları, Şilanları, Viyanları, Nudaları, Arinleri ve Saraları bulunuyor. Kadın özgürlük mücadelesinin tüm bu kahraman şehitlerini saygı ve minnetle anıyoruz.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Kadının katılmadığı işin sevinci olmaz” diyor. Gerçekten de erkek egemen iktidarcı ve devletçi sistemin tüm karanlıklarını kadın özgürlük direnişi aydınlatıyor. Nerede özgürlüğü için kadınlar bilinçlenip örgütlenerek eyleme geçiyorsa, orada ciddi bir toplumsal değişim yaşanıyor. DAİŞ faşizminin tüm karanlık ve kara yüzünü kadına yaptıkları açığa çıkardığı gibi, özgür ve demokratik toplumun yolunu da kadının intikam direnişi gösteriyor. Rojava Kürdistan’da özgür kadın öncülüğü demokratik toplumu inşa etmede harikalar yaratıyor. Güney Kürdistan’daki feodal-burjuva egemenlik karşısında toplumsal yaşam canlılığını yine kadınlar ortaya koyuyor. AKP-MHP faşizminin katliam ve soykırımlarına karşı Özgür Kürdistan ve Demokratik Türkiye birliğini yine kadınlar sağlıyor. Kadınlar toplumsal var oluşun, birliğin, özgürlüğün ve barışın temsilciliğini yapıyor.

Kadın Özgürlük Hareketi içinde kuşkusuz en çok dikkat çeken ve moral güç veren kadın gerillacılığı oluyor. Kürdistan’da PAJK-KJK’de örgütsel ifadesini bulan özgür kadın hareketinin fedai öncülüğünü YJA-Star, YPJ ve YJŞ yapıyor. Her türlü gericiliğin korkulu rüyası olan kadın gerillacılığı, kadın şahsında toplumun kendine güvenini ve özgür-eşit yoldaşça var oluşunu açığa çıkartıyor. Savaş gibi zorunlu olmadıkça başvurulmaması gereken bir mücadele biçimini anlamlı ve çözümleyici hale kadın gerillacılığı getiriyor. DAİŞ faşizminin bir karabasan gibi toplumun üzerine çöküşünü kadın gerillacılığı ortadan kaldırmış bulunuyor. Koskoca Avrupa’nın bile kadın gerillacılığının gücüne sığınarak ancak kendini güvenlik altına alabildiğini herkes ibretle izliyor. Kadının her şeyi toplumsallık temelinde yapma gücüne ve kudretine sahip olduğu net bir biçimde açığa çıkmış bulunuyor.

Bu 8 Mart’ın anımsattığı daha birçok şey üzerinde durulabilir. Fakat kanımıza işlemiş, biz siyaset yazmadan duramıyoruz. Çok açık ki, 2017 yılı 8 Mart etkinlikleri 16 Nisan anayasa değişikliği referandumu kampanyası içinde geçiyor. Görüldüğü gibi, herkesten önce ve net tutumu “Kadınlar Hayır Diyor” kampanyasıyla kadınlar geliştirmiş bulunuyor. Her yerde 8 Mart etkinlikleri AKP-MHP faşizmine hayır kampanyalarına dönüşüyor. 8 Mart etkinlikleri ile 16 Nisan’da hayır gösterileri iç içe geçiyor ve kadınlar 8 Mart ruhuyla 16 Nisan’a yürüyüp, erkek egemen iktidarcı ve devletçi sistemin en zalim ve kadın düşmanı biçimi olan AKP-MHP faşizmini alaşağı edip tarihin çöp sepetine atmaya koşuyor.

16 Nisan referandumu bu yılki 8 Mart’ı daha anlamlı hale getirmiş ve daha politik kılmış bulunuyor. Çünkü sokaklardaki 8 Mart kutlamaları açık ve net bir biçimde AKP-MHP faşizmine karşı mücadeleye ve kadın düşmanı faşizmle hesaplaşmaya dönüşüyor. Bu da 8 Mart kutlamalarını mücadeleci özüne daha uygun hale getiriyor. 16 Nisan’da AKP-MHP faşizmini yenmeyi başarabilen özgür kadın hareketinin, özgürlük yürüyüşünde önemli bir politik adım atmayı başarmış olacağı açıkça görülüyor. Bunu anlayıp hissettikleri için, herkesten çok AKP-MHP faşizmine kadınlar karşı çıkıyor. Herkesten çok 16 Nisan referandumuna kadınlar ilgi gösteriyor. AKP-MHP faşizmine hayır kampanyasını herkesten çok kadınlar yürütüyor. 16 Nisan özgürlük ve demokrasi zaferinin kadınların eseri olacağı daha şimdiden anlaşılıyor.

Kuşkusuz durumun böyle olması da anlaşılırdır. Çünkü AKP-MHP faşizmi, izlediği politikalarla herkesten çok kadınlara zarar vermektedir. Kadına yönelik taciz, tecavüz ve katliamı en çok geliştiren ve mazur gösteren AKP-MHP faşizmidir. Neredeyse her gün birkaç kadın, egemen erkek zihniyeti ve tutumu nedeniyle katledilmektedir. AKP-MHP faşizminin izlediği faşist baskı, terör ve sömürü politikalarından en çok kadınlar zarar görmektedir. AKP-MHP faşizminin yürüttüğü savaş, soykırım ve katliam politikaları en çok kadınları vurmaktadır. Faşist sistem altında en çok ezilen ve sömürülen kuşkusuz kadınlar olmaktadır. Bu nedenlerle de, AKP-MHP faşizmine Türkiye’de en çok kadının karşı çıkması ve mücadele etmesi anlaşılır bir durumdur.

Şimdi erkek egemen sistemin en vahşi ve barbar biçimi olan AKP-MHP faşizmiyle hesaplaşma yeri olarak kadınlar 16 Nisan referandumunu görmektedir. Kuşkusuz faşizme karşı mücadele sadece seçime ve referanduma indirgenemez. Yine kadın özgürlük mücadelesi sadece seçim ve referandum ile sınırlandırılamaz. Faşizme karşı mücadele de, kadın özgürlük mücadelesi de yaşamın her alanında ve sürekli yürütülmesi gereken mücadelelerdir. Nitekim özellikle Kürdistan’da böyle bütünsel bir mücadele düzeyine ulaşılmıştır. Yine 8 Mart dolayısıyla her alanda erkek egemen baskıcı ve sömürücü sistemle kıyasıya bir hesaplaşma yaşanmaktadır.

Somut gerçeklik böyle olmakla birlikte, yine de 16 Nisan referandumunu özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısından önemsemek gerekir. Çünkü, 16 Nisan’da sadece anayasa değişikliği ve devletin yönetim tarzının ne olacağı oylanmayacaktır, onunla birlikte AKP-MHP faşizminin geleceği ve referandumdan sonra Türkiye’yi kimin yöneteceği de oylanacaktır. Çok açık ki, eğer referandumu kazanırsa AKP-MHP faşizminin faşist-cinsiyetçi baskı ve katliamları çok daha fazla artacaktır. Tersine referandumu kaybeden AKP-MHP faşizminin artık iktidarda kalma şansı olmayacaktır. 16 Nisan referandumunu kaybetmesi, AKP-MHP faşizminin yıkılışını başlatacaktır. Referandumda kazanmayı başarmış olan antifaşist güçler, AKP-MHP faşizmini yıkmayı da bileceklerdir. Böylece Türkiye faşizmden kurtulacak ve Demokratik Türkiye’nin önü açılacaktır.

İşte 16 Nisan referandumu Kürtlerin ve tüm Türkiye halklarının geleceği açısından bu denli önemlidir. Referandumu önemsiz gibi göstermeye çalışan, boykot ve benzeri tutumları ileri süren eğilimler aslında gizli evetçilerdir, AKP-MHP faşizmine gizliden hizmet eder duruma düşen güçlerdir. Kuşkusuz bu tür söz ve propagandalara aldanmamak, Türkiye siyasetinin geleceğini belirleyecek olan 16 Nisan referandumuna yeterince önem vererek, AKP-MHP faşizmine hayır kampanyasını çok etkili bir biçimde yürütmek ve sandığı da taşımak gerekir.

Kadınların bu konuda yüksek bir duyarlılığa ve bilince sahip oldukları açıktır. Bu durum müthiş güven vermekte ve 16 Nisan’da antifaşist güçlerin kazanma şansını artırmaktadır. Ancak bunun için de durmamak, yorulmamak, “Bir şey olmaz” dememek, sürekli ve etkili bir çalışma yürüterek başarıyı kazanmak gerekir. Bu temelde hareket ederek 16 Nisan’da faşizme karşı özgürlük ve demokrasi çizgisinin kazanmasını sağlayacakları inancıyla tüm kadınların 8 Mart’ını bir kez daha kutluyor ve başarılar diliyoruz. 

Yazarın diğer yazıları