8 Mart ve özgürlük devrimi

Kürdistan’da tarihi gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Kobanê merkeziyle birlikte köylerinin de DAİŞ çetelerinden kurtarıldığı anlaşılıyor. Birkaç köy kalmış olsa da böylece tüm Kobanê özgürleştirilmiş oluyor. Köylüsü ve şehirlisiyle tüm Kobanêliler grup grup çetelerden kurtarılmış olan anayurtlarına geri dönüyorlar. Hepsinin de gözlerinin içi gülüyor ve büyük bir sevinç yaşadıkları anlaşılıyor. Tabi Kobanê’yi kurtaran YPG/YPJ savaşçılarına yönelik büyük bir güven ve minnet duygusu içindeler. Çocuklar YPG/YPJ’yi öven sloganlar atıyorlar. Artık Rojava halkını YPG/YPJ’den ayırmak mümkün değil.

Kürdistan’ın Rojava’sından gelen müjdeli haberler bununla da sınırlı değil. Bir süreden beri operasyon yürüttükleri haberleri ajanslara sürekli düşen YPG/YPJ Tıl Hemis’i de DAİŞ çetelerinden kurtardı. Böylece Hesekê’den Şengal’e YPG/YPJ’nin düz bir hat çizmeyi başardığı belirtiliyor. Bu durumun çete saldırılarına karşı hem Cizîrê Kantonu’nu ve hem de Şengal’i rahatlattığı ifade ediliyor. Böylece YPG/YPJ’nin 2013 Aralığında başaramadığını başararak, DAİŞ çeteleri karşısında tam bir üstünlük kurduğu anlaşılıyor. 

Kürtler 2015 yılının Mart ayına Kobanê ve Til Hemis zaferleriyle giriyorlar. Bu durumun Kürt ve kadın direniş ayı olan Mart ayı etkinliklerini doğrudan etkileyeceği anlaşılıyor. Bu durumda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamaları ile 21 Mart Newroz kutlamaları çok daha coşkulu ve kitlesel geçecek. Nitekim daha şimdiden Kobanê ve Til Hemis zaferlerinin coşkusu tüm Kürt kadınlarını sarmış görünüyor. Dört parça Kürdistan’da 8 Mart kutlamalarının ay başından itibaren başlayacağı ve 8 Mart günü zirveye ulaşacağı açıklamaları yapılıyor.

Bakurê Kürdistan’da kapsamlı bir kutlama programa açıklayan KJA (Kongreya Jinên Azad), bu yıl 8 Mart kutlamalarını "Kobanê’de direnen kadınla örgütlenelim, demokratik özgür yaşamı inşa edelim" sloganıyla yürüteceklerini ifade ediyor. Yani 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarını Kobanê direnişinin ölümsüz kahramanları Arîn Mirkan, Destîna Kandil, Sarya Özgür ve Kader Ortakaya’ya ithaf ediyor. Üç parça Kürdistan’ın ve Türkiye’nin söz konusu yiğit kadınları, 8 Mart özgürlük yürüyüşlerine önderlik edecek!

Tabi sadece bu isimler değil, otuz beş yıllık Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin sayıları binleri bulan kahraman kadın şehitleri ve Kadın Özgürlük Devrimi’nin yaratıcıları 8 Mart kutlamaları boyunca hep yol gösterici olacak! Ellerde onların resimleri taşınacak, sokaklara onların resimleri asılacak. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın "Yaşamı kadın özgürlük mücadelesidir" dediği Sakine Cansız’ın ve diğer Paris Katliamı şehitlerinin resimleri en başta olacak. Bakur’da olduğu gibi, diğer parçalarda ve Avrupa’daki Kürt kadın örgütlerinin açıklamalarından bunlar anlaşılıyor.

Yeni bir kadın devrimi mayalanıyor

Bu yılki 8 Mart kutlamalarını etkileyen ve hatta yönlendiren iki temel gelişme var. Bunlardan birisi, yukarda kısaca ifade ettiğimiz Kobanê ve Til Hemis zaferleridir. Erkek egemen sistemin kara yüzlü faşist çeteleri olan DAİŞ saldırılarına karşı Kürdistan’ın Başûr ve Rojava parçalarında aylardır gösterilen kahramanca direniş ve kazanılan tarihi zaferlerdir. Bu direniş ve zaferlerde YPJ ve YJA STAR komutan ve savaşçılarının oynadıkları öncü rol ve gösterdikleri kahramanlıklardır.

Herkes açıkça görüyor ve de kabul ediyor ki, Başûr ve Rojava’da yaşanan direnişlerde YPJ ve YJA STAR güçlerinin oynadıkları rol, Kürdistan’ın bu parçalarında yaşanan özgürlük devrimlerini birer kadın devrimi haline getirmiştir. Rojava Devrimi zaten bütünlüklü bir kadın özgürlük devrimi biçiminde gelişirken, Şengal ve Kerkük’te DAİŞ çetelerine karşı yürütülen direniş de kadın özgürlük çizgisinde yeni bir demokratik devrimi Başurê Kürdistan’da başlatmıştır. 

Faşist DAİŞ çetelerinin Şengal ve Rojava’da başta kadınlar olmak üzere tüm halka yönelttiği katliamlara karşı gösterilen kahramanca direnişin etkisi sadece Kürdistan’ın diğer parçalarında değil, başta Türkiye olmak üzere İran ve Arap ülkelerinde de yayılmaktadır. Özellikle Türkiye’de hem kadınları ve hem de emekçi halkı derinden etkilemiş bulunmaktadır. Nitekim Başûr’da olduğu gibi, Türkiye’de de kadın özgürlük devrimi temelinde yeni bir demokratik devrim süreci mayalanmaya başlamış durumdadır. Bunun Türkiye’deki 8 Mart kutlamaları üzerindeki etkisi devrim niteliğinde olacaktır.

Nitekim Kobanê ve Şengal direnişlerinin Türkiye kadınları üzerindeki pozitif etkisi, kadına yönelik taciz, tecavüz ve katliam uygulamalarına karşı Şubat ortasından bu yana yükselen kitlesel karşı koyuşta kendisini göstermiştir. Bu konuda özellikle Tarsus’ta Özgecan Aslan isimli bir üniversite öğrencisinin eve gitmek için bindiği dolmuşta vahşice katledilmesi olayı da tetikleyici bir etki yapmıştır. Bu vahşi katliam, başta kadınlar olmak üzere toplumun tüm duyarlı kesimleri üzerinde çok derin bir etkide bulunmuş ve bu temelde erkek egemen sisteme ve bunun faşist bir temsilcisi olan AKP iktidarına karşı toplumun büyük bir tepkisi ortaya çıkmıştır. Bu yılki 8 Mart kutlamalarını etkileyen ikinci önemli olay da bu olmaktadır.

Bu temelde Türkiye’de kadın özgürlük sorunu ve bu sorunu ortaya çıkaran erkek egemen zihniyet ve sistem sorunu çok daha kapsamlı bir biçimde tartışılır ve sorgulanır hale gelmiştir. Başlı başına bu bile Türkiye’de bir kadın devriminin başlamış olduğunu ifade etmektedir. Kuşkusuz tartışmalar Türkiye’de kadına yönelik taciz, tecavüz ve katliam uygulamalarından kaynaklanmaktadır; ancak gücünü Kürdistan’daki kadın özgürlük devriminden ve bu devrimin Rojava’da kazandığı zaferden almaktadır. Nitekim başarı için Kürdistan pratiğinin derslerinden yararlanmak gerektiği hemen hemen tüm tartışmacılar tarafından ifade edilmektedir.

Elbette böylesi bir durum çok önemlidir. Türkiye’deki kadın hareketlerini başarı kazanacak doğru bir çizgiye çekerken, Kürdistan Özgür Kadın Hareketi’ne de (PAJK ve KJK) daha büyük ve ciddi görevler yüklemektedir. En başta ortaklaşma ve dayanışmayı ifade eden ittifaklar ve birlikler üzerinde daha fazla durmayı gerekli kılmaktadır. Diğer yandan da otuz beş yıllık olağanüstü mücadelenin tüm derslerini ve dayandığı felsefe ile ideolojik ilkeleri doğru ve tam vermeyi gerektirmektedir.

Erkek şiddetine karşı bütünlüklü mücadele şattır 

Özgecan Aslan katliamı ardından yoğunlaşan tartışmaların önemli bir boyutu kadınların eğitimi ve örgütlenmesi üzerine olmaktadır. Kuşkusuz kadına yönelik taciz, tecavüz ve katliam uygulamalarını sona erdirecek, cins farklılığına dayalı olarak kadın-erkek eşitliğini sağlayacak ve bunlar temelinde bir kadın özgürlük devriminin zafer çizgisinde yaşanmasını sağlayacak en temel çalışma budur. Kadının ruhsal, duygusal ve düşünsel eğitimiyle birlikte kendi öz savunmasını yapmasını sağlayacak fiziki eğitimi de önemlidir. Özellikle çocukluktan itibaren spor kapsamında böyle bir yakın dövüş eğitiminin (judo, karete, tekvando vb.) verilmesi önem taşımaktadır. Tüm eğitim çalışmalarında olduğu gibi, bu eğitim de yerel yönetimlerin görevi kapsamındadır ve ihtiyaç duyulan her şeyin demokratik belediyelerden istenmesi gerekir. Bunun imkanlarının fazlasıyla var olduğu açıktır. Aslında şimdiye kadar örgütlenmemiş olması ciddi bir eksikliktir.

Kuşkusuz eğitim ve örgütlenmeyle kadının güçlendirilmesi ve toplumsal yaşamın her alanına özgür ve eşit olarak katılımının sağlanması önemli ve esastır. Ancak demokratik bir toplum olabilmek için, esas itibariyle erkek egemen zihniyetin ve sistemin değiştirilmesi ve demokratikleştirilmesi gerektiği de açıktır. Yani mevcut egemen erkekliğin ruh, duygu, düşünce ve davranışta öldürülmesi gerekir. Mevcut erkek egemen sistemin yıkılması, kadının kendi kimliği ve örgütlülüğü ile özgür ve eşitçe katılacağı yeni bir toplumsal-siyasal sistemin yaratılması gerekir. 

Bunun için de, her şeyden önce erkek egemen ideolojiye karşı çok kapsamlı ve boyutlu bir ideolojik mücadelenin verilmesi şarttır. Bu mücadeleyi eğitilmiş ve örgütlenmiş kadınlar eleştiri ve protestolarıyla, erkekler ise derin özeleştirel yoğunlaşmaları ve sorgulamalarıyla vermelidir. Yine en az kadın kadar erkeğin de köklü bir zihniyet ve vicdan devrimi yaşayabilmesi için çocukluktan itibaren eğitilmesi gerekir. Aileden okula ve sokağa kadar her alandaki erkek yaklaşımı ve eğitiminin kökünden değiştirilmesi lazımdır. Erkek egemen zihniyete karşı mücadele, aynı zamanda onun kurumlaşmış ifadesi olan mevcut iktidar ve devlet sistemine ve onun hücresi konumundaki aileciliğe karşı da mücadele demektir. Dolayısıyla mücadeleyi böyle bütünlüklü yürütmek başarı için şarttır.

Rojava’daki kadın direnişi Türkiye’de ve bölgede böylesi bir kadın devriminin gelişimini başlatmıştır. 2015 yılının Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yeni olan budur ve gelişip zafere ulaşacak olan da budur. Belki biraz zor olur ama, özgür ve demokratik bir yaşama ulaşmak da ancak bununla mümkündür. Bu temelde tüm kadınların 8 Mart özgürlük ve mücadele günlerini kutluyor, yükselen kadın özgürlük devrimine başarılar diliyoruz!

Yazarın diğer yazıları