A.REZAK GÜLMEZ: KÖPEK

Eski bir zamandı. Bir kadınla bir adam yaşadı bu evde. O gün, onlar için sıradan bir gündü. Bütün gece kar, dur durak bilmeden yağmış, karanlık çekilince dinmişti. Gün ilerleyip, güneş batıya taraf eğildiğinde adam, tüfeğini kuşanıp keklik avına çıktı. Akşama doğru sırtlarda ağaçlar tipiye hazırlanırken kadın, bir ses duydu. Kapıyı araladığında kar içinde yavru bir köpeği titrer halde buldu. Etrafa bakındı. Dünya, kardan bir boşluktu. Yavru, onun gözlerinin içine bakıyordu. Gözleri insan gözü gibi geldi ona. Bir an kadının içinde korku ile acıma duygusu boğuştu. Neden sonra yavruyu kucağına aldı.

Köpek ısınınca odanın içinde dört dönmeye, etrafındaki eşyalarla tanışmaya ve onlarla şakalaşmaya başladı.
Adam vurduğu iki keklikle döndü. Gövdeleri kanlı keklikleri, elinden bırakmasıyla yavrunun onlara atılması bir oldu. Adam göz kırpımı bir anda yavruyu kaptığı gibi duvara fırlattı. Yere kapanan yavru kalkmayı denedi düştü, bir daha denediğinde kaskatı kesildi.
Kadın, yavru için hayıflandı, ne ki elinden bir şey gelmedi.
Adam, yavruyu evin az ötesinde karda açtığı bir çukura gömdü. Ardından bir tümsek bırakarak eve girdiğinde gök, derin bir kanama içindeydi.
Kadın keklikleri pişirmiş servis yaparken, mutfak kapısında bir çatırtı duydu. Başını sesin geldiği eşiğe çevirdiğinde donup kaldı. Yavru duruyordu. Kadının beti benzi attı. Tam çığlığı basacakken yavru yok oldu. Odaya dönüp olanı kocasına anlattı. Adam belli belirsiz güldü. İnanmış gibi durmadı. Kadın önündeki yemeğe dokunmadı.
Adam dışarı çıktı. İhtiyaç gidermek için duvar dibine çöktü. Bir ses duydu. Bakışları gitti yavru köpeğin mezarına kilitlendi. Fırtına henüz izleri silmemişti. Derken, yavrunun yattığı tümsek kımıldadı. Bir karartı, üzerindeki karı yararak doğruldu. Sırtı duvara yapışmış adamın üstüne üstüne yürüdü. Adam can havliyle kapıya doğru koştu; düştü, kalktı. Gözü, dışarıda unuttukları evin yaşlı köpeğine takıldı. Kapıyı açtığında köpek kendini ondan önce içeriye attı. Kapıyı arkadan sürgüleyip olanları pencereden görmüş karısının kanı çekilmiş yüzüyle karşılaştı. Ne yapacaklarını bilmez halde yatak odasında beklemeye koyuldular.
Dışarıda fırtına azıtmıştı. Yaşlı köpek hiç görmediği soba arkasına kurulmuştu. Ancak pek şikayetçi görünmüyorlardı. Hatta bir üçüncü canlının da yanlarında olması biraz rahatlatmış gibiydi karı kocayı. İçerde çoğalan korku, dışarıda duvarları örseleyen fırtına, uykularını alıp götürmüştü. Kulakları kirişte, yatağın üstünde oturup sabahı beklemeye başladılar. Fırtına sanki herşeyi kırıp geçiriyordu. Dışarıdaki uğultu içerideki sessizliği daha da görünür kılıyordu. Arada bir fısıltıyla konuşarak içeride kabaran sessizliği yenmeye çalışıyorlardı. Köpek, başını ayaklarının arasına almış uyuyordu.
Bir ara fırtınanın uğultusu dinince içeride bir yavru köpek sesi hafiften, kırılgan, ağlar gibi yükseldi; ardından tiz, hiç dinmeyecek bir bağırtıya dönendi. Ses, adamla kadının kulaklarına çarptı, perdeyi kaldırdı, pencere kenarı deliklerde fırtınaya karışarak köyün üstünde söndü. Ve evde çatırtılar bir bir çoğaldı. Hırıldanmalar, alınıp verilen nefesler hızlandı. Ev sarsıldı. Eşyalar paldır küldür oraya buraya devrildi. Duvara asılı kandil sallandı. Kandilin yavru köpek dili kadar ışığı, gölgeleri büyütüp küçülterek dalgalanmalar yarattı. Bir an sessizlik oldu. Çok geçmeden de kapının ardından pençelerin “pat… pat…” sesleri işitildi. Evin yaşlı köpeği yerinden fırladı. Kulaklarını dikti. Hırıldamaya başladı. Kesik kesik havladı. Hayvan gözlerini bir noktaya dikmiş, öylece bakıyordu. Tüyleri birden dikildi. Üzerine görülmeyen birşeyler gelir gibiydi. Geri çekilmeye başladı, neden sonra durdu. Yüzünü adama döndü. Gözlerinin içine baktı.
Köpek sahibine bakıyor, sesler gittikçe çoğalıyordu. Adam üstüne yönelmiş bu bir çift gözden çıldırasıya korkuyordu. Tuhaf bir haldeydi; kocaman açılmış gözleri; damağına yapışmış dili; kesilen nutku, titreyen dudaklarıyla çaresizdi. Ani bir hamleyle tüfeğine sarılarak haykırmaya başladı: “Kim, kim var orada?”
Karşıda “çıt” yoktu.
Sesler ağıda, ağlamaya evriliyordu. Adam bir iç tepkiyle, belinden çıkardığı bıçağı dört bir yana savurmaya başladı. Bu arada kadın bir fırsatını bulup dışarı attı kendini. Köpek, hala adama bakıyordu. Adam büsbütün aklını yitirmiş, çıldırmıştı. Rastgele savurduğu bıçakla kandili devirdi. Alevler hızla her yana yayıldı. Odayı yutan alevler ortasında adam, dönerek etrafı bıçaklamaya devam ediyordu. Bu arada sesler gittikçe çoğalıyordu. Bağırıp duran adamın her bir yanı alevlerle sıvanıyor, yaşlı köpek, bir heykel gibi durmuş ona bakmayı sürdürüyordu.
Odanın damı, adamın üstüne çökünce fırtına evde yükselen tozu dumanı, adamın alevlere karışan son çığlığını önüne kattı; oraya buraya savurarak yitirip, yok etti.
Bir tepe. Dibinde bir köy. Köylüler der ki, ne zaman havalar ayaz yapsa, fırtına çıksa tepedeki bu harabede bir yavru köpek ağlaması duyulur.
* Bolu F Tipi Cezaevi

Yazarın diğer yazıları

    None Found