AB ile kriz ve müzakere sürecinin geleceği

Türkiye’nin tam üyelik perspektifi ile üyesi olmak istediği AB ile yaşadığı gerilim krize dönüşmüş durumda. Ankara ve Brüksel merkezli yapılan açıklamalara bakılırsa bu kriz derinleşerek devam edeceğe benziyor. Bu krizin birçok nedeni var ve aşılması kolay olmayacak.

AB-TR ilişkilerinin kısa tarihine bir göz atmak gerekiyor.

AB, 25 Mart 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak kuruldu. Türkiye 1959’da AET’ye ilk başvuruyu yaptı. İlk tam üyelik başvurusu 14 Nisan 1987 yılında yapıldı. İnişli çıkışlı ilişkiler 10-11 Aralık 1999 Helsinki zirvesinde Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi ile aday ülke ilan edilmesi ile ilişkiler yeni bir aşamaya ulaştı. AB, Katılım Ortaklığı Belgelerini kabul etti. Türkiye Ulusal Programı kabul etti. Bu programlar daha sonra birçok kez güncellendi.

AB, 17 Aralık 2004’te Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005’te başlamasına karar verdi. Katılım öncesi mali yardım programları devreye girdi. 

Ekim 2005 te kabul edilen Müzakere Çerçeve Belgesi;

1- Kopenhag Siyasi Kriterlerinin istisnasız uygulanması, siyasi reformların derinleştirilmesi ve içselleştirilmesi,

2- AB müktesebatının üstlenilmesi ve uygulanması,

3- Sivil toplum diyaloğunun güçlendirilmesini belirtirken her alanda Türkiye’deki tüm gelişmeleri bir ilerleme Raporu ile her yıl izleyeceğinide karara bağlıyordu. 

Neredeyse 11 yıl oldu AB ile tam iyelik için Türkiye, AB ile müzakere yürütüyor! Son bir kaç yılın AB ilerleme raporlarına bakılacak olursa özellikle Kopenhag siyasi kriterleri açısından ciddi bir geriye gidişin olduğu rahatlıkla gözlenmektedir. AB, Türkiye’nin önüne konulan tüm şartların eksiksiz yerine getirilmesini beklerken, Türkiye ise AB’ye değişmeden olduğu gibi alınmasını istiyor! Oysa geçen 11 yılın bilançosuna bile bakmak gerçeği anlamamıza yeter. 

Türkiye’nin AB ile müzakere etmesi gereken toplam 35 fasıl var. Her faslın açılış ve kapanış kriterleri mevcut. Bu fasıllardan 16’sı açılmış durumda ve yalnızca 1 fasıl kapanmış. Doğrusunu isterseniz 11 yılda büyük ilerleme! Geri kalan fasılları açıp müzakere etmek onlarca yıl alır herhalde. Zaten kimi AB yetkilileri bu durumu işaret ederek Türkiye’nin giderek tam üyelik perspektifinden uzaklaştığını belirtmektedirler. 

Türkiye’nin sorunlu dış politikası ve özellikle komşuları ile yürüttüğü politikalar AB ve AB üyesi ülkelerle başka bir gerilim alanı oluşturuyor. TC vatandaşlarının AB ülkelerinde serbest dolaşımını öngören anlaşma çökmek üzere. Bu anlaşma ile Türkiye önüne konulan 72 kriterin 65’ni yerine getirdiğini söylüyor. Geri kalan 5 kriteri ise yerine getirmeyi red ediyor. AB, Türkiye’den geriye kalan;

– Kişisel verilerin korunması,

– Yolsuzluğun önlenmesi,

– Europol ile anlaşma sağlanması,

– Cezai konularda AB ile tam işbirliği,

– Terör yasalarının AB ile uyumlu hale getirilmesini istiyor. Ama Türkiye bu şartları yerine getirmeyeceğini aksine AB’nin TC vatandaşlarına vize muafiyeti ve serbest dolaşımının derhal başlatılmasını istiyor. Ardından mültecilerle AB’yi tehdit ediyor. 

Dokunulmazlıkların ardından HDP Eşbaşkanları ve 8 milletvekili arkadaşımız tutuklanıyor. Ardından özgür basına yönelik kapatma ve tutuklama operasyonları devreye giriyor. HDP üye ve yöneticilerine yönelik siyasi soykırım operasyonları hızlanarak devam ediyor. Siirt ve Dersim Belediyelerinin eşbaşkanları gözaltında!

Demokratik değerler birbir yok ediliyor. Hukukun üstünlüğünden artık kimse söz etmiyor. Darbe hukuku yürürlükte. Ulusal ve uluslararası insan hakları örgütleri insan hakları ihlalleri ile ilgili  hergün raporlar yayınlıyorlar. Bağımsız ve tarafsız bir yargıdan dolayısı ile adil yargılama hakkı ayaklar altında. Savunma hakkı son KHK’lar ile ortadan kaldırıldı. İnternet ve sosyal medya üzerindeki baskılar ve sansür artarak devam ediyor. Tablo bu…

Adım adım otoriter bir devlet kuruluyor. 

Bütün bunlar olup biterken AB ne yapıyor? Sadece bu ağır tablo karşısında korku ve endişelerini dile getiriyor. AB, Türkiye’nin müzakere sürecini askıya alabilir mi tartışmaları başlıyor. Kimi üye ülkeler bunu resmi olarak gündeme getiriyor. Ancak, toplantıları sonuçsuz kalıyor. Ankara ziyaretlerinde ise  elleri boş dönüyorlar.

Oysa, Ekim 2005’de AB Konseyinin kabul ettiği Müzakere çerçeve belgesinin 5. maddesi çok açık:

“Türkiye’de, Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin ciddi ve sürekli olarak ihlal edilmesi durumunda, Komisyon kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye eder ve müzakerelerin tekrar başlatılması için gerekli koşulları önerir. Konsey, böyle bir tavsiye üzerine, Türkiye’yi de dinledikten sonra, nitelikli çoğunlukla, müzakerelerin askıya alınıp alınmamasını ve tekrar başlatılması için gerekli koşulları karara bağlar. Üye devletler, Hükümetlerarası Konferansta, oybirliği genel kuralına halel gelmeksizin, Konsey kararı doğrultusunda hareket eder. Avrupa Parlamentosu bilgilendirilir.”

Fakat AB Türkiye ile diyalogun ve dolayısı ile müzakerelerin devamından yana açıklamalar yapıyor. Bütün olup bitenler karşısında yaptırım uygulamayı uygun görmüyor AB!

Bu yaptırımla Türkiye üzerindeki etkinliklerini kaybedeceklerini düşünüyorlar! Sanki şimdi bir etkinlikleri varmış gibi…! Oysa müzakerelerin askıya alınması dışında başka yaptırım mekanizmaları var. Katılım öncesi mali yardımın askıya alınması bu mekanizmalardan yalnızca biri.

Erdoğan, AB ye hodri meydan diyerek müzakere sürecini de tıpkı idam gibi referanduma götüreceğini söylüyor.

AB den cevap gecikmiyor: “Bu Türkiye’nin vermesi gereken bir karar. Avrupa’ya yakınlaşmanın kriterleri yeni yazılmadı. Bu kriterler Türkiye’ye de özgü değil.”

AB yaptırım öngörmüyor hala “diyalog” ile sorunların çözülebileceğine inanıyor. Müzakerelerin askıya alınması için öyle görünüyorki AB’ idam konusunu kırmızı çizgi olarak görüyor.Böyle bir gelişme olursa- ki ben zor olduğunu düşünüyorum- Türkiye için AB hayal olur.

Ankara Brüksel hattında gerilim had safhada. 

Yazarın diğer yazıları