AB, Roj TV sınavında

Roj TV’nin avukatı Bjørn Elmquist, Roj TV’nin kapatılması konusunda Amerikalı diplomatların Danimarkalı yetkilileri yönlendirdiğini, bunların da Türk muadilleriyle ortak çalıştıklarını söyledi. Avukat Bjørn Elmquist şunları hatırlattı: „5 yıl boyunca hem Türkiye hem de Danimarka’da iki ülke arasında bir çok toplantı düzenlendi. Bunlarda Danimarkalılar Türk ‘siyasetçilere’ Roj TV aleyhine dava açabilmeleri için hangi kanıtları toplamalara gerektiği konusunda yardımlarda ve yönlendirmelerde bulunmuşlardır. Ben, Danimarka Ceza Kanunu çerçevesinde polisin ve savcının bir ‘şikayetçiyi’ dava açması için gerekli kanıtların toplanması konusunda yönlendirdiğine hiç rastlamadım.“
Avukat Bjørn Elmquist, Avrupa’daki basın özgürlüğü açısından da bir nevi turnusol kağıdı niteliğinde olan Roj TV davasıyla ilgili sorularımızı  cevapladı.

ROJ TV davası olağan bir basın-yayın davası mıdır?
Roj TV aleyhine acilan dava Danimarka’da hatta bildiğim kadarıyla Iskandinavya’da bir ilktir. Danimarka devleti daha önce hiçbir basın kuruluşunu cezalandırmak ve kapattırmak için girişimlerde bulunmamıştır. Hele ki, terör yasası kanunlarını devreye sokarak… Özellikle ilginç -ve çok nadir görülen – bir durum ise şahsiyetlere yönelik değil de bir hisse şirketine karşı dava açılmasıdır.
 
Kürtlerin büyük bir çoğunluğu bu davanın siyasi bir dava olduğu konusunda ikna olmuş durumda. Bu kanıyı besleyen nedenler nelerdir?
Davayı siyasi bir dava olarak nitelendirmek için birçok neden görülmektedir.
Dava için ‘şikayette’ bulunan Türk Hükümetid’ir ve 2005 yılından beri 3 defa Roj TV’nin Danimarka Radyo ve Televizyon Kurulu tarafından kapatılması için uğraşmıştır. 3 kez aynı gerekçeden dolayı bu talebi reddedilmiştir. Gerekçeye göre Roj TV’de yayınlanan programlar ve haber bültenleri Danimarka’nin en büyük televizyon kanalları olan ve Danimarka devleti tarafından finanse edilen TV2 ve Danmarks Radio’daki (DR) yayınlarla eşdeğerdir.
Şikayetinden beri Türk Hükümeti, Roj TV aleyhine dava açması için Danimarka’ya karşı sürekli baskı uygulamıştır. Bu baskıların dozajı ise her geçen gün arttırılmıştır. Bu sürece gelinmesinde Amerika, Birleşmiş Milletler de çok aktif bir rol oynamıştır. Davanın açılması, eski Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne getirilmesi ile birebir bağlantılıdır. 31 Agustos 2010 tarihinde öğle üzeri dönemin Danimarka Adalet Bakanı, PKK’ye yönelik propaganda yaptığı gerekçesiyle Roj TV aleyhine dava açıldığını bir basın bildirisiyle kamuoyuna açıkladı. Bir kaç saat sonra yeni Başbakan adayı Lars Løkke Rasmussen, NATO Genel Sekreter adayı ve dönemin Danimarka Başbakanı Fogh Rasmussen ile birlikte gerçekleştirdiği basın toplantısında tüm NATO ülkelerinin oybirliğiyle Anders Fogh Rasmussen’in NATO Generel Sekreteri seçildiğini açıkladı.

Wikileaks belgelerinde, ABD’nin Danimarka hükümetine kapatma telkini var…
Wikileaks belgeleri dava dosyasında yer alıyor. Özellikle Kopenhag’daki eski ABD Büyükelçisi’nin Danimarka makamlarına ‘yaratıcılık’ göstermeleri konusunda çağrıda bulunması dikkat çekiyor. Bunun üzerine Kopenhag’ta Danimarka makamları ile Washington’dan gelen ”İnter Agency Delegation” arasında birçok toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantılarda Amerikalıların, Danimarka makamlarını yönlendirdikleri anlaşılmıştır. 

Türk Hükümeti’nin bu davaya müdahalesi var mıdır?
Evet, sadece Danimarka polisiyle değil soruşturma kapsamında aktif faaliyet yürütmeyen savcılıkla da senelerdir son derece sıradışı bir işbirliği yürütüyor. 5 yıl boyunca hem Türkiye hem de Danimarka’da iki ülke arasında bir çok toplantı düzenlendi. Bunlarda Danimarkalılar Türk ‘siyasetçilere’ Roj TV aleyhine dava açabilmeleri için hangi kanıtları toplamaları gerektiği konusunda yardımlarda ve yönlendirmelerde bulunmuşlardır.
Ben, Danimarka Ceza Kanunu çerçevesinde polisin ve savcının bir ‘şikayetçiyi’ dava açması için gerekli kanıtların toplanması konusunda yönlendirdiğine hiç rastlamadım.

AB ve Danimarka’nın basın-yayın ilkeleri ve basın özgürlüğü çerçevesinde bu davayı nereye oturtabiliriz?
Roj TV davası, Danimarka ve diğer AB ülkelerinin uzun yıllardır ifade ve basın özgürlüğünü savunmak adına verdikleri savaşın ne kadar gerçekçi olduğunu kanıtlamak için bir test, bir sınavdır. Danimarka hükümetleri ifade özgürlüğünün en önemli insan haklarından biri olduğunu, demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu defalarca savunmuştur. Danimarka hukuk sisteminin ve demokrasisinin adaletin yerini bulmasını sağlayacak kadar güçlü olduğunu umuyorum.

SİBEL BENLİ ATAY – KOPENHAG

Yazarın diğer yazıları

    None Found