AB süreci biterken

Türkiye’nin Avrupa Birliği hayali sona erdi. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ve Türkiye’nin etkin arama faaliyetleri, AB’yi Türkiye’ye “yaptırım” uygulama aşamasına taşıdı.
AB Dışişleri Bakanlarının aldığı yaptırım kararlarının bir kısmı doğrudan AB Türkiye katılım ortaklığı ve müzakere sürecine ilişkin. Bu nedenle, zaten fiilen “biten” müzakere süreci böylece “resmen” bitmiş oldu. AB Türkiye ilişkileri, üyelik müzakereleri açısından “bitti” diyebiliriz.

AB’nin uygulamaya koyacağı yaptırımlara kısaca  göz atarsak; “Türkiye ile üst düzey temasları ve Kapsamlı Hava Taşımacılık Anlaşması müzakereleri askıya alacak, Türkiye’nin AB’den 2020’ye kadar alması öngörülen 145.8 milyon Euro’luk üyelik öncesi mali fonlarda kesintiye gidecek. Ayrıca, Avrupa Yatırım Bankası’ndan da Ankara’ya verilecek kredi desteğinin gözden geçirilmesi talebinde bulunma” kararı aldı.

AB Dışişleri Bakanları ayrıca, doğalgaz sondaj faaliyetleriyle bağlantılı olanların hedef alınacağı muhtemel mali yaptırımlar konusunda da Avrupa Komisyonu’nun çalışmalara devam edeceğini bildirdi.
Türkiye’nin yanıtı tahmin edeceğiniz gibi; “Çok da ciddiye almaya gerek yok”. Bu yanıtı veren Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu.

AB yaptırım kararlarını “yok hükmünde” sayan Ankara, arkası gelecek yaptırımların yaratacağı “hasarın” farkında. Ancak alışkanlık olduğu üzere, (17 yıllık iktidarlarında dünya siyasetine kazandırdıkları ve aslında hiç kimsenin ciddiye almadığı dış politika yaklaşımı) üst perdeden ve muhatabını rencide eden dil ve davranışların “kazandırıcı” olacağını düşünüyorlar. Seslerini yükselttikçe haklı olduklarına bütün dünyanın inanacağını düşünüyorlar. Oysa gerçek bizlere başka şeyler anlatıyor.

ABD yaptırımları kapıdayken, AB’nin yaptırım kararlarının özellikle ekonomik anlamda, “sarsıcı” sonuçlarının olacağı malumken, “ama acımadı ki…” demek durumu kurtarmaz. AB’nin yaptırım kararları sembolik olsa bile, siyasal ve ekonomik sonuçları ağır olacak.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik macerası 1999 yılında Helsinki’de başlamıştı. Yaklaşık yirmi yıl süren ve Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi ile başlattığı müzakereler, uzun bir süredir fiilen bitmişti. AB ülkelerinde “sağ” partilerin yükselişi, Türkiye için özellikle Fransa ve Almanya’nın AB üyeliği yerine, “stratejik ortaklık” önerisi tam üyelik sürecini yavaşlatan olgulardan biriydi. Ancak tam üyelik hedefi için Türkiye de çaba harcamadı. Dahası 17 yıllık AKP iktidarında, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgürlükler alanında ciddi bir geriye gidiş olduğu AB ilerleme raporlarına yansıdı.

Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemi, Türkiye-Batı Bloğu ilişkilerinde derin bir krize neden oldu. AB’nin Doğu Akdeniz krizi nedeni ile aldığı yaptırım kararlarını, ABD’nin devreye koyacağı yaptırımlarla durum daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak. Hem AB ve hem de ABD bu yaptırımları başka yaptırımların izleyeceği mesajını verirken, izlediği dış politika ile ülkeyi açmazlara sürükleyen AKP, bu politikalarını sürdürmekte ısrar ediyor. AB fonlarının bir etkisinin olmadığını, uygulanacak yaptırımların “önemli” sonuçlarının olamayacağını söyleyerek, bu hamaset politikaları ile toplumdan destek almaya çalışıyorlar.

Oysa 1999 Helsinki Zirvesi ile Türkiye, AB’ye tam üyelik perspektifi ile aday ülke ilan edilmiş, daha sonra imzalanan katılım ortaklığı belgesi ile bu süreç, tam üyelik amacı ile “müzakerelere” dönüşmüştü. Türkiye’nin demokratik “dönüşümünü” sağlaması öngörülen AB süreci tüm toplumsal kesimlerden destek almış ve büyük umutlar yaratmıştı. Türkiye’de demokratik standartlar yükselecek, insan hakları ve hukukun üstünlüğü sağlanacak, refah düzeyi artacak ve en önemlisi Türkiye iç barışını sağlayarak, Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözüm olanağına kavuşacaktı.

AB’nin aldığı yaptırım kararları, AB-Türkiye ilişkilerinde telafisi çok zor bir süreç başlatmış oldu.

Yazarın diğer yazıları