AB Türkiye ilişkileri sil baştan

Avrupa Parlamentosu bu gün Türkiye Raportörü Kati Piri tarafından hazırlanan "Türkiye Raporunu" görüşüyor. AP üyesi siyasi gruplar birçok değişiklik önergesi de vermiş durumdalar. AP tarihi bir karar alacak. AP’nin bu kararı 1999 yılında Helsinki Zirvesinde kabul edilen ve Türkiye’nin AB’ye aday üye olarak ilan edildiği süreçten sonra ilk ciddi kopuş anlamına da gelecek. AP’nin kararı Türkiye AB ilişkileri aşısından yeni bir dönüm noktasını oluşturacak. 

Bilindiği gibi AB Türkiye ilişkileri, Helsinki Zirvesindeki aday üye statüsünden, AB’ye tam üyelik perspektifi ile 2005’te başlatılan üyelik müzakerelerinin durdurulması anlamına gelecek. Bu elbette nihai bir karar olmayacak. AP’nin kararı AB’ye güçlü bir çağrı niteliğinde olacak. Daha sonra AB Komisyonu ve AB Konseyi nihai siyasi kararı vereceklerdir. AB ile tam üyelik perspektifi ile sürdürülen müzakerelerin resmen askıya alınması, durdurulması kararının ciddi ekonomik, sosyal, siyasal ve diplomatik sonuçları olacaktır. Kuşkusuz bu tahribatların faturasıda Türkiye halklarına çıkacaktır.

Taslak rapora göz attığımızda en önemli öneri, "16 Nisan anayasa değişikliği paketinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde” Türkiye ile üyelik müzakerelerinin “derhal ve resmen askıya alınması” için AB devletleri ve Avrupa Komisyonu’na çağrıda bulunulması yer alıyor. Güvenirliği ve meşruiyeti tartışmalı referandumun, hemen yürürlüğe giren maddeleri, 2019 yılında yürürlüğe girecek olan diğer maddelerin nasıl uygulanacağı konusunda yeterince kanıt sunuyor. Defakto otoriter bir rejime hukuki kılıf uyduruldu. 2019 yılında yürürlüğe girecek diğer maddeler açısından bir boşluk söz konusu olmaz. Çünkü defakto yönetim anlayışı bu boşluğu hukuksuz bir biçimde doldurmakta tereddüt etmeyecektir. Raporu hazırlayan Kati Piri ve AP bu gerçeğin farkında. Bu nedenle, Türkiye ile müzakerelerin dondurulması, askıya alınması gerektiğini siyasal bir öneri olarak AB kurumlarının gündemine bir kez daha taşıyacaklar.

Raporda, Venedik Komisyonunun değişik raporlarında dile getirdiği saptamalara vurgu yapıldıktan sonra; Kopenhag Siyasi Kriterlerine aykırı bu Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesi halinde Türkiye’nin AB macerasının da sona ereceği gerçeğini görmek mümkün. Yine raporda kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ilkelerine aykırı bu düzenleme, eğer yürürlüğe girerse, AB değerlerine ve demokrasiye açık bir darba olacağı gerçeğinin de altı bir kez daha altı çiziliyor.

Ancak üyelik müzakereleri dondurulsa bile karşılıklı çıkarlar nedeni ile Türkiye ve AB arasındaki ipler tümü ile kopmayacaktır. Raporda bunun ipuçlarını görmek mümkün. AP, ilişkilerin bundan sonraki seyri için bir alternatif öneriyor. Raporda, üyelik müzakereleri yerine “kuvvetli işbirliğinin mümkün olabileceği ortak çıkar alanları üzerine Ankara ile samimi ve açık bir tartışma başlatılmasını” ve “Ortak çıkar alanları” olarak terörle mücadele, göç, enerji, ekonomi ve ticaret gibi alanlarda ilişkinin devam edebileceği öngörüsü üzerinde bir teklifte bulunuyor.

Yani AB üyeliği yerine “ortaklık” öneriliyor.

Fakat, halihazırda devam eden Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi müzakerelerini ve “insan hakları ve temel özgürlüklere saygı” konusunu ön koşul olarak ileri sürüyor.

Başka neler var raporda? Kısaca başlıklara bir göz atalım…

“- 15 Temmuz darbe girişimi kınanıyor.

– Adil yargılanma çağrısı raporda yerini alan önemli bir başlık.

– OHAL kapsamında alınan önlemlerin temel özgürlüklerin korunması ve birçok vatandaş üzerinde “büyük çaplı, uzun vadeli, orantısız ve olumsuz etki yarattığı” görüşü dile getiriliyor.

– AP, Türkiye’ye verilen üyelik öncesi AB fonlarının da gözden geçirilmesi önerisinde bulunuyor.

– Raporda vatandaşları için Schengen alanında vize serbestisinin Türkiye terörle mücadele yasalarında temel hak ve özgürlükleri güvence altına alıcı revizyona gitmediği sürece mümkün olamayacağını belirtiyor.

– Taslak metinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı Avrupalı liderlere yönelik “Nazi” suçlamalarına da yer veriliyor. “Meşru olmayan bu tür ifadelerin devamının Türkiye’nin siyasi ortak olarak saygınlığını baltaladığı” gerçeğinin altı çiziliyor.

– PKK’ye “silah bırakma” ve “taleplerini barışçıl ve yasal yollardan dile getirme” çağrısında bulunuluyor”.

AB ve üyesi ülkelerin, Türkiye’nin, ister tam üyelik müzakereleri isterse Kati Piri’nin raporunda önerildiği gibi güçlü bir ortaklığın önerildiği, çıkar öncelikli bu ilişki biçiminde, sürdürülebilir olacağını düşünmüyorum. AB’nin yanılgısı tam da bu çıkar odaklı politikalarında açığa çıkıyor. 

Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi müzakerelerinin çıkar odaklı bu yaklaşımda ciddi bir ön koşul olduğu konusunda emin değilim. Çünkü  “insan hakları ve temel özgürlüklere saygı” konusunu bir felaketin yaşandığı bir ülkede öne sürülen bu ön koşul yine çıkar odaklı siyasetin kurbanı olacağı konusunda en ufak bir kuşkum yok.

Yazarın diğer yazıları