AB-Türkiye üyelik müzakerelerinde sona roğru mu?

AB-Türkiye ilişkileri, Türkiye tam üyelik perspektifinden uzaklaştıkça, yeni gelişmeler ortaya çıkarıyor. Yeni gelişmelerden kasıt, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) yolunda sağladığı “ilerleme” değil ve fakat AP Türkiye Raportörü Kati Piri’nin rapor taslağında formüle ettiği gibi “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki ciddi gerileme”. Tablo son derece net: gerileme!

AP Türkiye Raportörü Kati Piri’nin hazırladığı taslak geçtiğimiz günlerde, AP Dışişleri Komisyonu tarafından görüşüldü. AP’de temsil edilen politik grupların verdiği değişiklik önergeleri ile Türkiye Raporu, 13 Mart’ta AP genel kurulunda görüşülerek resmiyet kazanacak.

Elbette genel kurulda da kimi değişiklikler öngörülebilir ancak Türkiye Raporunun Dışişleri Komisyonundan geçtiği haliyle onaylanacağını söyleyebiliriz.

Bizce bu raporun en önemli bölümü Türkiye’nin AB’ye tam üyelik perspektifi ile sürdürülen ancak “fiilen” duran üyelik müzakerelerinin “durdurulması ya da askıya alınması” önerisi oluşturuyor.

Türkiye’deki mevcut “gerileme” ve hükümetin tutumu, Türkiye’nin AB üyeliğine “karşı” olan “sağ ve muhafazakar” grupları oldukça memnun etmişe benziyor. Bu grupların Türkiye için üyelik yerine bir tür “ortaklık” öngördükleri önerisi de son anda rapora girmiş durumda. Türkiye-AB arasında sürdürülen müzakerelerin durdurulması ilk kez AP tarafından “tavsiye” edilmiş olacak. Oysa aynı AP, büyük bir çoğunlukla Türkiye’nin tam üyelik başvurusunu kabul etmiş ve desteklemişti. Türkiye-AB müzakere sürecinin fiilen durması ve yaşanan büyük “gerileme”, AP’nin böyle bir karar almasını kolaylaştıran temel faktörler. AP, 13 Mart’ta bu raporu olduğu gibi onaylarsa, bu karar elbette “tavsiye” niteliği taşıyacağı biliniyor. Ancak bu “tavsiye” kararının politik etkilerini de olacağını hesaba katmak gerek.

“Bağlayıcı” niteliği olmayan ancak politik “ağırlığı” olacak bu rapor, Türkiye’nin “demokratikleşme” istikametini de belirlemiş olacak. AKP-MHP iktidarına “muhalif” tüm kesimlerin baskı altına alındığı bir ülkede bu rapor yine “yok hükmünde” olduğunun ilan edileceğini biliyoruz. Türkiye Dışişleri Bakanlığından, bu yönlü açıklamalar “ilk tepki” olara ajanslara düştü.

Ankara’dan yapılan açıklamaklara bakılılarsa AB ile köprülerin atılacağı havası yok. Yaklaşan yerel seçimler, iç ve dış politikada yaşanan sıkışmışlık Ankara’yı bu tür açıklamalar yapmaya itiyor. Ancak “gemilerin tümden yakılması” söz konusu dahi edilemez. Zira Türkiye’nin, AB ve AB üyesi ülkelerle başta ekonomik ilişkiler olmak üzere, siyasi, askeri ve diplomatik ilişkileri köprülerin atılmasına, gemilerin yakılmasına izin vermez. Bunu her iki tarafta çok iyi biliyor.

Bu nedenle Türkiye-AB arasındaki müzakerelerin, “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve temel haklar” gibi, Türkiye tarafından çoktandır unutulan “Kopenhag Siyasi Kriterleri” koşuluna bağlanması sonuç alıcı olamaz.

Kati Piri’nin Türkiye raporu, AB-Türkiye ilişkilerinin “geleceği” açısından önem kazanıyor. 26 Mayıs ayında yapılacak seçimlerle AP yenileniyor. Nasıl bir tablonun ortaya çıkacağını öngörmek zor değil. Gelecek yıllara damgasını vuracak bu rapor, yeni seçilecek AP için de Türkiye ile ilişkilerde kuşkusuz, önemli bir belge niteliği taşıyacaktır.

Raporun dili, objektif tespitleri ve ortaya konulan “politik tutum’a” bakıldığında, AB Komisyonunun bu “tavsiyeleri” göz ardı etmeyeceğini tahmin edebiliriz. Raporun içeriği ve ana başlıkları, değindiği konular bu konuda yeterince fikir veriyor.

Türkiye-AB arasında, Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi müzakerelerinin “insan hakları ve temel özgürlükler” koşuluna bağlanması, AP’nin bu kez “bağlayıcılığını” ve ciddiyetini ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Gümrük Birliğinin güncellenmesi için AP onayı şart.

Türkiye’nin Dış Politika yaklaşımlarını eleştiren rapor, özellikle Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonları ve Türkiye tarafından “desteklendiği” belirtilen Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) “Afrin’de sivil Kürtlere ait mallara el koyduğu, yağmaladığı ve imha ettiği” saptaması oldukça önemli. Kıbrıs sorununa geniş yer verilmesi bir tesadüf değil. Doğu Akdeniz de doğal gaz arama çalışmaları yürüten Türkiye için önemli “mesajlar” içeriyor. Tutuklu bulunan önceki HDP Eşbaşkanı Sayın Demirtaş ve tutukluluğundan 16 ay sonra hakkında iddianame düzenlenen Osman Kavala’nın durumuna ilişkin güçlü “kınama” mesajları raporda önemli bir yer tutuyor.

AKP-MHP ikilisinin AB müzakere sürecini “sürdürmesi” ve demokratik “reformlara” yönelmesi elbette beklenemez, beklenmemeli. AKP, yine demokrasi ve reformlara duyulan “ihtiyaca” binaen yeni manevralara girişebilir. “Gerilemeyi”, kozmetik bir “ilerleme” hamlesi ile kendi lehine çevirme yoluna girebilir.

AB’ye tam üyelik perspektifi ile sürdürülecek müzakereler, Türkiye’nin “demokratikleşmesi” için son derece önemli. AB bir dış dinamik olarak, Türkiye’nin demokratikleşmesi için asıl “gücün” Türkiye halkları ve demokratik kamuoyu olduğunu unutmamalı.

Kapının açık kalması ve müzakerelerin sürdürülmesi, Türkiye’nin demokratik dönüşümü için önem taşıyor. “Gerilemeyi” ilerlemeye dönüştürecek güç, Türkiye demokrasi hareketi olacaktır.

Yazarın diğer yazıları