ABD ile S-400 krizi derinleşiyor

Ankara Valiliğinin F-16 uçaklarının yapacağı alçak uçuş uyarısının, Rusya’dan alınan S-400’lerin denenmesi amacı ile yapıldığı kısa süre sonra anlaşıldı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklamada, “Bir ürün kutuda tutulmak için alınmaz. Üretmediğimize göre bir yerden temin etmemiz gerekiyor” açıklaması ile S-400’lerin “kullanıma” alınacağının sinyalini vermiş oldu. Tabii Türkiye’nin bu yeni hamlesi ABD’nin “endişelerini” artmasına neden olduğu Washington’da yapılan açıklamayla öğrenmiş olduk. Oysa 13 Kasım’da yapılan Trump-Erdoğan görüşmesinde en azından S-400’lerin kullanımının bir süreliğine de olsa “dondurulduğu” yorumları yapılmıştı. Erdoğan’ın son Washington ziyaretinde Trump’a S-400’lerin aktifleştirilmemesi konusunda herhangi bir “taahhütte” bulunulmadığını söyleyen Çavuşoğlu, S-400 krizinin derinleşeceği, sadece ABD ile değil NATO ile de iplerin gerileceği sinyalini de vermiş oldu.

Zaten gergin olan ABD-Türkiye ilişkilerini yeniden “kriz” aşamasına getirmiş durumda. Türkiye’nin NATO düzleminde kimi savunma planlarını bloke etmesi, Suriye’deki Kürtleri gerekçe göstererek NATO’dan taviz kopartma girişimi, gerilimin NATO bünyesine taşındığı ve krizin bu kez NATO-Türkiye ilişkilerine de yansıdığını kimi yeni gelişmelerden anlamak mümkün.

Tüm bu gelişmeleri büyük bir dikkatle izleyen Rusya, mevcut krizin bir üst aşamaya geçmesi için çaba harcamaktan, yeni hamleler yapmaktan geri durmuyor. S-400 satışı ile Türkiye-ABD ve Türkiye-NATO arasında “derin” bir çatlak yaratan Rusya, şimdi bu çatlağı daha da büyütüp bir “kopuş” sürecinin yaşanması için elinden geleni ardına koymuyor. Atlantik Paktı’nda üstelik bir “müttefik” eliyle yarattığı bu değerli fırsatı sonuna kadar kullanmaktan geri durmayacak olan Rusya, böylece ABD ve NATO karşısında önemli bir politik “kazanım” ya da stratejik bir üstünlük elde etmiş olacak.

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, geçen hafta NATO’ya ilişkin olarak yaptığı açıklamada “Şu anda yaşadığımız NATO’nun beyin ölümüdür.” demesi NATO’nun içinin de sanıldığı gibi “bir” olmadığını göstermesi açısından oldukça ilginç. Macron devamla, “ABD ile NATO müttefikleri arasında stratejik karar alma süreçlerine hiç bir koordinasyon yok. Aynı zamanda bir diğer NATO üyesi Türkiye’nin, çıkarlarımızın söz konusu olduğu bir bölgede, koordinasyonsuz saldırgan eylemleri var.” diyerek eleştirilerini yüksek sesle dillendirmesi son derece dikkat çeken “yeni” bir gelişme.

Trump’ın son çekilme kararı ile müttefikleri olan Kürtleri yalnız bıraktığını, bunun da NATO’yu zayıflattığını söyleyen Macron, sözlerini şöyle bitiriyor: “Stratejik ve siyasi olarak bir sorunumuz olduğunu kabullenmemiz lazım.”

Kuşkusuz NATO ve içinde bulunduğu durunu kendi lehine en iyi değilendiren ülke Rusya olsa gerek. Üstelik bunu Türkiye üzerinden yapıyor. Bir taşla birkaç kuş…

Dikkat çeken konu batıyla yaşanan krizleri “Allah’ın bir lütfu” olarak görmek isteyen Türkiye’nin bu krizleri basıl yöneteceği sorunudur. Kriz çıkarmada pek yetenekli olan Ankara’nın, kriz yönetme ve çözme konusunda aynı beceriyi göstermeyeceği biliniyor.

S-400’ler konusunda müttefiklerinin “sabrını” sınayan Türkiye’nin stratejik bir kopuşa yönelmeyeceği de biliniyor. O halde bütün bu krizler neden yaratılıyor? Yanıt çok basit: S-400’ler ile ABD ve NATO’nun sabrını sınamak isteyen Türkiye’nin tek şartı var, Kürtlerin, NATO tarafından ‘terör örgütleri listesine’ alınması. ABD ile S-400 krizi, NATO ile Baltıklar ve Polonya’ya Rusya’dan yapılacak bir saldırıya karşı hazırlanan “savunma planının” bloke edilmesinin tek şartı var: YPG’nin “resmen terör örgütü olarak kabul edilmesi.”

Kürt sorunun demokratik siyasal çözümü için adım atması “beklenen” Türkiye’nin Kürt “fobisi” üzerinden müttefikleri ile yarattığı krizler üzerinden taviz koparması belki kısa sürede mevcut iktidara kısmi “yararlar” sağlayabilir. Ancak Kürtleri “yok” sayarak, sorunu ötelemenin kimseye bir faydası olmayacak. İki yüzyıllık Kürt sorunu, Kürtleri “terörize” ederek çözülemez.

Yazarın diğer yazıları