ABD saldırtıyor

Cihan EREN

Hemen her siyasi gözlemcinin hemfikir olduğu konu ABD’nin Suriye savaşını derinleştirmek istediğidir. Bunu önce DAİŞ çetesi saldırılarını gerekçe yaparak yaptı. DAİŞ çetesinin sonlanmasıyla bu kez, DAİŞ’in devlet hali olan TC’yi saldırgan bir güç olarak kullanarak yapmaya çalışmaktadır.

TC ekonomik olarak çöküş içindeyken el atılarak denetime alınmıştır. Erdoğan’a ya çökeceksin ya da bizim için savaşacaksın denilmiştir. Suriye siyasetinde ABD ile TC arasında Rusya dengesini bozmak için yoğun bir işbirliği vardır. Rusya da ABD dengesini bozup gücünü artırmak için Erdoğan’ı kullanıyor. S-400’ler meselesi denilen şey kimin Türkiye ve Erdoğan’ı nasıl kullanacağıdır. ABD ben Rusya ise ben kullanacağım diyor. Erdoğan ise kim Kürtleri ve Ortadoğu demokrasisini tasfiye etmeme izin ve destek verirse kendimi ona kullandırtacağım diyor.

Bilindiği gibi sistemin merkezi güçleri önce DAİŞ ile ortalığı karıştırdılar. Bu karışıklıktan faydalanarak ve Kürtlerin açtığı ortamdan yararlanarak Suriye’ye yerleştiler. DAİŞ’in tehlike olmaktan çıkarılması TC’nin boşluğa düşmesine yol açtı. Çünkü TC Kürt ve Ortadoğu demokrasisine düşmanlığını DAİŞ üzerinden yürütüyordu. Kuzey-doğu Suriye halkları DAİŞ’i yenmeye başlayınca da direkt saldırgan güç olmuştur. Dolayısıyla kuzey-doğu Suriye yönetiminin sıkça dillendirdiği ‘Erdoğan DAİŞ’in bitmesini istemiyor bunun için kuzey Suriye topraklarına saldırıyor’ görüşü artık eksik ve yanlış bir görüştür. Erdoğan hem kişi olarak hem de devletiyle birlikte, her şeyi ile Kürt düşmanı, Kürtler şahsında halklar ve inançlar düşmanı olduğu için kuzey-doğu Suriye’ye saldırıyor.

Türk egemenlerinin kanında Kürt düşmanlığı olduğu için Şengal ve Maxmur kampına saldırıyor. ABD ve bölgemizde çıkarı olan diğer kimi güçler Erdoğan kişiliğini iyi çözdükleri ve TC’nin kanındaki Kürt düşmanlığını bildikleri için bu güruha ince ayarlar verip kullanıyorlar. Kürtler şu gerçeği daha iyi görmek zorunda; TC’nin Kürtlere saldırıları, ABD destekli değilse de izni dahilinde oluyor. Erdoğan’ı ABD saldırtıyor. Bu özellikle hava sahasının bir bölümünün ABD kontrolünde olduğu Irak ve Suriye alanları için böyledir. Kuzey-doğu Suriye halkları bu gerçeği herkesten çok görmek ve tavırlarını ortaya koymak zorundadır. Kuzey-doğu Suriye halkları, Suriye yurtseverliği politikasını daha somut ve güçlü hamlelere dönüştürmezlerse bu saldırılar devam edecektir.

ABD’nin Erdoğan’ı saldırttığını üç önemli gelişme çok açık göstermektedir. Daha önce ABD, QSD içinde eğitim yoluyla sınır muhafaza güçlerinin örgütlendirilmesine destek olacağız dediğinde Türkiye saldırmıştı. Son saldırılar da yine ABD yetkililerinin benzer bir açıklamasından sonra gelmiştir. ABD’li yetkililerin iki defadır yaptıkları aynı açıklamadan sonra Türk devleti kuzey-doğu Suriye halklarına saldırıyor. İşgal tehditlerinde bulunuyor. Bu saldırılar ve işgal girişimleri başladığında da ABD Erdoğan Türkiye’sini biraz daha kontrolüne alıp kullanıyor. Hatırlanacağı üzere sınır muhafaza güçlerini eğiteceğiz açıklamasından sonra başlayan saldırılar karşısında ABD söylediklerine sahip çıkmadı. Yani sen neden saldırıyorsun demedi. İkinci açıklamadan sonra Erdoğan tehditlerine Pentagon’un verdiği cevap ise ‘tek başına yapma birlikte koordineli yapalım’ şeklinde olmuştur. Erdoğan Türkiye’sinin ABD tarafından halkların demokrasi sistemine karşı saldırı gücü olarak kullanıldığının üçüncü göstergesi ise Türk medyasındaki özel harp elemanlarının ‘Türkiye ABD ile karşı karşıya gelir mi’ başlığı altında yaptıkları dezenformasyonda gizlidir. Özel savaş propagandacıları, bu yolla Erdoğan’ın ve Türkiye’nin ABD’ye rağmen hareket ettiğini dillendirerek zavallı Türk halkını iyi planlanmış özel savaş propagandalarıyla kandırdıkça kandırıyorlar. Bu yola Türklerden milliyetçi sürüye yenilerini ekleyip, Erdoğan ve çetesine hem milyar dolarlar kazandırıyorlar hem de ABD ve Rusya çelişkilerine dayanarak iktidarını sürdürmek isteyen bu faşist çetenin çıkarları uğruna ABD ya da Rusya için savaştırılıyorlar.

Bu özel savaş propagandası ile Türk halkının zaaflarını kullanılıyorlar. Türklerin yeni yüzyıla yalanlarla adaptasyonunu sağlanmaya çalışıyorlar. Lider kültü güçlü olan Türk kültüründeki zaafı ‘21. yy lideri Erdoğan’ denilerek gidermeye çalışıyorlar. Bunun ataları Türk olmayan bir adama dayandırılarak yapılması, Kemalizm’in Türk halkını bilinç ve kültürde geriletmesi, sosyo-psikolojik olarak da kullanılmaya açık hale getirmesinden kaynaklanıyor. Kullanılan ikinci zaaf ise Türk devletinin ne kadar antiemperyalist bir İslam ülkesi olduğu yalanı etrafında topluma verilenlerdir. Çünkü Türk iktidar İslamcılığı Arap halifelerinin icazetiyle Hıristiyanlardan toprak kazanmaya odaklanmış ‘kafir Hıristiyanlara karşı cihat’ İslamcılığıdır.

Özcesi tıpkı Kemalistler gibi günümüzde Erdoğan adı etrafındaki çeteler, devlet adı altında her türlü soykırımı yaparak, varlıklarını Kürtleri yok etme üzerinde inşa etmeye çalışıyorlar. Bu işe kendi güçleri yetmediği için, bir ABD’ye bir Rusya’ya kendilerini peşkeş çekiyorlar. ABD ve Rusya da Ortadoğu’da kapıştıkları için Türk iktidar usulü bu kendini peşkeş çekme işlerine geliyor. Bir anlamda alan da memnun veren de memnun pazarlığı yapılıyor. Erdoğan’ın kendini peşkeş çekerken ki tek şartıysa Kürt soykırımı için izin almaktır. Daha açık bir ifade ile Kürtleri öldürmek için kendini birilerine sunuyor. Türk özel harp propagandasının çok yoğun bir biçimde Kürtleri ‘emperyalistlerle işbirliği yapıyorlar’ biçiminde karalamasının asıl nedeni, TC’nin Erdoğan ile kendini emperyalistlere sunmasının üstünü örtmek içindir. Kürt medyasının bunu ellerindeki belgelere rağmen yeterince teşhir edememesi bunların rahat konuşmasına imkan sunuyor.

Kürtlere dönük saldırılarda TC’nin desteklenmesine hukuki gerekçeyi Kürt inkarının sürdürülmesi sunuyor. Batılı güçler Kürt özgürlük mücadelesini terörizmle itham etmeyi sürdürdükçe, TC ve Erdoğan faşizmini destekliyor demektir. En açık tarzda İmralı işkence ve tecrit sisteminde dile gelen Kürt inkarı, Kürt Türk savaşını derinleştirmeye yol açıyor. Kürtlere dönük saldırılar karşısında Türk kamuoyundan seslerin yükselmemesi, Kürtleri daha farklı arayışlara itiyor. Bu da zaman içinde Anadolu’daki Türk varlığını hayal etmediği tehlikelerle yüz yüze getirecek sonuçlar doğuruyor.

Yazarın diğer yazıları