ABD’nin İran ambargosu!

Cafer TAR

Çok yakında İran halkı yeniden ABD’nin tek taraflı geliştirdiği ambargo ile yaşamak zorunda kalacak. ABD Başkanı Donald Trump gittiği her uluslararası toplantıda muhattapları ile ilk önce İran’a yönelik başlatacakları ambargoyu konuşuyor, daha sonra karşılıklı ilişkilere geçiyor.

Yine ABD Hazine Bakanlığından yetkililer başlangıcını 4 Kasım olarak ilan ettikleri ambargoya uyulmasını sağlamak için özellikle Türkiye gibi ülkeleri ziyaret edip muhattaplarına; hem ambargonun içeriğini hem de uyulmazsa başlarına nelerin geleceğini anlatıyorlar.

Daha önce ABD ambargo kararını tek başına almamış konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyine götürmüştü. BM Güvenlik Konseyi 31 Temmuz 2006 yılında 1696 sayılı kararında, İran’a bütün uranyum zengileştirme programını askıya almasını aksi takdirde ambargo uygulanacağını bildirmişti.

İran bu karara uymayacağını bildirince BM Güvenlik konseyi 23 Aralık 2006’da tekrar toplanarak 1737 sayılı kararı aldı. Bu kararla İran’a nükleer çalışmalarda kullanılabilecek her türlü malzeme ve teknolojinin transferini yasakladı.

Güvenlik Konseyi sadece bununla da yetinmedi, İran’da nükleer çalışmalarla iligili kişi ve kurumların mal varlıklarına el konulmasına da karar verdi. İran bütün bunlara rağmen nükleer faliyetlerine devam edince; daha sonra 2008 ve 2010 yıllarında aldığı kararlarla; İran’ın bankacılık, sigortacılık, petrol ticareti ve gemicilik faaliyetleri de ambargo kapsamına alındı.

İran’a yönelik ambargo BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi; ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve dışardan Almanya’nın İran’la yürüttükleri müzakereler sonucunda taraflar arasında bir uzlaşmaya varılınca 2016 yılında kaldırıldı.

İran’a yönelik ambargo nedeniyle insanlar çok acı çektiler, ambargo boyunca İran dünyanın en önemli petrol ihraç eden ülkelerinden biriyken İran halkı açlık sınırında bir hayat sürdürdü.

Başta ilaç ve yiyecek olmak üzere temel ihtiyaçlar ambargo kapsamında degildi; İran’ın bankacılık sistemi dünyadan izole edildiği için insanlar ilaç ve gıda bulmakta zorlanıyorlardı. Kanser ve benzeri hastalıkların tedavisi neredeyse imkansız hale gelmişti.

Ambargo sonrasında İran’ın yaklaşık 100 milyar dolarlık mal varlığına el konuldu. Yabancı şirketlerin İran’da enerji yatırımları yapmaları yasaklandı. İran çok yönlü kıskaca alınmıştı. İran’ın ambargo sonrası petrol ihracı yarı yarıya düştü, sıradan insanlar bile yurtdışından para transferi yapamaz hale geldiler.

İran halkı nükleer tartışmalar ve uluslararası gerilimlerin mağduru olmuştu. Reza Zarrab davası bu mağduriyetten birilerinin nasıl nemalandığını da gözler önüne serdi.

Bir yandan İran’da insanlar ambargo nedeniyle en temel ihtiyaçlarını karşılayamazken; diğer yandan hem içerde hem de dışarıda birileri İran halkının yaşadığı muazzam mağduriyeti ranta dönüştürme telaşına düşmüştü.

İran’da insanlar ambargolar nedeniyle açlık sınırında yaşarken, kanser tedavisinde kullanılacak ilaç bulamazken; kimileri İran halkının acılarını kollarında pahalı saatlere dönüştürmüşlerdi. Birileri komşusunun düştüğü zor durumu kendisi için zenginliğe dönüştürmeye çalışıyordu.

“Nükleer silah gerçeğini, İran’ın nükleer silah sahibi olup olmaması gerektiğini, İran’ın nükleer programının gerçekten sivil amaçlı mı, yoksa askeri amaçlı mı olduğunu?” oturup konuşabiliriz. Bana göre ne İran’ın ne de başka ülkelerin nükleer silah sahibi olmasının hiç bir izahı yok.

Nükleer silahlar sadece düşman ülkeyi değil; bizzat silaha sahip olan ülke de dahil bütün insanlığı tehdit ederler. Kişisel olarak İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istemiyorum; buna şiddetle karşıyım; İran’da rejimin Kürt halkına yaptığı zalimlikleri de özellikle şiddetle kınıyorum.

Fakat bunların hiç birisi İran halkının yeniden açlık sınırında yaşamasına; insanların en temel tıbbi ihtiyaçlarını dahi karşılayamamasına neden olmamalı. İran’da rejimle problemi olanlar hesaplarını İran rejimi ile görmeliler, İran halkı bunun mağduru olmamalı!

Yazarın diğer yazıları