ABD’nin kararını sorgulamaya devam!

Amerika’nın Kürt Özgürlük Hareketinin üç önemli ismi üzerinden Kürtlerin kırk yıllık özgürlük mücadelesini terörize etmeye çalışan son kararı hangi gerekçeye dayanırsa dayansın bütün Kürtlerde derin bir kaygıya neden oldu.

ABD’nin söz konusu kararı bundan sonra sadece ABD’nin Kürtlerle ilişkilerini değil, bütün bölgesel denklemi derinden etkileyecek gibi gözüküyor. Bu karar hiç kimse açısından bir kere konuşulup, yazılarak tüketilebilecek bir karar değildir; muhtemelen bu kararı eli kalem tutan, Ortadoğu’da politika yapan herkes bundan sonra da daha çok konuşmak, yazmak zorunda kalacaktır.

Bazen en son söylenecek olanı en baştan söylersiniz; anlatmak istediğiniz şeyi karşı tarafa daha dolaysız ifade etmiş olursunuz, bu da anlaşılmanızı kolaylaştırır. Biz de bunu yapalım ve lafı hiç dolandırmadan meramımızı ortaya koyalım; Kürt hareketinin önde gelen siyasetçilerini bu derece diskirimine ederek Amerika bile olsanız Kürtlerle sağlıklı bir ilişki sürdüremezsiniz!

Kimseyi memnun etmeyen bu karar bir gün mutlaka halkarın vicdanında ve objektif hukukta mahkum olacaktır; ancak bu saatten sonra insanlar söz konusu kararın ne kadar hukuki olduğuyla değil; oraya çıkaracağı sonuçlarla ilgilenecektir

Genel olarak tartışma üç ana eksende ilerleyeceğini söyleyebiliriz.

Bunlardan ilki: ABD’nin bu kararının Türkiye’nin siyasal sınırları içerisinde yaklaşık kırk yıldır kimi zaman azalan kimi zaman artan çatışmalara etkisi ne olacaktır?

İkincisi: Söz konusu kararının Rojava’nın güvenliği açısından taşıdığı anlam?

Ve nihayet üçüncüsü: ABD’nin bu kararı ABD/İran geriliminde Kürtlerin pozisyonunu nasıl etkileyecektir?

İlkinden başlarsak; ABD bu kararı ile Türkiye’ye kendi siyasal sınırların içinde elin serbest; “terörle mücadele ediyorum bahanesi ile istediğin kadar şiddeti tırmandırabilirsin!” demiştir. Kanaatimce bu teşvik sadece silahlı mücadele alanını da değil; legal alanı da kapsamaktadır. Bundan sonra HDP ve diğer legal alanlarda mücadele eden çevreler üzerinde zaten var olan baskının artarak devam edeceğini şimdiden ön görebiliriz.

Bu kararın en kritik yanı da bu olsa gerekir; kimi çevreler ABD ve diğer güçlerin bölgedeki varlığını Kürtler açısından Türkiye Cumhuriyetinin olası bir soykırım girişimine karşı bir tür güvence olarak görüyorken, bu kararla birlikte bu konuda ciddi kuşkular ortaya çıkmıştır. Türkiye Kürtleri sadece kendilerine güvenmekten başka bir seçenekleri olmadığını böylece bir kez daha anlamış oldular.

Kısaca ABD bu kararı ile Türkiye’de Kürt sorununun “Barış ve müzakere ile çözümünü değil, yıllardır süre gelen şiddete dayalı çözümsüzlüğün artarak devamını teşvik etmiştir!”

İkincisi Rojava’nın güvenliğidir: Erdoğan’ın Efrîn saldırganlığından sonra her geçen gün daha da artan bir aymazlıkla Rojava’ya yönelik saldırgan bir dil kullanmaktadır. Bunun bir tarafı muhakkak iç kamuoyunu tatmin etmektir; fakat işin tamamını böyle göremeyiz.

ABD ve Türkiye arasında Rojava’nın pazarlık konusu edildiğini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Türkiye ısrarla ABD’nin onayı ile Rojava Devriminin boğulmasını istiyor; çünkü ABD’nin onayı olmadan bunu yapmaya gücü yok. Bakmayın siz Erdoğan’ın “Bir gece ansızın gelebiliriz” böbürlenmelerine; Türkiye Suriye’de yaptığı bütün operasyonlarını ABD ve Rusya’dan onay alarak yaptı. Yoksa Türkiye Suriye’ye ne tanklarını sokabilir ne de uçaklarını uçurabilirlerdi.

Dolayısıyla bu koşullarda Türkiye’nin top atışlarını da ABD’nin bilgisi dahilinde yaptığını varsayabiliriz. Herşeye rağmen Rojava’da Kürtler ve diğer ilerici çevreler muhtemelen ABD ile belirli bir ihtiyat payı bırakarak birlikte çalışmaya devam edeceklerdir; fakat artık asıl olarak kendine güven bundan sonraki sürecin temel dinamiği olacaktır.

Üçüncü ve son olarak Kürtler kimse için artık “elde bir” değildirler; Kürt diplomasisi Suriye sürecinde birçok şeyi tecrübe etti. Olası bir İran operasyonu sonrası bu tecrübeler Kürtler açısından oldukça önemli olacak. Kürtler kadın/erkek özgürlük ve demokrasi için Rojava’da mücadele ettiler, etmeye de devam ediyorlar; fakat Kürtler ne ABD ne de başka bir gücün emperyal çıkarları için ne kendilerinin ne de başkalarının bir damla kanının dökülmesine izin vermezler…

Rojava yaşanan basit bir devletleşme süreci değil; herkesin eşit katılımını esas alan ahlaki/politik bir toplumun inşaa sürecidir.

Yazarın diğer yazıları