Abdullah Öcalan görüşmesi ve bana duyulan güven…

Kimi haberler vardır, bütün gazetecilik yaşamınızda en fazla 4-5 kez yakalarsınız. Bunlar çeşit çeşittir, en önemlisi fikri sabit ve fikri takip üzerinedir. Bu durumda birinci vazifeniz o haberi önünde sonunda kotarmaktır. Diğeri tesadüfen olayıdır ve tesadüf olması haberi küçültmez. Bu daha çok fotoğraf ağırlıklı haberdir, tesadüftür çünkü o an, orada bulunduğunuz için yaşarsınız, yani öyle bir haber için gitmediğiniz anda karşınıza çıkan haberdir. Gazeteci olarak belli bir yere geldiğinizde de size haberler gelmeye başlar artık, Bunlarda gazetecilik yaşamınızda önemli yer alır, bu tür gazeteciliğin en güzel örneklerinden birisi Uğur Mumcu’dur, size artık haber yağmaya başlar, onların doğruluğu ya da yanlışlığı sizin beceri ve bilginize bağlıdır, Uğur Mumcu da bunu çok güzel yapmıştır. Sonuncusu da mesleğinizle çevrenize verdiğiniz güvendir, o güveni verdikten sonra artık kendiniz dışında kimse bunu yıkamaz. Esasında son ikisi biraz da iç içe geçmiştir.

Hani artık komik bir olay olduğunda “Tam Aziz Nesin’lik” lafı yerleşti ve neredeyse deyim haline geldi ya, bu anlattıklarım da bunun gibi bişey olmuştur. Kadınlardan Ayşe Arman bunu hak edenlerden birisidir. Çok örnek var ama 2 örnek yeter sanıyorum. Bunu suistimal etmediğiniz sürece iyi gazeteci olarak devam edersiniz yaşamınıza.

Önceki hafta gazeteci bir arkadaşım mesaj attı, hafta sonu Mehmet Öcalan’ın Abdullah Öcalan’la görüşeceğini söyledi. Bu haber çok önemli bir haberdi, tam da Recep Tamam Erdoğan’ın Suriye’ye çıkartma yapacağını söylediği zamana denk gelmesi işi iyice ilginçleştiriyordu. Bu tip haberlerde risk durumu fazladır ve çok dikkatli olmalısınız. En önemlisi bu haberi size veren insan size ne kadar güveniyorsa, siz de ona en az onun size güvendiği kadar güvenmelisiniz ve haberi yaptığınızda gözünüz kapalı, içiniz rahat yapmalısınız.

En önemlisi de sır gibi saklamanız ve haberi yapacağınız anı çok iyi ayarlamanız. Zor an o zaman başlar, çünkü olayın nedenlerini de düşünmek zorundasınızdır. Haberi aldıktan yarım saat sonra genel yayın müdürümüz Celal Başlangıç’a söyledim ve beraber yorumlar yapmaya başladık. Gün olarak ben Pazar günü olacağını tahmin ediyordum, belki de öyle istiyordum, çünkü Cumartesi günü Hrant Dink ve Uğur Mumcu’yla ilgili bir panelde konuşma yapacaktım.

Panel için yola çıktım, trendeyken Mehmet Öcalan’ın yola çıktığı haberi geldi. Engellemek için her türlü bahane yeter diye düşünerek haberi vermedik ama altyapısını oluşturduk. Sonunda ben dayanamadım ve engelleme olmayacağından emin olduğum bir saatte “Demedi demeyin Abdullah Öcalan ile heran görüşme olabilir. Devamlı mı olur artık bilemiyorum” diye bir tweet attım. Bu esasında bir ön hazırlıktı, nasıl tepki geleceğini görmek istemiştim.

Ve benim şansıma panele başladıktan 5 dakika sonra görüşmenin başladığı ve bittiği haberi geldi. Abdullah Öcalan’ın sağlığı iyiydi, fiziki bir sorunu da yoktu. Gazeteye hemen mesaj geçtim, haberi girdiler ve 10 dakika sonra tekrar mesaj geldi, haberi kaldırmışlar, çünkü arayanlar böyle bişeyin olmadığını söylemişler. Dedim ya bendeki şans diye, panelde konuşma sırası bende ve gazeteden devamlı beni arıyorlar. Ne yalan söyleyeyim, Celal’in yerinde olmak istemezdim, o benden daha zor durumda ve böyle bir haberin yanlışlığı hepimize çok itibar kaybettirir. Sonunda kendisine bir telefon gönderdim ve aramalarını istedim. Aynı anda bikaç işi yapabilmeyi becerdim sonunda, panelde konuşan Hayko Bağdat’ı dinliyor, notlar alıyordum, arada da Celal’e mesajlar yazıyordum. Sonunda baktım olacak gibi değil, eğilerek telefon açtım ve haberi hemen tekrar girdik.

Kısa da sürse bu görüşmenin nedenleri ve detayları ileride açıklanacak mutlaka. Sağlık dışında bana da başka en ufak bir haber gelmedi, o yüzden bundan sonra yazacağım sadece benim kişisel ve siyasi yorumum. Ben bu görüşmenin açlık grevleri nedeniyle olduğuna inanmıyorum. Hatta kısa bir süre sonra avukatlarla ya da biriyle bir görüşme daha olabilir diye de düşünüyorum.

Son olarak da şunu söylemek istiyorum ve bu bölüm en azından benim yaşamımda çok önemli, haberi bana veren arkadaşımın bana bu sonsuz güveni için çok teşekkür ediyorum. Bir gazeteci ve devrimci olarak bana bu kadar güvenilmesi beni çok onurlandırdı. Son yaşananlarla beraber Kürdistan için önemli bir haberdi ve bunu büyük bir keyifle yaptım. Umarım daha güzellerini hep beraber yaparız. Arkadaşımın adını vermeme nedenim onu sır gibi saklamak değil, böyle durumlarda nasıl telefon yağacağını bildiğimden onu bunaltmak istemememden kaynaklanıyor.

Yazarın diğer yazıları