AB’nin Suriye’de güvenli bölge perspektifi

ABD Suriye’de çekileceğini ilan edince “doğacak boşluk” konusunda taraflar harekete geçmiş durumda. Soçi’de Rusya, İran ve Türkiye, Suriye’de oluşan yeni dengeleri, güvenli bölge (bu Türkiye’nin önerisi. Rusya ve İran bu fikre açıkça karşı) ve Cenevre’de kurulması öngörülen Suriye için yeni bir Anayasa Hazırlamak için oluşturulacak komisyon gündemleri ile toplanıyorlar.

ABD ise Polonya’nın ev sahipliğinde, Varşova’da, 13-14 Şubat tarihlerinde, “Ortadoğu’da barış, istikrar, özgürlük ve güvenlik” başlığı ile bir “Ortadoğu Konferansı” topluyor. Konferansın ana gündemleri; İran, Suriye, Yemen krizi ve tıkanan Filistin-İsrail müzakerelerinin geleceği. AB ve kimi davetli AB üyesi ülkeler bu konferansa “düşük” düzeyli bir katılım sağlıyor.

AB ise bu olup bitenler karşısında “yeni” sayılabilecek bir pozisyon alıyor. Suriye konusunda, “mülteciler” dışında neredeyse diğer tüm gelişmeleri “izlemekle” yetinen Avrupa Birliği’nin, Suriye’de, çözüm konusunda, “esaslı” bir öneri getirmiş olması oldukça önemli. AB’nin Suriye konusunda yaşanan tartışmalara “katılması” ve “güvenlik” eksenli perspektifi, Suriye’de siyasal bir “çözümün” önünü açacak nitelikte.

AB’nin yeni çözüm perspektifinde, BM’nin devreye girmesi ve özellikle Kuzeydoğu Suriye’de, tüm etnik ve dini azınlıkların “korunması” fikrine dayanıyor.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkan Yardımcısı, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin Avrupa Parlamentosuna sunduğu metinde; “ABD’nin askerlerini çekeceğini açıklamasının ardından Suriye yeni bir döneme girdi. Ancak ülkede henüz siyasi çözüm bulunabilmiş değil. Tek çıkış yolunun görüşmelerde alınan BM himayesindeki çözüm kararı olduğunun bilincine varılmalı. Bunu tekrar etmekten yorulmayacağız” diyerek AB’nin tutumunu “resmi” olarak ilan etmiş oluyor.

Mogherini esas olarak “Rusya, Türkiye, ABD ve Kürt güçler arasındaki görüşmeler sırasında Suriye’nin kuzeydoğusundaki durum hakkında varılabilecek güvenlik mutabakatının yeni çatışmaların önüne geçebileceğini” vurgulaması, AB’nin Suriye’de etkili bir şekilde devreye gireceği mesajını vermesi açısından önem taşıyor. Mogherini’nin AP’ye sunduğu belgede dile getirdiği diğer önemli bir konu, Türkiye’nin dayattığı “güvenli bölge” talebine verdiği yanıttır. Mogherini’nin sunduğu belgede, “Suriye’de nüfuz alanları tesis etmenin barış ve istikrar getirmeyeceğini” belirterek, “Şu anda Suriye’nin kuzeydoğusu Rusya, Türkiye, ABD, Suriye yönetimi ve Kürt güçler arasında müzakere ediliyor. Türkiye’nin güvenlik alanındaki çekincelerini anlıyoruz ancak bunların yalnızca Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasıyla giderilebileceğini düşünüyoruz” demesi, Türkiye’ye bir yanıt niteliğinde.

Suriye’de 8 yıldır devam eden iç savaşa ilişkin olarak AB’nin bu politik pozisyonu, Suriye’de “çözüm” konusunda katkı sağlayabilir. AB’nin güçlü bir biçimde “devreye” girmesi, savaş ve çatışma risklerini azaltırken, siyasi-barışçıl çözüm mekanizmalarının öne çıkmasında etkili bir rol oynayabilir. Özellikle BM ve uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi, diplomasi ve diyalog mekanizmalarının etkin kullanımı, Suriye’deki çözüm çabalarının başarıya ulaşmasında katkı sağlayacaktır.

AB’nin Suriye’de elini “taşın altına” koymasının zamanı. Şimdiye dek hep “dışarıdan” gelişmeleri izleyen AB, yukarıda ana hatları verilen “Suriye’de Çözüm” stratejisinin yaşama geçmesi için etkin ve somut adımlar atarak “devamını” da getirmeli. Suriye’de sadece kimi devletlerin “güvenlik” kaygılarını gidermeye dönük bir yaklaşım, Suriye’de çözümü daha da zorlaştıracaktır. Suriye halklarının demokrasi, özgürlükler, barış ve insan hakları, öncelikler olarak görülmeli ve “olası” çözümün temel parametrelerini oluşturmalıdır.

Soçi’de gerçekleşen Rusya-İran-Türkiye dördüncü zirvesi öncesi AB’nin bu çıkışı uyarı niteliğinde. Astana süreci olarak bilinen ve tarihsel olarak “uzlaşmaz” üçlü olarak bilinen, üç garantör devlet, bilindiği gibi şu ana kadar hep Suriye’nin, Kuzeydoğu bölgesi dışındaki coğrafyada (Fırat Irmağının batısı olarak tarif edilebilecek bölge) etkili oldu. Esas olarak ABD ve Rusya arasında varılan anlaşma gereği, özellikle Suriye hava sahası, Fırat’ın batısı ve doğusu olarak ikiye bölünmüş ve iki ülke arasında, Suriye’de böylece “nüfuz alanları” oluşturulmuştu.

ABD’nin asker çekme planını ilanı ile birlikte Kuzeydoğu Suriye’de “egemenlik” kurmak için güçler harekete geçmiş durumda. Türkiye “güvenli bölge” adı altında, Suriye’nin Kuzeyinin tamamında “egemenlik” peşinde. Rusya ve İran bu bölgenin Suriye rejimine “bırakılmasını” istiyor. ABD, bu bölgede “güvenliği” sağlamak için yeni bir koalisyon peşinde. Suriye Demokrasi Güçleri ise bu bölgenin BM denetiminde, uluslararası bir barış gücü ile korunması fikrini benimsediklerini açıkladılar.

İşte bu nedenle Sayın Mogherini’nin AP’ye sunduğu belge önem kazanıyor. AB ve Almanya, Fransa gibi etkili ülkelerin bu belgenin gereği için konuyu ciddi biçimde BM-Güvenlik Konseyine taşımalılar. Yoksa AB’nin bu yeni yaklaşımı bir temenniden öteye geçmez.

Yazarın diğer yazıları